incil.com Ver4.0
Hoşgeldiniz!! Hristiyan Topluluğuna

Ad Başlık İçerik  

Hoş geldiniz! Ana Sayfa  ::  İnternet Kilisesi  ::  Yerel Kiliseler  ::  Soru Tahtası
:: Ana Menü ::

Ana Sayfa

İnternet Kilisesi

İncil Okuma

Gündelik Ekmeğimiz

Mesaj Panosu

:: Modüller ::

· Kütüphane
· Vaazlar
· İsa Filmi
· İlahiler
· Linkler
· Soru Tahtası
· Kısa Rehberler
· Bu Siteyi Tavsiye et
· İncil Okuma Tavimi
· Download


:: Etkinlikler ::


Sipariş Formu
Görüşleriniz

  İmanınızı daha geliştirmek için Etkinliklerindeki Formlarını doldurup bize göndereceksiniz. Bizden çok rahatça 'İncil', 'İSA VCD' ve ilgili kitapları alabilirsiniz.

  Sipariş Formunun aracığıyla Mektuplaşma Kursu'na katılıp İSA'nın, İncil'in ve Hristiyanlığın gerçeklerine sahip olabilirsiniz.


:: Java Makinesi ::

Sitemizde arkadaşlarla Chat yapmak için bigisayarınıza Java Makinesi yüklemek zorundasınız.

Hala Chat Odası aktif değilse aşayıdaki linki tuşlayıp Java Makinesini indireceksiniz.

Ve, bilgisayarınıza Java Makinesini yükleyeceksiniz.

Güle güle kulanın!


Java Makinesi

 
  Tarihsel Gerçeklere Dayanan Mesih İnancı Tablosu
  Neye, ya da Kime inanıyorsun? Neden? Hiç inancını yakından incelediğin oldu mu? İnancın acaba sağlam bir temel üzerinde mi yükseliyor? Nelere inandıkları da, nedenleri de netleşmiş değildir.
  Hamdolsun ki, sitemize İngiltere kraliçesinin ruhsal konulardaki özel danışmanı olan John Stott, Mesih İnancı'nın temel taşlarını Yeni Yaşam Yayınların izni ile sunuyoruz. İsa Mesih'in benzersiz kişiliğini ve sağladığı kurtuluşu, ve bütün bu gerçekler ışığında insana düşen seçimi ayrıntılarıyla açıklıyor.
  * Bu yazıların bütün hakları Yeni Yaşam Yayınları'na aittir ve internet yayınlarının hakkı www.incil.com'a verilmiştir.  

 Toplam 12artikeller, 1inci sayfadır / 1sayfalar
artikel     
başlık   4. İsa Mesih'in Ölümü - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği
ad   musa 
-4-

İSA MESİH'İN ÖLÜMÜ

Birçokları, buraya kadar incelediğimiz gibi, İsa Mesih'in insanüstü bir karaktere
  sahip olduğunu benimsemekte zorluk çekmemektedir. Ne var ki, İsa'nın gerçekten
  çarmıh üzerinde ölmüş olabileceğini kabul edemiyorlar. Tanrı, seçtiği kişiyi
  nasıl terk edebilir? Mesih'in böyle korkunç bir ölüme gitmesine nasıl izin verebilir?
  Tanrı'nın O'nu, ölüme terk etmeden doğruca cennete çıkardığına inanmak daha
  akla yatkın olmaz mı?

  Çarmıhın simgesi olan haç işaretinin birçoklarında olumsuz bir tepki yaratması
  da başlı başına bir sorundur. Çarmıhın gerçek anlamını algılayamadıkları gibi,
  Haçlı Seferleri sırasında sözde, Tanrı'nın buyruğuyla savaşa gelenlerin sancakları
  ve kalkanları üzerinde böyle bir simgenin yer aldığını anımsıyorlar. Ya da Hollywood'dan
  çıkan filmlerde şişman rahiplerin boyunlarındaki altın ve gümüş haçları görmüşlerdir.
  Belki de gazetede fotoğrafını gördükleri Lübnanlı bir Falanjist'i akıllarına
  getirmişlerdir. Aynı haç işareti altında soydaşlarının canlarına acımasızca
  kıymaktan çekinmiyordu... Bazılarının bu simgeyi görünce olumsuz düşüncelere
  kapılmaları hiç de şaşılacak bir şey değil!

  Şu bir gerçektir ki Hıristiyanlık adı altında, İsa Mesih'in gerçek öğretişine
  tümüyle zıt olan birçok kötülükler yapılmıştır. İsa'nın öğretişlerinde sevginin,
  hatta düşmanı bile sevmek ilkesinin temel bir yer tuttuğunu gördük. Öyle ki
  Haçlı Seferleri saldırganlarının, İsa'nın öğrettiğinin tam tersini yaptıkları
  besbellidir. Her gerçek Hıristiyan, din adına yapılan bu tür saldırganlığı kınar,
  kesinlikle reddeder.

