incil.com Ver4.0
Hoşgeldiniz!! Hristiyan Topluluğuna

Ad Başlık İçerik  

Hoş geldiniz! Ana Sayfa  ::  İnternet Kilisesi  ::  Yerel Kiliseler  ::  Soru Tahtası
:: Ana Menü ::

Ana Sayfa

İnternet Kilisesi

İncil Okuma

Gündelik Ekmeğimiz

Mesaj Panosu

:: Modüller ::

· Kütüphane
· Vaazlar
· İsa Filmi
· İlahiler
· Linkler
· Soru Tahtası
· Kısa Rehberler
· Bu Siteyi Tavsiye et
· İncil Okuma Tavimi
· Download


:: Etkinlikler ::


Sipariş Formu
Görüşleriniz

  İmanınızı daha geliştirmek için Etkinliklerindeki Formlarını doldurup bize göndereceksiniz. Bizden çok rahatça 'İncil', 'İSA VCD' ve ilgili kitapları alabilirsiniz.

  Sipariş Formunun aracığıyla Mektuplaşma Kursu'na katılıp İSA'nın, İncil'in ve Hristiyanlığın gerçeklerine sahip olabilirsiniz.


:: Java Makinesi ::

Sitemizde arkadaşlarla Chat yapmak için bigisayarınıza Java Makinesi yüklemek zorundasınız.

Hala Chat Odası aktif değilse aşayıdaki linki tuşlayıp Java Makinesini indireceksiniz.

Ve, bilgisayarınıza Java Makinesini yükleyeceksiniz.

Güle güle kulanın!


Java Makinesi

 
  Tarihsel Gerçeklere Dayanan Mesih İnancı Tablosu
  Neye, ya da Kime inanıyorsun? Neden? Hiç inancını yakından incelediğin oldu mu? İnancın acaba sağlam bir temel üzerinde mi yükseliyor? Nelere inandıkları da, nedenleri de netleşmiş değildir.
  Hamdolsun ki, sitemize İngiltere kraliçesinin ruhsal konulardaki özel danışmanı olan John Stott, Mesih İnancı'nın temel taşlarını Yeni Yaşam Yayınların izni ile sunuyoruz. İsa Mesih'in benzersiz kişiliğini ve sağladığı kurtuluşu, ve bütün bu gerçekler ışığında insana düşen seçimi ayrıntılarıyla açıklıyor.
  * Bu yazıların bütün hakları Yeni Yaşam Yayınları'na aittir ve internet yayınlarının hakkı www.incil.com'a verilmiştir.  

 Toplam 12artikeller, 1inci sayfadır / 1sayfalar
artikel     
başlık   5. İsa Mesih'in Ölümden Dirilişi - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği
ad   musa 
-5-

İSA MESİH'İN ÖLÜMDEN DİRİLİŞİ

İsa Mesih'in ortaya attığı şaşırtıcı iddiaları ve kendini esirgemeyen eşsiz
  karakterini inceledik. Ölümünün tarihsel gerçekliğini ortaya koyan kanıtlan
  da gözden geçirdik. Şimdi ise, İsa'nın ölümden dirilişine ilişkin kanıtlan incelemek
  istiyoruz.

  Şüphesiz diriliş olayı eğer gerçek ise, büyük önem taşımaktadır. Nasıralı İsa
  ölümden yaşama döndüyse, gelmiş geçmiş tüm insanlardan farklılığı kesinlikle
  ortaya çıkmaktadır. Burada söz konusu olay, yalnız bir ruhun ölümsüzlüğe kavuşması
  ya da bayılmış bir vücudun ayıltılması değildir. İsa Mesih'in, ölümü kesin bir
  zaferle yenip yepyeni bir yaşam düzeyine dirildiği ileri sürülmektedir. Bu deneyimden
  geçmiş başka hiç kimseyi tanımıyoruz. Bu yüzden de çağdaş insanlar, Atina'da
  Pavlus'u dinleyen filozoflar gibi kuşkucu oluyorlar: "Ölülerin dirilmesiyle
  ilgili sözleri duyunca kimi alay etti..." (Elçilerin İşleri 17:32).

  Diriliş olayının yalnız başına İsa'nın Tanrılığını kanıtladığını öne sürmüyoruz.
  Ama diriliş olayı, İsa'nın Tanrılığına uygundur, tutarlıdır. Doğaüstü bir kişinin
  dünyaya doğaüstü bir yolla gelip yine doğaüstü bir yolla ayrılması akla gayet
  yatkındır. İncil'in öğrettiği, dolayısıyla da Mesih İnanlıları'nın her zaman
  inandıkları işte budur. İsa tüm insanlar gibi doğal yoldan doğduysa da, ana
  rahminde oluşması doğaüstü bir olaydı. Aynı şekilde ölümü doğal olsa da, ölümden
  dirilişi doğaüstü bir olaydı. Birer mucize olan bu iki olay İsa Mesih'in Tanrılığına
  kesin kanıt değilse de, O'nun Tanrılık iddiasıyla tutarlıdır.

  İsa, ölümüyle ilgili önbildirilerde bulunurken, her defasında ölümden dirileceğini
  de ekledi. Pavlus, Roma'daki imanlılar topluluğuna yazdığı mektupta İsa'nın,
  "Ölümden dirilmekle Tanrı Oğlu olduğunun kudretle ilan edildiğini"
  belirtiyor (Romalılar 1:4). Birinci yüzyılın diğer Mesih elçileri de, halk arasında
  yaptıkları ilk konuşmalarda diriliş olayına büyük önem verdiler. Elçiler Tanrı'nın,
  İsa Mesih'i ölümden diriltmekle insanların ölüm cezasını kaldırma olanağını
  sağladığını ve kendi Oğlu'nu haklı çıkardığını defalarca yinelediler.

