İZNİK
KONSİLİNDE NELER OLDU? 
Daha önceki
bölümlerde, bazı kitaplardan yaptığımız alıntılarda, İncil'in "İznik
Konsilince dörde indirildiği" iddiası ileri sürülüyordu. Oysa
geçen bölümde, İncil'in İznik Konsilinin toplandığı İS 325 yılından
çok önce elimizdeki şeklini aldığını görmüştük. Bu bölümde, İncil'in
İznik Konsilinde değiştirildiğini ileri sürenlerin yanlışlarını
ve tutarsızlıklarını geniş bir şekilde gözden geçirelim:
"KONSİL"
NEDİR?
Hristiyan din
önderleri, Hristiyanlıkla ilgili tartışmalı konuları aydınlatmak
ve bir sonuca bağlamak için, tartışılacak konunun önemi ve ilgilendirdiği
bölge oranında büyük toplantılar düzenliyorlar. Bu toplantılara
"Konsey" ya da "Konsil" adı verilmektedir.
Tartışılacak
konu, bütün Hıristiyanları ilgilendiriyorsa, "Genel Konsil"
yapılarak, bütün önemli kilise önderleri davet edilir. Eğer tartışılacak
konu, sadece bir bölgenin Hıristiyanlarını ilgilendiriyorsa, o bölgenin
kilise önderlerinin katılacağı bir "Bölgesel Konsil" düzenlenir
ve sorun tartışılır.
Bu güzel gelenek,
"Havariler" olarak adlandırdığımız İsa Mesih'in ilk öğrencileri
tarafından başlatıldı. İS 50 yılında "bölgesel" diyebileceğimiz
Kudüs Konsilini düzenleyen Havariler ve diğer önderler, Hıristiyanlığı
yeni kabul etmiş olan,Yahudiler dışındaki ulusların bazı sorunlarını
görüştü (İncil, Elçilerin İşleri, 15: 1-29).
"Genel"
diyebileceğimiz ilk konsil ise, İznik Konsili olup İS 325 yılında,
İznik'te şu anda sadece kalıntıları kalan büyük bir kilisede toplandı.
20 Mayıs'ta başlayan oturumlar 25 Temmuz'a kadar sürmüştü.
İZNİK
KONSİLİ NİÇİN TOPLANDI?
İznik
Konsilinin toplanmasını gerektirecek nedenlerin tohumları İS 310
yıllarında, Mısır'ın İskenderiye kentinde görevli Aryus adlı bir
kilise önderi tarafından ekilmeye başlandı. Aryus, bu yıllarda İncil'e
ters düşen bazı iddialar ileri sürmeye başladı.
İS 300 yıllarına
kadar, İsa Mesih'in şahsiyeti ile ilgili bir tartışmaya pek rastlanmaz.
Hem o zamandaki hem şimdiki Hıristiyanlar, İncil'de yer alan bilgiler
çerçevesinde, İsa Mesih'in Allah'ın Oğlu olduğunu ve Allah'ın Ruhundan
olması nedeniyle, Allah'la eşit olduğunu kabul ediyorlar.
Aryus ise,
İS 310 yıllarında, "Oğul (İsa Mesih) Baba'nın (Allah'ın) bir
yaratığıdır. Önceden ezeli olarak mevcut değildi. Bunun için Oğul'a
ancak dolaylı olarak Allah diyebiliriz"(1) diyordu. Aryus'un
bu görüşlerinin yanlış olduğu, önce bağlı olduğu İskenderiye Episkoposu
Ale, andre tarafından belirtilmiş ve daha sonra İS 318'de yüz Episkoposun
katıldığı Mısır Konsilinden de bu yönde bir karar çıkmıştı. Ancak
Aryus, görüşlerini inatla savunmaya devam eder. Günden güne taraftar
kazanması ise, "Aryusçuluk tehlikesinin" büyüyeceğini
gösteriyordu.
KONSTANTİN
DEVREDE
İmparator Konstantin'in
Hıristiyanlığı kabul edişini politik nedenlere bağlıyanlar olduğu
gibi, onun içten ve samimi bir şekilde Hıristiyanlığı kabul ettiğini
söyleyenler de vardır. Konstantin'in Hıristiyan olduktan sonra bütün
imkanlarını kullanarak, Hıristiyanlığa hizmet etmesi ikinci görüşü
kuvvetlendiriyorsa da, bu konuda kesin bir şey söylemek tabii ki
mümkün değildir.