  Günümüzde de bazen siyasal güçler kendi çıkarları için dini sömürmek istemektedirler.
  Ama birçokları, "Hıristiyan" diye bilinen ülkelerde yaşayanların büyük
  çoğunluğunun bunu yalnız bir etiket olarak takındıklarını anlamıyorlar. Bunların,
  İncil'in öğretişlerine karşı gerçek bir ilgileri yoktur. Tanrı'yı kişisel düzeyde
  tanımanın yaşam değiştirici deneyiminden geçmemişlerdir. Sözde "Hıristiyan"ların
  çok az bir yüzdesi, İsa Mesih'in öğretişlerini kendi yaşamlarına ciddi bir şekilde
  uygulamak isteğindedirler. Kaldı ki, bazı kilise üyeleri ve kiliseler de, İncil'de
  yazılanlara tamamıyla zıt bir biçimde davranmaktadırlar. Örneğin bazı kimseler,
  Tanrı'nın bir papazın aracılığıyla günah çıkarttığını öne sürerler. Oysa Kutsal
  Kitap, günah bağışlamaya yalnız ve yalnız Tanrı'nın yetkisi ve gücü olduğunu
  öğretmektedir. Bazı kiliseler büyük servetleri ele geçirmiş, gerçekten halk
  kitlelerini ezmek pahasına başlarında bulunan bir avuç ayrıcalıklı yöneticiyi
  semirtmişlerdir. Oysa İsa, kendini izleyenleri aşırı zenginlikten uzak, gösterişsiz,
  alçakgönüllü bir yaşama çağırmıştır.

  Böylelikle, bazı sözüm ona "Hıristiyan"ların bugün din adı altında
  yaptıklarına bakacağımıza, İsa Mesih'in İncil'de yazılan kendi öğrettiklerine
  dönmemiz gerekir. İster sözde "Hıristiyan" ülkelerde yaşayanlar olsun,
  isterse de dünyanın başka herhangi bir yerinde bulunanlar olsun, herkes Tanrı'nın
  sözlerini okuyup bunlara uymakla yükümlüdür. Herkesin, gerçeği araştırıp kendi
  kararını vermesi gerekir.

  Çarmıh konusuna gelince bu ilke özel bir önem kazanmaktadır. Konuya, önyargıları
  bir kenara bırakarak elden geldiğince objektif bir görüşle yaklaşmalıyız. Çevreden
  edindiğimiz temelsiz ve aldatıcı düşüncelerden sıyrılmaya çalışalım. Birlikte,
  tarihsel kaynaklan inceleyerek tarihin bize öğretmek istediklerine yakından
  bakalım.




  İdam Aleti Olarak Kullanılan Çarmıh


Suçluyu çarmıha gererek idam etme yöntemi eski çağlarda Fenikeliler ve Kartacalılar
  arasında biliniyordu; sonraları bu insanlık dışı uygulama Romalılarca da geniş
  çapta kullanılmıştır. Genellikle köleler ve en adi suçlular için kullanılan
  bu idam yöntemi, Roma yurttaşları için hemen hemen hiç uygulanmazdı. Roma İmparatorluğu
  boyunca yüz binlerce kişinin canına kıymak için uygulanan çarmıha germe işlemi,
  ancak İ.S. 315 yılında İmparator Konstantin'in buyruğuyla kaldırıldı.

  Çarmıh genellikle iki kısımdan oluşuyordu. Önce uzun bir direk toprağa dikilir,
  sonra da "patibulum" adını alan ikinci bir kiriş birincisine haç şeklini
  oluşturacak biçimde yanlamasına bağlanırdı. İsa'nın zamanında, kendi çarmıhının
  ağır patibulum kirişini idam yerine kadar ta şımaya zorlanan suçlular sık sık
  görülüyordu. İdam yargısının gerçekleştirileceği yere gelince suçlu çırılçıplak
  soyulur, patibulum omuzları altında olmak üzere yere yatırılırdı. Yanlara uzatılan
  ipleri, ya ip bağlanarak ya da çivi çakılarak kirişe tutturulurdu. Bunun üzerine
  kiriş kaldırılıp dikine duran direğe yerleştirilirdi. Yere kadar uzanmayan hükümlünün
  ayaklan o zaman direğe bağlanırdı. Suçlu bu şekilde açlıktan ve bitkinlikten
  ölmeye bırakılırdı. Bazı olağanüstü durumlarda ölüm ancak dokuzuncu günde gerçekleşirdi.
  Hükümlünün daha çabuk ölmesini sağlamak için bazen bacakları kırılırdı. Çarmıhın,
  idam aleti olduğu kadar, bir işkence aleti olarak da kullanıldığı açıktır.