  Araştırmalarını çok özenli bir şekilde yapan Luka, diriliş olayıyla ilgili "birçok
  inandırıcı kanıt" bulunduğunu yazıyor. Thomas Arnold, İsa'nın dirilişinin,
  "dünya tarihinde en sağlam kanıtlarla desteklenen olay" olduğunu söylemiştir.
  Herkes bu kadar ileri gitmese bile, tarafsız birçok araştırmacı kanıtların gerçekten
  çok sağlam olduğu görüşünde birleşiyorlar. Örneğin, ünlü bir avukat olan Sir
  Edward Clarke, arkadaşına yazdığı bir mektupta durumu şöyle özetlemiştir:


Bir avukat olarak diriliş olayıyla ilgili kanıtlar üzerinde uzun zamandır
  araştırma yapmaktayım.

  Bence ortada olan kanıtlar yeter de artar bile. Nitekim ben, Yüksek Mahkemede
  bu denli sağlam

  kanıtlara dayanmayan davaları defalarca kazanmışımdır. Kanıtlardan sonuç çıkarılır;
  ve gerçeği

  söyleyen bir tanık her zaman sade, gösterişsiz tanıklık verir. İncil'de diriliş
  olayı için öne sürülen

  kanıtlar bu türdendir. Ben de bir avukat olarak, hiç çekinmeden şunu söylemeliyim:
  İncil'de yazılanları,

  gerçeği bilen ve bildiren insanların kanıtlarla destekleyebildikleri bir tanıklık
  olarak kabul ediyorum."


Peki, söz konusu kanıtlar nelerdir? Bunları dört başlık altında toplayabiliriz.


1. Ceset Ortadan Kayboldu


Çarmıhtan indirilen İsa Mesih'in cesedi kayalara oyulmuş bir mezara yatırılmıştı.
  İncil'in ilk dört kısmında diriliş olayıyla ilgili olarak anlatılanlar, pazar
  günü erkenden bazı kadınların mezara ziyarete gelmeleriyle başlar. Mezara gelince
  Efendilerinin vücudunun ortadan kaybolduğunu gören kadınlar şaşakaldılar.

  Bundan birkaç gün sonra İsa'nın öğrencileri, O'nun ölümden dirildiği haberini
  yaymaya başladılar. İncil'in ilk dört bölümünün odak noktası diriliş olayıydı.
  Ne var ki, dinleyicileri birkaç dakikalık uzaklıkta ve hâlâ mezarda yatmakta
  olan İsa'nın ölüsünü gidip görebilseydiler, öğrencilerin haberine kim inanırdı?
  Hayır, mezar gerçekten boştu. Ceset ortadan kaybolmuştu. Bundan hiç kuşku yoktur.
  Ama bu olayı nasıl açıklayabiliriz?

  Ortaya çeşitli teoriler atılmıştır. Bazıları, kadınların yanlış mezara gittiklerini
  ileri sürmektedir. Ortalık karanlık, zihinleri de üzüntüden bunalmıştı. Yolu
  şaşırıp yanlış yere gitmiş olabilirlerdi.

  Yüzeyde bu açıklama mantıklı görünüyorsa da, incelenmeye değer değildir. Bir
  kere ortalık tam karanlık değildi. Matta, kadınların "tan yeri ağarmaya
  başlarken" mezara gelmiş olduklarını yazıyor. Luka'ya göre "seher
  vakti" oluyor; Markos ise "sabah çok erken, güneş doğduğu vakit"
  sözlerini kullanıyor.

  Bundan başka, bu kadınlar aptal değillerdi. Aralarında en az ikisi, Yusuf ve
  Nikodim'in cesedi nereye yatırdıklarını kendi gözleriyle görmüşlerdi. Mezarın
  karşısına oturarak bütün gömme işlemlerini izlemişlerdi. Bundan 36 saat sonra,
  pazar günü gün doğarken Mecdelli Meryem ile İsa'nın annesi Meryem, yanlarına
  Salome, Yohanna ve başka kadınları alarak mezara döndüler. İçlerinden biri yolu
  ya da mezarı şaşırsaydı, diğerleri herhalde yanlışı düzeltirdi. Üstelik Mecdelli
  Meryem birinci ziyaretinde yanlış yere gitmiş olsa bile, daha sonra gün ışığında
  mezara döndüğü ve bahçede İsa ile karşılaştığı zaman aynı yanlışı yinelemiş
  olduğunu düşünemeyiz.

  Kadınlar, o sabah sırf ağlamak, yas tutmak için mezara gelmediler. Önemli bir
  iş yapmak için geldiler. Yanlarında çeşitli baharatlar getirerek, iki gün önce
  tapınma gününün yaklaşması nedeniyle aceleyle yapılan ölüyü hazırlama işlemlerini
  tamamlamak amacıyla ilk fırsatta döndüler. İsa'yı çok seven, aynı zamanda önemli
  bir iş yapmak niyetinde olan bu kadınların kolay kolay aldanacakları ya da işlerinden
  caydırılabilecekleri düşünülmez. Yine de, kadınların mezarı şaşırdıklarını kabul
  etsek bile, onların anlattıklarını kendi gözleriyle görmeye giden Petrus ile
  Yuhanna aynı yanlışı yaparlar mıydı? Ya onlardan sonra gidenler?

  Mezarın boş bulunması için ileri sürülen ikinci bir açıklama denemesine "bayılma
  teorisi" denilir. Bu görüşü savunanlar, İsa Mesih'in çarmıh üzerinde ölmediğini,
  sadece bayıldığını söylüyorlar. Çarmıhtan indirilip mezara konulduktan sonra
  İsa kendine gelmiş, dışarı çıkmış, gidip kendini öğrencilerine göstermiş.

  Bu teorinin de eksik yanlan çoktur. Kısacası, büsbütün saçmalıktır. Ortada olan
  kanıtlar bu görüşü tümüyle çürütmektedir. Pilatus, İsa'nın beklenildiğinden
  daha çabuk ölmesine şaştıysa da, gerçekten ölmüş olduğundan kuşkusu yoktu. Öyle
  ki Yusuf a, ölüyü çarmıhtan indirmesi için izin verdi. İdamda görevli olan askerlerden
  birinin İsa'nın böğrünü mızrakla delmesine, yaradan" kan ve suyun akmasına
  tanık olan Romalı yüzbaşı da İsa'nın öldüğünden emindi. Bunun üzerine Yusuf
  ile Nikodim ölüyü aşağı indirerek kefen bezleriyle sardılar ve Yusuf'un hiç
  kullanılmamış mezarına koydular.