Konstantin,
bir mektubunda: "Eğer kötülüğün maskesini kaldırmazsam Allah'ın
huzurunda ciddi şekilde suçlu olacağım. Hiç bir şey, benim kararlı
sözüme ve İmparatorluk görevime, hatayı yok etmek, yanlış görüşlerin
kökünü kazımak, insanlığı saf bir dinle, samimi bir birlikle, kendisine
borçlu olunan bir tapınma ile Allah'a tapmaya götürmek kadar iyi
bir cevap olamaz"(2) demektedir.
İşte bu derece
samimi görünen İmparator Konstantin, Hıristiyanlar arasında meydana
gelen her önemli sorunun büyük toplantılar (konsil) yolu ile çözüldüğünü
öğrenir.
Acaba bu Aryusçuluk
sorunu için de, İmparatorluğun bütün imkanları kullanılarak, o ana
kadar eşi yapılmamış bir konsil düzenlenemez miydi?
Elbette düzenlenebilirdi...
İmparatorluğun bütün imkanları harekete geçirilir. Davet edilen
bütün Episkoposlara ve diğer kilise liderlerine, senatörlere tanınan
haklar tanınarak bütün giderler İmparatorluk tarafından karşılanır.
Konstantin, organize ettiği bu Konsile katılır ancak, dinsel bir
sıfatı olmaması nedeniyle oy kullanamaz.(3)
ARYUS'A
YANIT VERİLİYOR
İskenderiye'de
görevli olan Aryus, Konsilde en büyük darbeyi yine bir İskenderiye'li
olan genç din adamı Athanas'tan yiyecekti. Aryus'un bütün iddialarını
tek tek yanıtlaması, onu köşeye sıkıştıran sorular sorması bütün
Episkoposların dikkatini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştı.
Gerek Athanas'ın
ve gerekse diğer Episkoposlar'ın konuşmaları, Aryus'un ileri sürdüğü
iddiaların İncil'e aykırı olduğunu apaçık gözler önüne seriyordu.
Ancak Aryus'la
başlayan İsa Mesih'in şahsiyeti ile ilgili bu tartışmalar, aynı
zamanda yeni bir ihtiyacı da meydana getiriyordu: Bir Hıristiyan'ın
İsa Mesih'i nasıl kabul etmesi gerektiği daha açık bir şekilde formule
edilmeliydi. Konsil, bunu da yapmalıydı.
Yoğun bir çalışma
ile Konsil, bir Hıristiyan'ın gerek İsa ile ilgili ve gerekse diğer
temel inanç konularını daha açık bir şekilde formule eden, kısa
ama önemli bir "İman İkrarı" ya da "İnanç Bildirgesi"
diyebileceğimiz "Credo" yu hazırladı. Bu "Credo"Aryus
ve iki arkadaşı (İzmit ve Kayseri'ye Episkoposları Teonas ve Sekun-dus)
dışında herkes tarafından onaylandı.
Dünyanın hemen
her tarafından gelen 318(4) Episkopos sayesinde bu "İnanç Bildirgesi"
hemen her kiliseye ulaştırılmıştı. Belki bu
şekilde yanlış fikirler, yanlış iddialar azalır, gerçekler daha
iyi anlaşılabilirdi. İznik Konsilinde hazırlanan bu "İnanç
Bildirgesi" şu şekildedir:
"Her şeye
gücü yeten, görülen ve görülmeyen tüm varlıkların yaratanı olan
bir tek Baba Allah'a inanıyoruz.
Bir tek Rab
İsa Mesih'e de inanıyoruz; Allah'ın Oğlu, Baba'dan doğan, biricik
oğul, yani Baba'nın öz varlığından oluşan, Allah'tan Allah, Nurdan
Nur, gerçek Allah'tan gelen gerçek Allah, yaratılmış değil, doğrulmuş,
Baba'nın aynı öz varlığına sahip olan, Kendi aracılığıyla gökteki
ve yerdeki her şey yaratılmış, biz insanlar için ve kurtuluşumuz
için gökten inmiş, insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış,
sıkıntı çekmiş ve üçüncü günde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş,
dirilerle ölüleri yargılamaya tekrar gelecek olan O'dur.
Ve Kutsal Ruh'a
da inanıyoruz.
Buna karşılık,
Rab İsa'nın mevcut olmadığı bir devre vardı', O doğrulmadan önce
yoktu', hiç yoktan meydana geldi', Allah'tan başka bir maddeden
veya özden yaratıldı', değişebilir' veya başka bir hale gelebilir'
diye ileri sürenlere gelince, kutsal, evrensel ve havarilerin yolunda
olan Kilise, onları lanetlemektedir."(5)
Bu "İnanç
Bildirgesi" daha sonra toplanan konsillerde genişletilmiş ve
aralarında bazı ufak tefek değişiklikler olsa da, hala birçok Kiliselerde
(örneğin Süryani, Rum ve Ermeni Kiliselerinde), hemen her gün okunmaktadır.