  Roma yönetimi altında olan Filistin'de yaşayan Yahudiler çarmıhı iyi tanıyorlardı.
  İ.Ö. 4. yılında Romalı komutan Varus'un, ayaklanma çıkaran 1000 Yahudi'yi çarmıh
  üzerinde idam ettiği bildiriliyor. Yine İ.S. 66 yılında, Yahudi ulusunun Roma
  yönetimine karşı geniş çapta giriştiği ayaklanmanın ele başlan olduğu saptanan
  3.600 kişi çarmıha gerilerek öldürüldü. Bundan dört yıl sonra, Kudüs kentinin
  Titus tarafından kuşatılması sırasında, çarmıhta idam uygulaması o denli yaygınlaştı
  ki, ne direkleri yapacak ağaç ne de bunları dikecek yer kaldı. Böylece İ.S.
  1. yüzyıl tarihçilerinden, çarmıha germe işleminin ölümle sonuçlanan bir işkence
  yöntemi olarak çok kullanıldığı anlaşılmaktadır.




  İsa Mesih Çarmıh Üzerinde Öldü mü?


Bu, aslında bizi ilgilendiren tarihsel bir sorundur, İsa Mesih gerçekten böyle
  korkunç bir şekilde can verdi mi?

  İlk olarak, İncil'in büyük bölümünün İsa'nın çarmıh üzerinde ölümünü anlatmak
  ve açıklamak amacıyla yazıldığı göze çarpmaktadır. İncil'in Matta, Markos, Luka
  ve Yuhanna kısımlarını okursak, yazılanların yaklaşık olarak üçte birinin İsa'nın
  ölümünü ve ölümüne öncülük eden olayları tanımladığını görüyoruz. Herhangi bir
  yaşam öyküsünde, kişinin ölümü kitabın son birkaç sayfasında anlatılır. Ne var
  ki İncil'in yazarları, İsa'nın ölmek amacıyla dünyaya geldiğini anlamışa benziyorlar.
  Yazdıkları, İsa'nın ölümüyle ilgili tarihsel ayrıntılarla doludur.

  İncil İsa'nın, Yahudiler'in Fısıh Bayramı'ndan bir gün önce tutuklandığını bildirmektedir.
  Ön soruşturmanın Hanan'ın evinde yapıldığını okuyoruz (Yuhanna 18:12). Başka
  tarihsel kaynaklardan, Hanan'ın İ.S. 6-15 yıllan arasında Yahudiler'in Başkâhin
  olan Kayafa'ın kayınbabası olduğunu öğreniyoruz.

  İsa Mesih, ilk önce dinsel kurallar gereğince yargılanmak üzere Kayafa'ın önüne
  çıkarıldı (Yuhanna 18:28). Tutuklanmasının ertesi sabahı suçlamalar, Yahudi
  Yüksek Kurulu önünde sürdürüldü. Din önderleri İsa'yı kendini Tanrı'nın Oğlu
  yerine koymakla suçluyorlardı. İsa ise, bu iddiayı açıkça kabul etti (Luka 22:66-71).
  Bundan sonra tutukluyu, bölgenin Roma valisi olan Pilatus'un önüne çıkardılar
  (Matta 27:1-14). İsa, Pilatus'un sorgu sırasında kullandığı "Yahudiler'in
  Kralı" unvanını benimsemekten çekinmedi (Luka 23:1-5).

  Roma işgalinde bulunan bir bölgeyi denetim altında tutmakla görevli olan vali,
  Yahudiler'in iç çekişmelerine karışmak istemedi. Süregelen bir geleneğe göre
  Roma valisi, her yıl Fısıh bayramı için halkın seçtiği bir suçluyu salıveriyordu
  (Matta 27:15). Bu yüzden Pilatus, duruşmayı dışarıdan izleyen kalabalığa başvurarak
  İsa ile Barabba adlı tanınmış bir isyancı arasında seçim yapmalarını önerdi.
  Kalabalık, Barabba'nın serbest bırakılması, İsa'nın ise çarmıha gerilmesi isteklerinde
  direndi (Matta 27:15-16). Bunun üzerine vali İsa'yı önce dövülmesi, sonra da
  çarmıha gerilerek idam edilmesi için Romalı askerlere teslim etti (Matta 27:27-44).
  İsa'nın çarmıhını, Simun adında Kireneli bir adama taşıttılar.

  İdamın gerçekleştirileceği Golgota tepesine çıkınca İsa'yı iki haydut arasında
  çarmıha gerdiler (Luka 23:32, 33). Sabah, saat dokuz sularıydı. Saat on ikide
  ortalık birdenbire zifiri bir karanlığa büründü. Bu olağanüstü durum üç saat
  sürdükten sonra İsa Mesih, cuma günü saat on beşte can verdi (Luka 23:44-49).
  Yahudiler'in tapınma günü olan Şabat o akşam başlayacağından ve Yahudiler'in
  de tapınma gününde herhangi bir iş yapmaları kesinlikle yasak olduğundan ötürü,
  çarmıha asılanların karanlık basmadan önce ölmelerini sağlayıp ölülerini gömmek
  gerekiyordu. Bu amaçla Romalı askerler, İsa ile birlikte asılanların bacaklarını
  kırdılar. Ne var ki sıra İsa'ya gelince, O'nun zaten ölmüş olduğunu gördüler
  (Yuhanna 19:31-37).