  Acaba, İsa'nın bunca zaman mezarda yalnız bayılmış durumda yattığını ileri sürenler
  bunu inanarak mı söylüyorlar? Yani, duruşması boyunca gördüğü işkenceler, kırbaçlamalar
  ve korkunç çarmıha gerilme işleminden sonra bir kişinin, soğuk bir taş mezarının
  içinde, yemeksiz bakımsız 36 saat yaşayabileceğine mi inanmamız isteniliyor?
  İki gün komada yattıktan sonra da, mezarın ağzını kapatan insan büyüklüğündeki
  taşı yerinden oynatabilecek kadar birdenbire mi iyileşmişti? (Tabii bunu Romalı
  gözcülerin dikkatini çekmeden başarıyor!) Bundan sonra ise yorgun bitkin, hasta
  ve acıkmış olan İsa, öğrencilerini kendisinin ölümü yendiğine inandırabilecek
  ölçüde kendini toparlamış mıydı? Ve O'nu bu acıklı durumda gören izleyicilerine,
  kendisinin ölüp dirildiğini bildirerek onları bu haberi yaymak için dünyanın
  dört köşesine yollamış, kendisinin de dünyanın sonuna dek onlarla birlikte olacağını
  söylemiş, öyle mi? Üstelik 40 gün süreyle gizli bir yerde yaşayarak kendini
  ancak ara sıra göstermiş, sonunda birdenbire ortadan kaybolmuş... Böyle bir
  saçmalığa inanmak, Tanrı'nın gerçek bir mucize yarattığına inanmaktan çok daha
  güç galiba.

  Üçüncü bir teori olarak, İsa'nın cesedinin hırsızlar tarafından çalındığı ileri
  sürülmüştür. Oysa bu açıklamayı destekleyen hiçbir kanıt yok. Hırsızların Romalı
  gözcüleri nasıl aldattıklarını açıklayan yok. Hırsızlar İsa'nın bedenini ne
  amaçla çalmışlar, üstelik ölüyü çalıp da niye kefeni yerinde bırakmışlar? Bu
  soruları yanıtlamakta bir hayli zorluk çekilir.

  Dördüncü bir açıklama denemesi, cesedin İsa'nın öğrencileri tarafından çalındığı
  yolundadır. Matta bize, Yahudi din önderlerinin bu söylentiyi daha ilk günlerden
  yaydıklarını bildirmektedir. İsa'nın cesedini çarmıhtan indirmesi için Yusuf'a
  izin vermiş olan Pilatus'a, başkâhinlerle Ferisiler'den bir heyet geldi ve Validen
  şöyle bir dilekte bulundular:


"Efendimiz" dediler, "O aldatıcının, daha yaşarken, 'Ben öldükten
  üç gün sonra dirileceğim' dediğini hatırlıyoruz.

  Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa
  öğrencileri gelir, cesedini çalar

  ve halka, 'Ölümden dirildi' derler. Bu sonuncu aldatmaca ilkinden beter olur"
  (Matta 27:62-64).


Pilatus bu isteği onayladı. "Mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına
  alın" dedi. Yahudiler, mezarın girişini kapatan taşı mühürleyerek çevreye
  gözcü askerler diktiler. Matta bundan sonra, taşın yerleştirilip mühürlenmesinin
  ve askerlerin dikilmesinin İsa Mesih'in dirilişine engel olmadığını anlatır.
  Olaydan sonra gözcüler, olup bitenleri din büyüklerine bildirmek üzere kente
  indiler. Bütün din önderleri, durumu görüştükten sonra askerlere para yedirerek
  şöyle bir istekte bulundular:


"Siz şöyle diyeceksiniz: 'Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O'nun
  cesedini çalıp götürdüler.'

  Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar
  gelmesini önleriz."

  Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu
  söylenti Yahudiler arasında

  bugün de yaygındır (Matta 28:13-15).


Ne var ki, bu hikaye de pek inandırıcı değildir. İster Romalı, ister Yahudi
  olsun, mezarı koruma görevi için özel olarak seçilmiş olan gözcülerin hepsinin
  aynı anda uyuya kalmasına hiç imkan var mı? Yok eğer uyumadılarsa, kadınlar
  askerleri geçip taşı nasıl kaldırmış olabilirler?

  Öğrencilerin, İsa'nın bedenini çalmayı başarmış olabileceklerini bir an için
  kabul edelim. Yine de, söz konusu teoriyi büsbütün çürütmeye yetecek psikolojik
  bir sorun var. İncil'in Elçilerin İşleri kısmında anlatılanlardan, kurtuluş
  müjdesini yayan İsa'nın izleyicilerinin en çok diriliş olayı üzerinde durduklarını
  öğreniyoruz. "Siz İsa Mesih'i öldürdünüz, ama Tanrı O'nu ölümden diriltti.
  Biz de bu olayın görgü tanıklarıyız" diye duyuruyorlardı. Peki, bu adamlar
  bile bile, kendi canlarının pahasına yalan haber mi yayıyorlardı? Öğrenciler
  İsa'nın bedenini çaldılarsa, O'nun ölümden dirildiği haberini yaymaları düpedüz
  yalancılıktı. Üstelik bu haberi yaymakla kalmadılar, bunu yaydıkları için birçok
  acı çektiler. Sözde bir "peri masalı" uğruna hapse atılmayı, dövülmeyi,
  hatta ölmeyi bile göze aldılar.

  Böyle şey olur mu hiç? Kuşkusuz olmaz. İncil yazarlarının anlattıklarından ortaya
  çıkan bir şey varsa o da şudur: İsa'nın izleyicileri, söylediklerine yüzde yüz
  inanan kişilerdi. İstersen aldanmış olduklarını düşünebilirsin, ama kendileri
  aldatıcı değillerdi. İkiyüzlülerle şehitler aynı kalıptan çıkamaz.