Örneğin Süryani Ortodoks Kilisesinde okunan "İnanç Bildirgesi"
şu şekildedir:
"Yer ve
göğü, görünen ve görünmeyen tüm varlıkların yaratanı, her şeye kadir
tek bir Allah'a inanıyoruz.
Bütün çağlardan
önce, Allah'tan doğmuş, Allah'ın biricik Oğlu Rab İsa Mesih'e inanıyoruz.
O ki, Nurdan Nur, gerçek Allah'tan gerçek Allah'tır. Yaratılmış
olmayıp Baba ile aynı özdendir. Ve her şey O'nun vasıtasıyla yaratılmıştır.
Biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, Kutsal Ruh'tan
vücut bulmuş ve Bakire Meryem Ana'dan doğmuştur.
Pontiyos Pilatus
günlerinde bizim için acı çekerek, Haça gerilmiş, gömülmüş ve istediği
gibi üç gün sonra dirilip göğe çıkmıştır.
O Baba'nın
sağında oturmaktadır. Dirileri ve ölüleri yargılamak üzere büyük
onurla tekrar gelecek ve O'nun egemenliğine son olmayacaktır.
Baba'dan gelen,
Baba ve Oğul'la beraber tapınılan ve yüceltilen diriltici yaşam
kaynağı Kutsal Ruh'a inanıyoruz. O ki, Peygamberler ve Resuller
vasıtasıyla Kutsal, Toplumsal ve Elçisel tek bir Kilisiye muhatap
olmuştur.
Günahların
bağışlanması için, tek bir Vaftizi kabul ediyoruz. Ölülerin dirilişini
ve gelecek yaşamdaki yeni sonsuz yaşamı bekliyoruz, Amin."(6)
Tabii İznik
Konsili, bütün zamanını Aryus'a yanıt vermek ve "İnanç Bildirgesini"
hazırlamakla geçirmedi. Paskalya (İsa Mesih'in ölümden diriliş)
bayramının her zaman pazar günü kutlanmasına karar vermiş ve din
görevlileri ile ilgili bazı önemli kararlar da almıştır.(7)
İznik Konsili'nden
sonra Aryusçuluk önemli miktarda kan kaybetmişse de, sonra yeniden
toparlanmaya başladı. Ancak Konsilde Aryus'a gerekli cevabı veren
Athanas'ın "Aryusçulara Karşı Savunma", "Aryusçulara
Karşı Dört Söylev" ve başka birkaç ilahiyatçının sonradan kaleme
aldıkları teolojik eserler, Aryusçuluğun mezarını kazımaya başlamıştı.
Aryusçuluğun
son temsilcileri, VI. ve VII. yüzyılda Katolik olunca, Aryusçuluk
tarihe gömüldü.(8)
İznik Konsili
ile ilgili gerçek bilgiler özet olarak bunlardır. Ama ne yazık ki,
hemen herkesin kısa bir araştırma sonucunda öğrenebileceği bu gerçekleri,
bazı "yazarlar" bilmemektedir. Tabii bilmemek bir dereceye
kadar normal. Ama hiç kimse bilmediği bir konuda yazı yazmak zorunda
değil! Bir yazarın, eğer "doğruyu gösterme" gibi bir amacı
varsa, bilmediği konuları iyice araştırıp gerçekleri öğrendikten
sonra yazması gerekiyor.
Fakat ne yazık
ki, bazı "yazarlar" bilmedikleri gerçekleri araştırıp
öğrenmek yerine, bazı gerçek dışı iddiaları ve hikayeleri okuyucularına
"gerçek" diye sunmayı tercih ediyor.
İznik Konsili
konusunda gerçekleri saptıran yazarları iki gruba ayırmamız gerekiyor:
1) İznik
Konsilinin, Aryus'un görüşlerini tartışmak için toplandığını bilen,
ancak Aryus'un iddiaları ile ilgili yanlış bilgiler veren yazarlar.
2) Aryus
ve görüşleri konusuna hiç değinmeyen, İznik Konsilinin "İncil'lerin
durmadan artan sayısını sınırlamak için toplandığını" ileri
süren yazarlar.
NOT: İsa
Karataş'ın "Gerçekleri Saptıranlar" isimli kitabından
yazarın izni alınarak alıntı yapılmıştır.