  Şunu kesinlikle belirtmemiz gerekir ki, başka birinin kazara İsa'nın yerinde
  çarmıha gerilmiş olmasına hiç olanak yoktu. Kudüs kentinde herkes İsa'yı tanıyordu.
  İsa idam yerine götürülürken, O'nu iyi tanıyan büyük bir kalabalık ardına düşmüştür
  (Luka 23:27). Vali Pilatus, çarmıhın üst tarafına asılmak üzere "Nasıralı
  İsa - Yahudiler'in Kralı" diye yazılı bir levha hazırlamıştı. Herkes okuyabilsin
  diye levha İbranice, Latince ve Yunanca olmak üzere üç dilde yazıldı (Yuhanna19:19-22).
  Bütün bu olaylar sürerken İsa, askerlerin gözetimindeydi (Yuhanna 19:23-25;
  Luka 23:36, 37). Üstelik çarmıhın yanı başında kendi annesi Meryem ve bazı yakın
  dostları duruyordu (Yuhanna 19:25-27). Herhalde kendi annesinin gözleri önünde,
  İsa'nın yerine bir başkasının yanlışlıkla çarmıha gerilmiş olabileceğini düşünemeyiz.
  Ayrıca, İsa'nın iki yanında idam edilen iki suçlu O'nun kim olduğunu biliyordu.
  İsa'nın son nefesine kadar onlar hayattaydılar (Luka 23:39-43).

  İncil'in tüm öğretişinin, hatta Mesih İnancı'nın özünün, İsa Mesih'in tarihsel
  ölümü gerçeği üzerine kurulduğu bellidir. Eğer İsa çarmıhta ölmediyse, Mesih
  İnancı'nın tüm yapısı iskambilden bir şato gibi bir anda çöker. İncil yazarlarından
  Tarsuslu Pavlus'un belirttiği gibi, İsa Mesih ölüp yeniden dirilmediyse, Mesih
  İnanlısı'nın inancı boştur, acıklı bir aldatmacadan başka bir şey değildir (l.Korintliler
  15:12-19).

  Bazıları bu noktada şöyle bir soru sorarlar: "İncil belgelerinin güvenilir
  olduğunu nereden bileceğiz? Belki de ilk Mesih İnanlıları, İncil'i değiştirip
  İsa'nın ölümü ve dirilişiyle ilgili haberleri uydurmuş olabilirler."


Bu önemli soruya ayrıntılı olarak yanıt vermek bizi kitabımızın kapsamı ve
  amacı dışına çıkarır.

  İncil belgelerinin tarihsel güvenilirliğini kanıtlayan bir sürü kitap yazılmıştır.1

  

  Ne var ki, tarihsel kanıtlara geçmeden önce bile şunu sormamız gerek: Konuyu
  psikolojik açıdan ele alacak olursak, İsa'nın öğrencileri, İsa ölmüş ve dirilmiş
  diye neden bir hikaye uydursunlar? İsa Mesih'in, insanların günahlarını bağışlamak
  için öldüğünü müjdeleyen bu öğrenciler, Müjde uğruna birçok acıya katlandılar.
  Kendilerini böylesi acılara sürükleyecek, hatta ölüme dek götürecek boş bir
  hikayeyi ne diye yalan yere uydursunlar? İsa ölmeden göğe alındıysa, O'nun öğrencileri
  bunu neden gizlemiş olsunlar? İnsanlar, genellikle kendi çıkarlarını korumak
  için yalana başvururlar, başlarına derde sokmak için değil!

  İ.S. 12'nci yüzyılda, yani İncil'in yazılışından yaklaşık 1100 yıl sonra, yayılmaya
  başlanan bir söylenti bugüne dek süregelmektedir. Bu asılsız söylentiye göre
  İ.S. 325 yılında birçok Hıristiyan papazı, ortalıkta dolaşan çok sayıda çelişkili
  İncil'lerle ilgili sorunu görüşmek için İznik kentinde toplanmışlar. (Söz konusu
  İncil'lerin kaç tane olduğu anlatıştan anlatışa değişir!) Sorunu çözümlemek
  için papazlar, İncil'lerden bir tanesini (ya da birkaç tanesini) gerçek olarak
  seçip geri kalanları yakmışlar.

  Bu anlamsız hikayenin Karanlık Çağlar zihniyetinin bir ürünü olduğu besbellidir.
  Bununla beraber, her ne kadar İznik konseyinde hazır bulunan tarihçi Eusebius
  olup bitenleri açıkça anlatıyorsa da, birçoklarının bu saçma söylentiye hâlâ
  inanması akıllara durgunluk verir. Eusebius'un yazdıklarına dayanarak, İznik
  konseyi diye tarihe geçen bir toplantının gerçekten 20 Mayıs 325 günü başladığını
  biliyoruz. Ne var ki toplantının başlıca amacı, İskenderiyeli Arius adında bir
  kilise önderinin yaydığı yanlış bir öğretiyi düzeltmekti. Konseyde hazır bulunan
  300'e yakın üst düzey kilise yetkilisi, Arius'un öğrettiklerinin yanlışlığını
  İncil'den kanıtladılar. Yapılan tartışmaların sonucu olarak, İncil'de yer alan
  açık öğretilere dayanarak İsa Mesih'in kimliğine ilişkin bir "inanç bildirgesi"
  hazırlandı. 300 kilise önderinden yalnızca iki kişi, hazırlanan inanç bildirgesini
  onaylamayıp imza atmayı reddettiler.