  İsa'nın cesedinin ortadan kaybolması konusunda ileri sürülen beşinci açıklama
  şöyledir: Romalı ya da Yahudi yetkililer, cesedi kendileri almış ve saklamışlar.
  Bu varsayım, ilk bakışta diğerlerine oranla biraz daha mantıklı görünüyor. Yetkililerin
  böyle bir şey yapmaları için yeterli gerekçeleri vardı. İsa Mesih'in dirilişle
  ilgili sözlerini duymuşlar, öğrencilerinin bir dolap çevirmesinden korkuyorlardı.
  Böylelikle, herhangi bir hileyi önlemek amacıyla, ölüye kendileri el koymuş
  olabilirler.

  Ne var ki, incelemeye tabî tutulduğunda bu varsayım da çöküyor. İsa'nın ölümünden
  birkaç hafta sonra, izleyicilerinin O'nun dirildiği haberini nasıl cesaretle
  yaymaya başladıklarını gördük. Haber hızla yayıldı. Bu yeni inancın, Yahudi
  dininin temellerini yıkacağından, Kudüs'ü kargaşalığa sürükleyeceğinden korkuluyordu.
  Yahudi ileri gelenleri halkın din değiştirmesinden, Romalı yetkililer ise ayaklanmadan
  korktular. Bu durumda yetkililerin elinde tüm sorunu çözümleyecek bir koz vardı.
  İsa'nın ölüsünü ortaya çıkarabilir, ölüye

  nasıl, ne zaman ve neden el koyduklarını bildiren resmi bir açıklama yapabilirlerdi.

  Oysa yetkililer, bunu yapacak yerde, sustular ve kabadayılığa başvurdular. Mesih
  İnanlıları'nı tutukladılar. Tehdit ettiler, dövdüler, hapse attılar, haklarında
  iftiralar yaydılar, düzenler kurdular, öldürdüler. Ama İsa'nın cesedi onların
  elinde olsaydı, bütün bu zorbalıklar gereksiz olurdu. İncil inancı diriliş olayı
  üzerine kurulmuştur. Diriliş olayının gerçek olmadığını kanıtlasalardı, yeni
  inanç hareketi o saat batardı. Ama bunu yapamadılar; ceset onların elinde değildi.
  Diriliş olayının gerçekliği konusunda yetkililerin suskunluğu, öğrencilerin
  tanıklığı kadar güçlü bir kanıt oluyor.

  İsa'nın mezarının boş olmasını, ölüsünün ortadan kaybolmasını açıklamak için
  insanların uydurabildikleri teoriler işte bunlardır. Ama hiçbiri doyurucu değil;
  üstelik hiçbiri için zerre kadar tarihsel kanıt yoktur. Ortada başka inandırıcı
  bir açıklama olmayınca, İncil'deki sade, ciddi anlatımı neden yeğ tuttuğumuz
  anlaşılabilir. İsa'nın bedeni insanlar tarafından yerinden kaldırılmadı; Tanrı
  tarafından ölümden diriltildi.


2. Kefen Yerinde Duruyordu


İsa'nın ölüsünün ortadan kaybolduğunu anlatan İncil yazarları, bedeni sarmak
  için kullanılan kefenin mezarda kaldığını özellikle belirtiyorlar. O pazar sabahı
  Petrus ile birlikte mezara koşa koşa gelen Yuhanna bu noktanın üzerinde önemle
  duruyor. Yuhanna'nın bu olayı bir görgü tanığı olarak aktardığı, anlatış şeklinden
  açıkça anlaşılıyor (Yuhanna 20:1-10). Daha genç olan Yuhanna, Petrus'u geride
  bırakarak mezara önce vardıysa da, ilkin dışarıdan bakmakla yetindi. Sonra Petrus
  arkadan yetişti ve içeri girdi. Bunun üzerine "mezara ilk varan öğrenci
  (Yuhanna) de içeri girip gördü ve iman etti." Soracağımız soru şu: Yuhanna,
  inanmasına neden olacak ne gördü? Olayın anlatılışı, Yuhanna'yı inanmaya zorlayanın
  yalnız ölünün ortadan kayboluşu olmadığı izlenimini veriyor. Bundan başka, cesedi
  sarmak için kullanılan kefenin mezarda bulunması, hatta tam yerinde durması
  Yuhanna'yı büyük ölçüde etkilemiştir.

  Olayı yeni baştan gözden geçirelim. Aramatyalı Yusuf, İsa'nın cesedini çarmıhtan
  indirip gömmek için Pilatus'tan izin istemişti. Yuhanna bize, İsa'nın gizli
  bir yandaşı olan Nikodim'in de "yanına yaklaşık olarak 35 kilo karışık
  mür ve öd ağacı özü alarak geldiğini" bildiriyor (Yuhanna 19:38-42). Sonra
  Yusuf, Nikodim'le birlikte "İsa'nın ölüsünü alıp Yahudiler'in gömme geleneğine
  göre onu baharatla keten bezlere sardılar." Ölüyü omuzlardan aşağı keten
  sargılara sararak sargıların katlarına çeşitli baharatlar serptiler (Başı sarmak
  için ayrı bir bez kullanılmış olmalı) (bkz. Yuhanna 11:44). Böylelikle Doğunun
  gömme geleneklerine uyarak, yüz ve boyun kısmı açık bırakılmak üzere baş ve
  vücut tümüyle sarılıydı. Bundan sonra ölüyü, mağara mezarın bir yanına oyulmuş
  bir taşın üzerine yatırdılar.

  Şimdi biz, İsa Mesih ölümden dirildiği sırada mezarının içinde bulunduğumuzu
  düşünelim. Orada ne görecektik? Ölünün biraz kımıldadığını, sonra esneyip gerinerek
  yavaş yavaş ayağa kalktığını mı görecektik? Hayır, İsa'nın yalnız baygınlıktan
  ayıldığına inanmıyoruz. Tam anlamıyla ölmüştü ve yeniden yaşama döndü. Komadan
  değil, ölümden dirildi. Öyleyse biz olay yerinde olsaydık ne görecektik? Birdenbire
  ölünün ortadan kaybolduğunu, görünmez olduğunu fark edecektik. Ansızın yok olan
  ölü, yepyeni, apayrı, görkemli bir duruma değiştirilmiş olacaktı. Diriliş bedeni,
  sonradan kapalı kapılardan geçebileceği gibi, şimdi de kefenin içinden geçecekti.
  Sargılar ise,olduğu yerde, hemen hemen aynı şeklini korumuş biçimde kalacaktı.
  Hemen hemen diyoruz, çünkü içindeki ceset çekildikten sonra, 35 kilo baharatın
  ağırlığı altında kalan kefen çökmüş, yassılaşmış duruma gelecekti. Ayrıca vücudu
  saran kefenle başı örten bez arasında, boynun yerini gösteren bir boşluk kalacaktı.
  Kalınca sarılmış baş örtüsü ise, eski bir Osmanlı sarığı gibi, büyük olasılıkla
  bombeli biçimini az çok koruyacaktı.

  Yuhanna'nın anlattıklarını dikkatli bir şekilde incelersek, mezarda kalan kefenin
  bu üç özelliği gözümüze çarpmaktadır: İlk önce Yuhanna, keten bezlerin "yerde
  yattığını" gördü. Özgün metinde iki kez yinelenen bu deyim, birincisinde
  vurgulu durumda kullanılmaktadır. Cümle şöyle de görülebilir: "Keten bezleri,
  yerde yatar (ya da 'çökmüş') durumda gördü." Yuhanna, başı örtmek için
  kullanılan bezi de "Keten bezlerden ayrı bir yerde sarılı gördü."
  Bu anlatımdan, baş örtüsünün buruşturulup bir köşeye atıldığı anlamını çıkartmaktayız.
  Baş örtüsü yine taş sekinin üzerinde, ama vücut kısmına sarılan bezlerden belirli
  bir mesafede ayrı duruyordu. Ayrıca bu bez, diğerleri gibi çökmüş durumda değil,
  "sarılı" duruyordu. Kullanılan sözcük, içi boş, ama bombe biçimini
  koruyan sarık bezin durumunu tanımlıyor.

  Mezara gelen iki öğrenciyi bekleyen görünümü şimdi rahatlıkla gözümüzün önüne
  getirebiliriz. İçeri baktıklarında, taş sekinin üzerinde, olduğu yerde çökmüş
  kefen ve biraz ilerde duran kabak biçimindeki baş örtüsü gözlerine çarptı. Bunlar,
  olup bitenleri bütün açıklığıyla belirtmekteydi. Bu yüzden de Yuhanna ile Petrus,
  "gördüler ve iman ettiler." Mezarda kalmış sargılara bir bakış, diriliş
  olayının gerçekliğini kanıtlamaya yetiyordu. Ölüyü saran bezler kaldırılmamış,
  yerinden oynatılmamış, herhangi bir şekilde insan eliyle dokunulmamıştı. Yeni
  bir yaşama çıkan kelebeğin geride bıraktığı kozaya benziyordu.

  Petrus ile Yuhanna'ya İsa'nın dirildiği haberini getirdikten sonra mezara dönen
  Mecdelli Meryem de aynı duruma tanık oldu. "Ağlarken eğilip mezarın içine
  baktı. Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsa'nın cesedinin yattığı yerin
  başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu" (Yuhanna 20:11, 12). İki melek,
  herhalde boş kefen ortalarında olmak üzere taş sekinin iki ucunda oturuyorlardı.
  Matta ve Markos, meleklerin şu sözünü ekliyorlar: "O burada yok; söylemiş
  olduğu gibi dirildi. Gelin, O'nun yattığı yeri görün" (Matta 28:6; Markos
  16:6). Okuyucu, meleklerin varlığına ister inansın, ister inanmasın, İsa Mesih'in
  cesedinin yatırıldığı yere ilişkin bu sözler, İncil yazarlarının anlatmak istediklerini
  pekiştirmektedir. Gerek cesedin ortadan kaybolması, gerekse de boş kefenin durumu,
  İsa'nın gerçekten ölümden dirildiğine güçlü birer kanıttır.


3. İsa'yı Gördüler


İncil'i okumuş olan herkes, İsa Mesih'in ölümden dirildikten sonra bazı olağanüstü
  yollardan izleyicilerine göründüğünü biliyor. Dirilmiş olan İsa'nın, Petrus'un
  deyimiyle "seçilmiş tanıklara" ayrı ayrı on olayda göründüğünü okuyoruz:


1. Mecdelli Meryem'e (Yuhanna 20:14-18; Markos 16:9).

  2. Mezardan dönen kadınlara (Matta 28:8-10).

  3. Petrus'a (Luka 24:34; l.Korintliler 15:5).

  4. Emmaus köyüne gitmekte olan iki öğrenciye (Luka 24:13-31).

  5. Yukarı odada toplanmış bulunan on öğrenciye (Luka 24:36-45; Yuhanna 20:19-24).

  6. Bundan bir hafta sonra Tomas'ın da aralannda bulunduğu On bir öğrenciye (Yuhanna
  20:24-29).

  7. Celile'de "500'ü aşkın kardeşe" (l.Korintliler 15:6).

  8. Celile Gölü'nün kıyısında, balık tutmaya giden yedi öğrenciye (Yuhanna 21:1
  -23).

  9. Yakup'a (l.Korintliler 15:7).

  10. Son olarak da İsa Mesih göğe çıkarken Zeytin Dağı'ndakilere göründü (Elçilerin
  İşleri 1:3-12).


l.Korintliler 15. bölümde dirilmiş olan İsa'yı görenleri sıralayan Pavlus,
  kendisinin de Şam yolunda İsa'yı gördüğünü belirtiyor. İncil'de yer almamış
  başka olaylar da olabilir. Nitekim Luka, İsa'nın "elem çektikten sonra
  40 gün süreyle... kendisini çok sayıda kanıtlarla öğrencilerine dirilmiş olduğunu
  gösterdiğini" yazıyor (Elçilerin İşleri 1:3).