  Böylelikle İznik konseyinde olup bitenler, İ.S. 4'üncü yüzyıla dek Roma'dan
  İran'a kadar, Roma İmparatorluğu'nun dört bucağına yayılmış bulunan Mesih İnanlıları
  arasında esas ve tek olan İncil'in yetkisinin benimsendiğini açıkça göstermektedir.
  Nitekim yazılı İncil metinlerinin daha İ.S. 2'nci yüzyılın başlarında, yani
  İznik konseyinden 200 yıl kadar önce, inanlılar topluluklarında geniş çapta
  kullanıldığı biliniyor. Bugün elimizde bulunan ve 2'nci yüzyıl tarihli İncil'in
  el yazması kopyaları, günümüzde okunan İncil'in aynısıdır.

  Psikolojik açıdan İsa'nın izleyicilerinin İncil'i değiştirmelerinin hiçbir anlamı
  olmayacağı gibi, İncil'in değişikliğe uğradığına ilişkin tarihsel hiçbir kanıt
  da yoktur.




  Mesih İnanlısı Olmayan Tarihçilerin Tanıklığı


Buraya kadar İsa Mesih'in çarmıha gerilişi konusunda yalnız O'na inanan kişilerin
  tanıklıklarını incelemiş bulunuyoruz. Ne var ki İsa'yı hiçbir zaman Tanrı'dan
  gönderilen Kurtarıcı olarak benimsememiş olan başka tarihçiler de İsa'nın ölümünü
  anlamışlardır. Ayrıca, arkeolojik araştırmalar, İncil'de bu konuda bildirilenlerin
  doğruluğuna dair önemli destekleyici bulguları ortaya çıkarmıştır.

  Sözgelişi, İsa'nın duruşmasında yetkili bulunan Romalı vali Pilatus'un adı,
  Yosefus ve İskenderiyeli Filo olmak üzere birinci yüzyılın iki ünlü tarihçisinin
  yazılarında geçmektedir. Filo, Pontiyus'u şöyle tanımlıyor:


"Gaddar, taşyürekli, acımayı bilmeyen biriydi. Yahudiye'deki yönetimi,
  rüşvet ve şiddet,

  soygunculuk, baskı ve sıkıntı yöntemiydi. Adil yasal işlemler yapılmaksızın
  idamlar ve

  sonsuz zorbalıklar zamanıydı."


Bu sözler, Pilatus için İncil'de yazılanlarla bağdaşmaktadır.

  İsa'nın duruşması ve ölümüyle ilgili bazı ince ayrıntılar bile arkeolojik araştırmalarca
  doğrulanmıştır. Örneğin İncil, İsa'nın Pilatus önündeki duruşmasının "Taş
  Döşeme" denilen bir yerde yapıldığını bildirmektedir (Yuhanna 19:13). Yüzyıllar
  boyunca İncil'in anlattığı yerde böyle bir kaldırımın varlığı bilinmiyordu.
  Ne var ki, 1930 yıllarında İncil'in tanımlamasına dayanarak kazı yapan Fransız
  arkeolog Pere Vincent, Kudüs'teki tapınağın hemen yanında 3000 m2 büyüklüğünde
  düz, döşemeli bir meydan ortaya çıkardı. Burası İ.S. 70 yılında kentin yağma
  edilip yıkılmasıyla yıkıntılar altında kalmıştı. Ancak 20'nci yüzyılda gün ışığına
  çıkarılan "Taş Döşeme", İncil'de anlatılanları doğrulayan çok sayıdaki
  kanıtlardan sadece bir tanesidir.

  İsa Mesih'in ölümüne, l'inci ve 2'nci yüzyıl tarihli birçok yazılı belgede de
  değinilmektedir. Londra'daki British Museum'da, Mara bar Serapion adlı bir kişinin
  İ.S. 73 yılından sonra oğlu Serapion'a yazdığı ilginç bir mektup bulunmaktadır.
  Mara bar Serapion, bilge kişilere acı çektirenlerin er geç yıkıma uğradığını
  ileri sürüyor:


"Atinalılar, Sokrat'ı öldürmekle ne kazandılar? Suçlarının cezası olarak
  üzerlerine kıtlık ve salgın

  hastalık geldi. Ya da Saman halkı, Pitagoras'ı diri diri yakmakla ne çıkar elde
  etti? Bir anda

  ülkeleri kumlar altında gömüldü. Yahudiler de bilge krallarını (yani İsa'yı)
  idam etmekle ne

  kazandılar? Bu olaydan sonra Yahudi krallığı ortadan kaldırıldı.