  Görgü tanıklarının diriliş olayına ilişkin tanıklıklarını önemsemeden geçiştiremeyiz.
  Anlatılanlar için bir açıklama bulmak zorundayız. Akla üç açıklama geliyor:
  Ya anlatılanlar uydurmadır, ya tanıklar gerçekte varolmayan hayaller gördüler,
  ya da anlatılanlar gerçektir.

  Bunlar uydurma olabilir mi? Böyle bir düşüncenin çürütülmesine fazla yer ayırmamıza
  gerek yok. Dirilmiş olan İsa Mesih'in birçok izleyicisine görünmesiyle ilgili
  anlatılanların bile bile uydurulmuş olamayacağı apaçık ortadadır. Bir kere yazılanlar
  ciddi, sade, süslemesizdir. Ayrıca olayların anlatılış tarzları ve verilen ayrıntılar,
  bunların gerçek görgü tanıklarının işi olduğunu gösteriyor. Petrus ile Yuhanna'nın
  mezara koşuşları, Emmaus yolundaki konuşmalar, uydurma olamayacak ölçüde canlılıkla
  ve gerçekçilikle anlatılmaktadır.

  Üstelik bunlar uydurma olsa, hiç de ustalıkla uydurulmamıştır. Diriliş olayını
  biz uyduracak olsak, İncil yazarlarının anlattıklarını basitleştirmeye, bütün
  güçlükleri ortadan kaldırmaya dikkat ederdik. İsa'nın öğrencilerinin kuşku ve
  korkularını ya hafifletir ya da hiç anlatmazdık. Ayrıca sonraki yüzyıllarda
  yazılmış bazı sahte belgelerin yaptığı gibi, diriliş anını da bütün görkemiyle
  betimlemek isterdik. Ölümün zincirlerini kırıp mezardan büyük zaferle çıkan
  Tanrı Oğlu'nun gücünü ve yüceliğini belirten bir bölüm eklerdik. Oysa asıl diriliş
  anının hiçbir görgü tanığı olmadığı için, İncil'de anlatılmamıştır. Yine de,
  alaycıların laflarına hedef olmamak için, herhalde ilk tanık olarak kötü kadın
  diye bilinen Mecdelli Meryem'i seçmezdik.

  Uydurma teorisine karşı, anlatılanların sadeliğinden daha da güçlü bir itiraz
  var. Daha önce de belirttiğimiz gibi, İsa'nın öğrencileri birinci yüzyılın inanlıları,
  İsa Mesih'in ölümden dirildiğine yüzde yüz inanmışlardı. İncil'de, baştan başa
  bir zafer havası esiyor. Yazarlarının, acıklı bir şekilde aldanmış kişiler olduğu
  düşünülebilir. Oysa anlattıklarını, bile bile uydurmuş olamazlar.

  Anlatılanlar uydurma değilse, tanıkların gördükleri sırf sanrı mıydı? Gerçekte
  var olmayan bir şeyi hayal mi etmişlerdi? Bu görüş, birçokları tarafından güvenle
  ortaya atılmıştır. Kuşku yok ki ruhbilimciler, bu tür sanrı gören kişilerle
  sık sık karşılaşmaktadırlar. Sanrı sözcüğü, "Uyanık bir kişinin, kendi
  dışında var sandığı, ama gerçekte yok olan olguları algılaması" biçiminde
  tanımlanır. Böyle hayaller görme eğilimi, çoğunlukla akli dengesi biraz ya da
  tümüyle bozuk olan kişilerde görülmektedir. Olmayan şeyleri gören, sesler işiten,
  adeta kendi yapay dünyalarında yaşayan kişiler vardır. Ne var ki, İsa'nın öğrencilerinin
  böyle dengesiz kişiler oldukları söylenemez. Atılgan Petrus, kuşkucu Tomas bizim
  kadar normal, aklı başında olan kişilerdir.

  Bazen gayet normal kişilerin de sanrı (hayal) gördüğü bilinmektedir. Oysa böyle
  durumlarda şu iki koşul genellikle uygun oluyor: İlk önce sanrı gören, bir süreden
  beri belirli bir özlem beslemiş, bunun üzerinde düşünüp taşınmıştır. İkinci
  olarak zaman, yer ve ortam böyle bir olguya elverişlidir. İçte güçlü bir özlem,
  dışta da elverişli bir ortam olmalıdır.

  Ne var ki, İncil'de İsa Mesih'in dirilişiyle ilgili anlatılanları incelersek,
  bu koşullardan her ikisinin de eksik olduğu anlaşılıyor. İsa'nın izleyicilerinde
  özlem ve umut yerine tam tersini görüyoruz. Boş mezarı ilk gören kadınların,
  "Korku ve şaşkınlık içinde" kaçtıklarını okuyoruz. Mecdelli Meryem
  ve öbür kadınlar, İsa'nın yaşamakta olduğu müjdesini getirince, öğrenciler inanmadılar.
  Kadınların getirdiği haber, onlara boş laf, çocuk masalı gibi geldi. Hatta İsa'nın
  kendisi birdenbire ortalarında göründüğü zaman öğrenciler "ürküp korktular,
  bir hayalet gördüklerini sandılar" (Luka 24:36-43). Öyle ki İsa onları,
  "imansızlıklarından ve yürek katılıklarından ötürü ayıpladı" (Markos
  16:14). Tomas ise, İsa'nın yaralarını kendi gözleriyle görmedikçe, kendi elleriyle
  dokunmadıkça inanmamakta direndi. İsa ile öğrencilerinin Celile'de bir dağ başındaki
  buluşmaları şöyle anlatılmaktadır: "O'na tapındılar, ama bazıları kuşku
  içindeydi" (Matta 28:16,17). Burada asılsız bir umut, bilinçsiz bir kanma,
  kör bir inanma durumu yoktur. İsa'nın öğrencileri saf, kolaylıkla aldatılabilen
  kişiler değillerdi; tersine, oldukça ihtiyatlı, kuşkucu, inanmakta ağır davranan
  kişilerdi. Her zaman sanrı (hayal) gören tipten değillerdi. Birtakım garip hayaller
  onları ikna edemezdi. Onların imanı, kendi görgüleriyle doğrulanan somut gerçekler
  üzerine kurulmuştu.