  Tanrı, yüce adaletine göre bu üç bilge kişinin öcünü aldı: Atinalılar açlıktan
  öldüler; Samanlılar

  denizin altında kaldılar; Yahudiler ise, bozguna uğratılıp ülkelerinden kovulmuş
  olarak, darmadağın

  bir durumda yaşamaktadırlar. Ne var ki Sokrat tümüyle ölmedi. Eflatun'un öğretişinde
  yaşamaya

  devam etti. Pitagoras da tümüyle ölmedi; yaptığı Hera heykeliyle varlığını sürdürdü.
  Bilge kral da

  tümüyle ölmedi; vermiş olduğu öğretişle yaşamaya devam etti."


Yukarıdaki aktarmanın son cümlesinde, İsa Mesih'in gerçekten ölümden dirildiğine
  inanmayan Mara bar Serapion'un bir Mesih izleyicisi olmadığı anlaşılmaktadır.
  Buna göre, İsa'nın ölümünden söz etmesi daha da önem kazanmaktadır. Görülüyor
  ki, birinci yüzyılda yaşayanlar arasında İsa Mesih'in ölümü herkesçe bilinen
  bir olaydı.

  Bir zamanlar Roma İmparatorluğu'nun Asya (bugün Türkiye'nin Ege bölgesi) ilinin
  valiliğini yapmış olan Kornelyus Takitus, Mesih İnanlısı olmayan bir tarihçidir.
  Takitus, İ.S. 115-117 yılları arasında "Roma Tarihi" adlı yapıtını
  yazdı. İ.S. 64'te Roma'nın büyük bölümünü yerle bir eden korkunç yangını anlatan
  Takitus, İmparator Neron'un Mesih İnanlıları'nı bu yangını çıkarmakla suçlamak
  istediğini bildiriyor. Takitus, Mesih İnanlıları'ndan, "aşağılıklarından
  ötürü kendilerinden tiksinilen bir sınıf" şeklinde söz etmektedir. Bu kişinin
  İsa'nın izleyicisi olmadığı açıktır! Bu yüzden de Mesih İnanlıları'nın ortaya
  çıkışıyla ilgili anlattıkları daha da önem taşımaktadır.


"Hıristiyanlar adlarını, Tiberiyus'un imparatorluğu sırasında vali Pontius
  Pilatus'un yargısıyla idam

  edilen Hıristos (Mesih)'ten almışlardır. Mesih'in idamıyla, bu tehlikeli ve
  boş inancın yayılması durdurulduysa

  da, daha sonra yeniden alevlendi. Bu kez veba, yalnız ilk olarak ortaya çıktığı
  Yahudiye bölgesinde değil,

  dünyadaki tüm tiksinti ve utanç verici illetlerin yuvalandığı Roma'nın içinde
  bile yayıldı."


Böylelikle Mesih İnanlıları'nı ağır dille eleştiren Romalı tarihçi, aslında
  İncil'in tarihsel güvenilirliğini doğrulamaktadır!

  Mesih İnanlıları'ndan olmadığı halde İsa Mesih'ten söz eden ilk yazarlardan
  biri, İ.S. 52 yılında yazan Tallus'tur. Ne var ki, Tallus'un kendi yazıları
  kaybolmuş, bunları yalnız başka yazarların yapıtlarında yer alan aktarmalar
  sayesinde tanıyoruz. İ.S. 221 yıllarında yazan Yulius Africanus, Tallus'un yazılarına
  değinerek çok ilginç bir açıklamada bulunur. İsa Mesih'in idam edildiği sırada
  ortalığı kaplayan zifiri karanlığı tanımlayan Yulius Africanus şöyle yazar:


"Tallus, tarih dizisinin üçüncü kitabında, bu karanlığı güneşin tutulması
  olarak açıklamak istemektedir.

  Kanımca böyle bir açıklama mantıksızdır."


Yulius Africanus, Tallus'un yaptığı açıklamanın mantıksız olduğunu düşünmekte
  haklıdır. İsa Mesih, Fısıh Bayramı'nın dolunay mevsiminde çarmıha gerildi ve
  dolunay sırasında güneşin tutulması olanaksızdır. Yine de Tallus'tan yapılan
  aktarma büyük önem taşımaktadır. Olaydan 20 yıl sonra yazan ve Mesih İnanlısı
  olmayan bir tarihçinin, İsa'nın ölümüyle ilgili bir olayı açıklamaya çalışması
  oldukça önemlidir.

  İsa Mesih'in yaşamı ve ölümünü en kapsamlı olarak Yahudiler'in ünlü tarihçisi
  Yosefus anlatmaktadır. İ.S. 66 yılında Yosefus, Filistin'in Celile bölgesinde
  Yahudi ordusunun komutanıydı. İ.S. 70'te Romalılara tutsak düşen Yosefus Roma'ya
  götürüldü. Burada 2'nci yüzyılın başlarında "Yahudiler'in Tarihi"
  adlı yapıtını hazırladı. Yosefus, İsa'yla ilgili şunları yazar:


"Şu sıralarda İsa adında bilge bir adam (O'na adam demek doğruysa) ortaya
  çıktı. Şaşılacak işler yapan İsa,

  gerçeği memnuniyetle benimseyen insanların öğreticisiydi. Kendi ardından hem
  Yahudiler'den, hem de Yahudi olmayanlardan

  çok sayıda izleyici çekti. O Mesih'ti. İleri gelenlerimizin isteği üzerine Pilatus
  İsa'yı çarmıh üzerinde

  idama mahkum edince, sevenleri O'nu terk etmediler. Çünkü ölümünden üç gün sonra
  İsa,onlara diri olarak göründü.