  Sanrıların görülmesine uygun olacak dış ortam da yoktu. Dirilmiş olan İsa kendini,
  hep kutsal sayılan, O'nun anısıyla bağlantılı bir iki özel yerde gösterseydi,
  belki bizde de kuşku uyandırırdı. Örneğin İsa, öğrencilerine yalnızca 'yukarı
  oda'da görünseydi, kuşkuya düşmekte biraz hakkımız olurdu. On bir öğrenci, İsa'nın
  ölümünden önceki son saatlerini kendisiyle birlikte geçirmiş oldukları yukarı
  odada toplanmışlardı. Eski güzel günlerini anımsarken, yeniden yanlarına döneceğine
  ilişkin sözlerini akla getirirken, ateşli umutlar ve özlemlerinin sonucu olarak
  Kendisi birdenbire ortalarında görünüverseydi, öğrencilerin gerçekten kendilerini
  aldattıkları düşünülebilirdi.

  Ama durum böyle değildi. Nitekim dirilmiş olan İsa'nın izleyicilerine göründüğü
  on olayı incelersek yer, ortam ve tanıklar bakımından büyük farklılıklar görürüz.
  İsa, bazen Mecdelli Meryem, Petrus ve Yakup gibi bir tek kişiye, bazen birkaç
  kişilik gruba, bir keresinde de 500'ü aşkın bir kalabalığa göründü. Mezarın
  bulunduğu bahçede, Kudüs yakınlarında, yukarı odada, Emmaus yolunda, Celile
  Gölü'nün kıyısında, Celile'de bir dağ başında ve de Zeytin Dağı'nda izleyicilerine
  göründü.

  Yer ve tanıklar bakımından farklılıklar olduğu gibi, kişilerin ruhsal durumları
  bakımından da farklılıklar görülmektedir. Mecdelli Meryem ağlıyordu; kadınlar
  korku ve şaşkınlık içindeydiler; Petrus vicdan azabı çekiyordu; Tomas kuşkuya
  kapılmıştı; yolunda yürüyen iki öğrenci ise balık avlamakla uğraşıyordu. Yine
  de bu kişilerin tüm kuşku ve korkularına, imansızlık ve dalgınlıklarına karşın,
  ölümden dirilmiş Efendileri kendini onlara gösterdi.


4. Öğrencilerin Yaşamları Değişti


Diriliş olayının en güçlü kanıtlarından biri de, İsa'nın öğrencilerinde görülen
  şaşılacak değişikliktir. Bizi boş mezara, çökmüş kefene ve dirilmiş Efendi'ye
  bakmaya çağırıyorlar; "bize bakın" demiyorlar. Ama kendilerindeki
  şaşırtıcı değişiklik hemen göze çarpıyor. İncil'in ilk dört bölümünden tanıdığımız
  bu kişiler, Elçilerin İşleri bölümüne gelince tümüyle değişmişlerdir. Efendilerinin
  ölümü onları umutsuzluk ve hayal kırıklığı içinde bırakmıştı. Oysa birkaç sayfa
  sonra karşılaştığımız öğrenciler, Rab İsa Mesih uğruna yaşamlarını vermeye hazır,
  dünyayı altüst eden kişilerdir.

  Bu değişikliğin nedeni ne olabilir? İsa'nın izleyicilerinde gördüğümüz iman,
  güç, sevinç ve sevgi nereden kaynaklanıyor? Kuşkusuz Tanrı'dan gönderilen Kutsal
  Ruh'un üzerlerine inmesi bu değişikliği getirdi. Ama Kutsal Ruh'un gelmesi de,
  İsa Mesih'in ölümden dirilişi ve göğe dönmesine bağlıydı. Sanki diriliş olayı,
  büyük manevi ve ruhsal güçleri salıvermiştir. İlk örnek hemen akla gelir.

  Birincisi Simun Petrus'tur. İsa Mesih'in yargılanması sırasında Petrus adeta
  ortadan silinmişti. Üç kez Efendisini tanımazlıktan geldi. Sanki İsa'dan hiçbir
  şekilde etkilenmemiş gibi, sövüp sayarak O'nu yadsıdı. Sonra, yaptığının farkına
  varınca hüngür hüngür ağladı. İsa'nın ölümünden sonra Petrus'un tümüyle hüsrana
  uğramış olarak, kapalı kapılar ardında diğer öğrencilerle birlikte yukarı odada
  beklediğini görüyoruz.

  Ne var ki İncil'in sayfalarını çevirdiğimizde, bambaşka bir Petrus çıkıyor karşımıza.
  Bu kez Petrus, Kudüs kentinde, belki de yukarı odanın bulunduğu evin önünde,
  şaşılacak bir cesaretle tanrısal müjdeyi duyurmaktadır. Kalabalık halk kitlelerinin
  karşısında, öyle etkili bir şekilde konuşuyor ki, 3000 kişi İsa Mesih'e iman
  edip vaftiz oluyorlar. Daha sonraki sayfalarda Petrus'un, İsa'yı idam ettiren
  aynı Yüksek Kurul'un önünde inancında direndiğini görüyoruz. İsa'nın adı uğruna
  acı çekmeye layık görüldüğü için seviniyor. Bundan bir süre sonra da, idam edileceği
  günün arifesinde hücresinde mışıl mışıl uyuyor (Elçilerin İşleri 2:1-41, 5:17-42;
  12:1-10).

  Simun Petrus yepyeni bir insan oldu. Rüzgarın etkisiyle öteye beriye sürüklenen
  kum yığını ortadan kalktı. Onun yerinde, Petrus adının öz anlamı gibi sapasağlam
  bir kaya duruyor. Nedir bu değişikliği yaratan?

  İkinci örneğimiz olarak, Kudüs'teki inanlılar topluluğunda önderlik görevini
  üstlenen Yakup'u ele alalım. Yakup, İsa'nın yaşamı boyunca kendisine inanmamakta
  direnen üvey kardeşlerinden biridir. Oysa Elçilerin İşleri kısmının ilk bölümüne
  gelince, dua için birlikte toplanan Mesih İnanlıları'nın listesine "İsa'nın
  kardeşleri" de eklenmiştir. Demek Yakup da yeni iman etmiştir. Onu değiştiren,
  iman etmesine yol açan şey nedir? Sorunun yanıtını belki 1.Korintliler 15:17
  ayetinde bulabiliriz. Dirilmiş olan Kurtarıcıyı görenleri sıralayan Pavlus,
  İsa'nın "Yakup'a da göründüğünü" belirtiyor.

  Petrus'un korkusunu cesarete, Yakup'un kuşkusunu da imana dönüştüren, bu diriliş
  olayıdır. Yahudiler'in tapınma günü olan Cumartesi gününü Pazar günüyle değiştiren,
  Tanrı'nın halkı olarak da Yahudiler'in kalıntısı yerine Mesih İnanlıları topluluğunu
  geçiren, İsa Mesih'in ölümden dirilişi oldu. Mesih düşmanı Saul'u Tanrı'nın
  elçisi Pavlus yapan, onu önceleri ortadan kaldırmaya çalıştığı inancın savunucusu,
  yayıcısı durumuna getiren, İsa'nın dirilişidir. Pavlus şunları yazar: "Son
  olarak da bana göründü."

  Diriliş olayının kanıtları işte ortada. İsa'nın ölüsü ortadan kayboldu. Ölüyü
  sarmak için kullanılan keten bezler ise mezarda olduğu yerde kaldı. İsa birçoklarına
  göründü. Ve öğrencileri büsbütün değiştirildiler. Bu olay için, Mesih İnanlıları'nın
  savından başka doyurucu bir açıklama yoktur. "Rabbimiz gerçekten dirilmiştir!"


"Rabbim ve Tanrım"


Kitabımızın ilk dört bölümünü, tarihte gelmiş geçmiş en etkileyici kişiliğin
  araştırılmasına ayırmış bulunuyoruz. Nasıra Kenti'nden, halktan bir marangoz
  olan, üç yıl kadar gezici bir vaiz olarak halka hizmet eden, sonunda en ağır
  suçlulara verilen ölüm cezasıyla ölen İsa Mesih'in öyküsüdür bu...

  Kendisi hakkında birçok büyük iddialarda bulundu.

  Görebildiğimiz kadarıyla tümüyle kusursuz, eksiksiz, suçsuz bir yaşam sürdü.
  Öldükten sonra yeniden yaşama döndü.

  Bütün bu kanıtların toplam ağırlığı hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır. Ortada
  olan kanıtların mantıklı sonucu olarak son bir iman adımı atmamız gerekmez mi?
  İsa Mesih'in önünde diz çöküp kuşkucu Tomas'la birlikte, "Rabbim ve Tanrım"
  diyeceğimiz geliyor.





no
başlık
tavsiye
tarih
okunmuş
12    1. Doğru Yaklaşım [17] 898 17/11/2003  8813
11    2. Büyük İddialar - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [8] 850 17/11/2003  7982
10    3. Eşsiz Bir Karakter - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [21] 900 17/11/2003  7680
9    4. İsa Mesih'in Ölümü - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [2722] 926 17/11/2003  8537
   5. İsa Mesih'in Ölümden Dirilişi - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [10] 929 17/11/2003  6045
7    6. Günah Sorunu - İnsanın Gereksinmesi [8] 994 17/11/2003  7167
6    7. Günahın Sonuçları - İnsanın Gereksinmesi [23] 959 15/11/2003  7259
5    8. Isa Mesih'in Çarmıhı - Başarılı Kurtuluş [13] 962 15/11/2003  6506
4    9. Kurtuluş Armağanı - Başarılı Kurtuluş [5] 910 15/11/2003  6684
3    10. Yapılacak Hesaplar - Kişinin Vereceği Karar [3] 946 15/11/2003  6624
2    11. Karar Verirken - Kişinin Vereceği Karar [15] 915 15/11/2003  8129
1    12. İman Yaşamı - Kişinin Vereceği Karar [3] 912 14/11/2003  6862
1

:: Kütüphane ::

· Hıristiyanlığın Temelleri
· Hıristiyan olmak için ne yapmalısınız?
· Tanrı Çizgisi
· Tanrı'nın Sözünden Cevaplar
· Nihai Sorular
· İsa Kimdir?
· Neden Kurban?
· Bana Tanrı'yı Anlat
· Bilimsel Makale
· Marangozdan da öte
· Tarihsel Kanıt
· Boş Mezar
· İznik Konseyi hakkında
· Yehova Şahitleri
· Kur'an, İsa'yı nasıl anlatıyor?
· Son zaman azizleri(mormonlar)


:: Okuma Takvimi ::


· Ocak Okuma Planı

· Şubat Okuma Planı

· Mart Okuma Planı

· Nisan Okuma Planı

· Mayıs Okuma Planı

· Haziran Okuma Planı

· Temmuz Okuma Planı

· Ağustos Okuma Planı

· Eylül Okuma Planı

· Ekim Okuma Planı

· Kasım Okuma Planı

· Aralık Okuma Planı


İsa'nın Yuhanna'ya verdiği Vahiy söyle diyor.
"Bu peygamberliğin sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır."(Vahiy 1:3)
Diliyoruz ki, Tanrı'nın vermiş olduğu sonsuz yaşamı ve gerçek yolunu bu sitenin aracıliği ile bulmanızı arzu ederiz.
Her mesaj panosundaki içeriklerin yasal sorumlulukları yazarlara aittir ve içerikler incil.com'nun ilkeleri ile bağdaşmayabilir.
© 1998~2014, www.incil.com