  Kaldı ki, Tanrı'nın peygamberleri, bu olayları ve O'nunla ilgili daha on bin
  şaşılacak ayrıntıyı önceden bildirmişlerdi.

  Adlarını O'ndan alan 'Mesihçiler' topluluğu ise bugüne değin yok olmamıştır."


Bu sözlerin, İsa'yı gerçekten Tanrı'nın gönderdiği Kurtarıcı olarak benimsememiş
  bir Yahudi tarafından yazıldığını unutmamalıyız. Bununla birlikte Yosefüs, tarihini
  hazırlarken çağının tüm tarihsel belgelerinden yararlanabilecek durumdaydı.

  İkinci yüzyılın bir başka yazarı Romalı Lucian Mesih'i ve Mesih İnanlıları'nı
  küçümseyen bir kitap yazdı. Lucian Mesih'ten, "Dünyaya bu yeni tarikatı
  getirdiği için Filistin'de çarmıha gerilen adam" şeklinde söz etmektedir.

  İsa'nın ölümüne değinen diğer bazı Yahudi kaynaklar da dikkate değer. Bunların
  hepsi, İsa'yı Tanrı'nın gönderdiği Kurtarıcı olarak reddettikleri halde, O'nun
  ölümünü tarihsel bir gerçek olarak oybirliğiyle kabul etmektedirler. Örneğin,
  İ.S. 70-200 yılları arasında Yahudiler'in ileri gelenleri, bir sürü gelenek
  ve görenekleri derlemişlerdir. Bunlardan birinde şunları okuyoruz:


"İsa, Fısıh Bayramı'nın arifesinde asıldı. Bundan 40 gün önce haberci,
  halka şunları duyurmuştu:

  'Bu adam, büyücülük yaptığı için ve İsrail'i saptırıp inançtan çevirdiği için
  taşlanarak öldürülecek.

  O'nun savunması için bir söyleyeceği olan varsa, gelsin söylesin.' İsa'nın savunmasını
  yapacak

  herhangi bir tanık ortaya çıkmayınca, Fısıh'ın arifesinde asıldı."


Burada geçen "asıldı" sözcüğü, çarmıha asılarak gerçekleştirilen
  idamı da kapsamaktadır. Şurası açıktır ki, o çağda yaşayıp da İsa'nın tarihsel
  ölümünden haberi olmayan hiçbir Yahudi yoktu.




  Tartışma Götürmez Bir Gerçek


Daha başka aktarmaları da sıralamak okuyucularımız için sıkıcı olur. Ancak
  şurası da bir gerçek ki, İsa'nın ölümünün hem Yahudi ulusunda hem de daha geniş
  çapta tüm Roma İmparatorluğunda, herkesçe bilinen bir olay olduğuna hiç kuşku
  yoktur. İsa Mesih'in İ.S. 30 yıllarında Kudüs'te öldüğü, Mustafa Kemal Atatürk'ün
  1938'de İstanbul'da öldüğü kadar kesin bir gerçektir. Her iki olay da sağlam
  tarihsel kanıtlarca doğrulanmaktadır.

  Bütün bu kanıtlara karşın, bazı kişiler daha başka türden bir itirazı öne sürmektedirler.
  Şöyle ki, Tanrı son anda Yahuda'yı ya da başka birini tıpatıp İsa Mesih'e benzer
  bir görünüme sokmuş, düşmanları da bu adamı İsa diye tutup çarmıha germişler.
  Gerçek İsa'nın ise ölmeden göğe yükseltildiği ileri sürülüyor. Böyle bir iddiada
  bulunan kişi, ortada olan tüm tarihsel verilere yüz çevirip bir çeşit oyuna
  başvurmuş olur. Daha kötüsü, Tanrı'yı yalancı ve aldatıcı durumuna düşürmüş
  olur. Kutsallıkta eşi olmayan Tanrı'nın, böyle bir aldatmacayla imanlı insanları
  bile kandırdığını ve temeli olmayan bir kurtuluş müjdesinin yayılmasına izin
  verdiğine inanmak, düşünen bir kişi için çok güç olsa gerek.

  Kuşkusuz İsa Mesih'in çarmıhtaki ölümüne yapılan itirazlar Tanrı'nın, peygamberinin
  böylesi korkunç bir biçimde can vermesine izin veremeyeceği düşüncesinden ileri
  gelmektedir. Oysa daha önce de gördüğümüz gibi İsa Mesih, hiçbir zaman kendini
  sadece bir peygamber olarak tanıtmadı; kendisinin, Tanrı özünden olan Tanrı'nın
  Sözü olduğunu iddia etti. Şöyle ki biz, İsa'nın çarmıhını, yalnız İsa'nın gerçek
  kimliğini kavradıktan sonra anlayabiliriz. Tanrı, çarmıhta "peygamberini"
  terk etmedi; tersine Tanrı, "dünyayı Mesih'te kendisiyle barıştırdı"
  (2.Korintliler 5:19). Tanrı, İsa Mesih'te tüm dünyanın suçlarının cezasını çekiyordu.
  Kitabımızın 8'inci bölümünde, İsa Mesih'in ölümünün anlamını daha da ayrıntılı
  bir şekilde inceleyeceğiz.

  İsa Mesih, tamamen terk edilmediğini kanıtlamak için, mezara konulmasının üçüncü
  günü yeniden yaşama döndü. Tanrı O'nu ölümden diriltti. İsa'nın ölümünün tarihsel
  gerçekliğini açıkça ortaya koyduktan sonra şimdi de ölümden dirilişinin kanıtlarını
  ele almalıyız.




  ----------------------------------------------------------------

  1. İncil'in güvenilirliği konusunda daha ayrıntılı bilgi almak için
  Türkçe olarak bulunabilen şu kaynaklara başvurabilirsiniz:

  Benson, R. İncil-i Barnaba: Bilimsel Bir Araştırma

  Bruce, F.F. İncil Bilim Serisi: İncil 'in Mesajı; Elimizdeki İncil Sağlamdır!

  Cedid, İskender. Tevrat ve İncil'in Değişmezliği

  Gilchrist, J. ve Lütfî Ekinci. Evet, Kitabı Mukaddes Tanrı Sözü'dür!

  Gilchrist, J. Kur'an ile İncil Yan Yana!

  Karataş, İsa. Gerçekleri Saptıranlar

  Moran, M.A. Hakikat ve Dalalet

  Pfander, C.G. Tevrat ve İncil'de Tahrif Yoktur

  Rhoton, Dale. İnanç ve Kanıt

  Sproul, R.C. İncil Bilim Serisi: Yorum Bilimi

  Yazman, Yakup. İznik Konseyi'nde Ne Oldu?





no
başlık
tavsiye
tarih
okunmuş
12    1. Doğru Yaklaşım [17] 898 17/11/2003  8812
11    2. Büyük İddialar - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [8] 850 17/11/2003  7982
10    3. Eşsiz Bir Karakter - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [21] 900 17/11/2003  7680
   4. İsa Mesih'in Ölümü - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [2722] 926 17/11/2003  8536
8    5. İsa Mesih'in Ölümden Dirilişi - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [10] 929 17/11/2003  6045
7    6. Günah Sorunu - İnsanın Gereksinmesi [8] 994 17/11/2003  7167
6    7. Günahın Sonuçları - İnsanın Gereksinmesi [23] 959 15/11/2003  7259
5    8. Isa Mesih'in Çarmıhı - Başarılı Kurtuluş [13] 962 15/11/2003  6506
4    9. Kurtuluş Armağanı - Başarılı Kurtuluş [5] 910 15/11/2003  6684
3    10. Yapılacak Hesaplar - Kişinin Vereceği Karar [3] 946 15/11/2003  6624
2    11. Karar Verirken - Kişinin Vereceği Karar [15] 915 15/11/2003  8129
1    12. İman Yaşamı - Kişinin Vereceği Karar [3] 912 14/11/2003  6862
1

:: Kütüphane ::

· Hıristiyanlığın Temelleri
· Hıristiyan olmak için ne yapmalısınız?
· Tanrı Çizgisi
· Tanrı'nın Sözünden Cevaplar
· Nihai Sorular
· İsa Kimdir?
· Neden Kurban?
· Bana Tanrı'yı Anlat
· Bilimsel Makale
· Marangozdan da öte
· Tarihsel Kanıt
· Boş Mezar
· İznik Konseyi hakkında
· Yehova Şahitleri
· Kur'an, İsa'yı nasıl anlatıyor?
· Son zaman azizleri(mormonlar)


:: Okuma Takvimi ::


· Ocak Okuma Planı

· Şubat Okuma Planı

· Mart Okuma Planı

· Nisan Okuma Planı

· Mayıs Okuma Planı

· Haziran Okuma Planı

· Temmuz Okuma Planı

· Ağustos Okuma Planı

· Eylül Okuma Planı

· Ekim Okuma Planı

· Kasım Okuma Planı

· Aralık Okuma Planı


İsa'nın Yuhanna'ya verdiği Vahiy söyle diyor.
"Bu peygamberliğin sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır."(Vahiy 1:3)
Diliyoruz ki, Tanrı'nın vermiş olduğu sonsuz yaşamı ve gerçek yolunu bu sitenin aracıliği ile bulmanızı arzu ederiz.
Her mesaj panosundaki içeriklerin yasal sorumlulukları yazarlara aittir ve içerikler incil.com'nun ilkeleri ile bağdaşmayabilir.
© 1998~2014, www.incil.com