incil.com Ver4.0
Hoşgeldiniz!! Hristiyan Topluluğuna

Ad Başlık İçerik  

Hoş geldiniz! Ana Sayfa  ::  İnternet Kilisesi  ::  Yerel Kiliseler  ::  Soru Tahtası
:: Ana Menü ::

Ana Sayfa

İnternet Kilisesi

İncil Okuma

Gündelik Ekmeğimiz

Mesaj Panosu

:: Modüller ::

· Kütüphane
· Vaazlar
· İsa Filmi
· İlahiler
· Linkler
· Soru Tahtası
· Kısa Rehberler
· Bu Siteyi Tavsiye et
· İncil Okuma Tavimi
· Download


:: Etkinlikler ::


Sipariş Formu
Görüşleriniz

  İmanınızı daha geliştirmek için Etkinliklerindeki Formlarını doldurup bize göndereceksiniz. Bizden çok rahatça 'İncil', 'İSA VCD' ve ilgili kitapları alabilirsiniz.

  Sipariş Formunun aracığıyla Mektuplaşma Kursu'na katılıp İSA'nın, İncil'in ve Hristiyanlığın gerçeklerine sahip olabilirsiniz.


:: Java Makinesi ::

Sitemizde arkadaşlarla Chat yapmak için bigisayarınıza Java Makinesi yüklemek zorundasınız.

Hala Chat Odası aktif değilse aşayıdaki linki tuşlayıp Java Makinesini indireceksiniz.

Ve, bilgisayarınıza Java Makinesini yükleyeceksiniz.

Güle güle kulanın!


Java Makinesi

 
  Tarihsel Gerçeklere Dayanan Mesih İnancı Tablosu
  Neye, ya da Kime inanıyorsun? Neden? Hiç inancını yakından incelediğin oldu mu? İnancın acaba sağlam bir temel üzerinde mi yükseliyor? Nelere inandıkları da, nedenleri de netleşmiş değildir.
  Hamdolsun ki, sitemize İngiltere kraliçesinin ruhsal konulardaki özel danışmanı olan John Stott, Mesih İnancı'nın temel taşlarını Yeni Yaşam Yayınların izni ile sunuyoruz. İsa Mesih'in benzersiz kişiliğini ve sağladığı kurtuluşu, ve bütün bu gerçekler ışığında insana düşen seçimi ayrıntılarıyla açıklıyor.
  * Bu yazıların bütün hakları Yeni Yaşam Yayınları'na aittir ve internet yayınlarının hakkı www.incil.com'a verilmiştir.  

 Toplam 12artikeller, 1inci sayfadır / 1sayfalar
artikel     
başlık   6. Günah Sorunu - İnsanın Gereksinmesi
ad   musa 
-6-

GÜNAH SORUNU

Nasıralı İsa'nın Tanrılığıyla ilgili kanıtların değerlendirilmesine epey yer
  verdik. Sonuç olarak, O'nun gerçekten Tanrı'nın Sözü, Tanrı'nın Oğlu, evrenin
  Efendisi olduğuna emin olabiliriz. Ne var ki Kutsal Kitap bize, yalnız isa'nın
  kim olduğunu değil, aynı zamanda dünyaya ne amaçla geldiğini de anlatmaktadır.
  İsa Mesih, yalnız gökten inen Tanrı olarak değil, günahlı insanların Kurtarıcısı
  olarak sunuluyor. Nitekim bu iki konu birbirinden ayrılamaz. İsa Mesih'in, insanlara
  günahın köleliğinden kurtuluşu sağlayabilmesi, O'nun Tanrı olmasına dayanmaktadır.

  Ne var ki, İsa Mesih'in başardığı kurtuluş işine gereken değeri biçebilmemiz
  için O'nun kim olduğunun yanı sıra, bizim de kim olduğumuzu kavramamız gerekir.
  İsa, bizler için dünyaya geldi. Muhtaç insanların en derin ihtiyaçlarını karşılayabilecek
  durumda olan tek Kişi olarak girişimde bulundu. İsa Mesih'in böyle bir girişime
  yeterliliği Tanrı oluşuyla bağlantılı. O'nun yeterliliğini bundan önceki bölümlerde
  incelemiş bulunuyoruz; şimdi ise biz insanların ihtiyacını gün ışığına çıkarmalıyız.

  Böylelikle konuyu İsa Mesih'ten insanlara çeviriyoruz. O'nda olan günahsızlık
  ve yücelikten dönüp bizde olan günahlı, utanç verici duruma yönelmeliyiz. Ancak
  bizim gerçek durumumuzu iyice anladıktan sonra, İsa'nın bizlere sunduğu kurtuluş
  armağanının büyüklüğünü kavrayabileceğiz. Önce hastalığımızın teşhisi konulacak
  ki, önerilen ilacı almaya istekli olalım.

  Günah konusu, kişilerin hoşuna giden bir konu değildir. Mesih İnanlıları, bu
  konuyla gereğinden fazla uğraşmakla suçlanmaktadırlar. Oysa biz, gerçekçi olduğumuz
  için bu konunun üzerinde duruyoruz. Günah, din adamlarının işsizliğini önlemek
  için uydurulmuş bir öcü değildir. Günah insan deneyinin bir gerçeğidir.

  20'nci yüzyılda meydana gelen olaylar birçok insanı, kötülük sorununun kökünün
  yalnız toplumda değil, insanın kendisinde de bulunduğuna inandırmıştır. 19'uncu
  yüzyılda, dünyada genel bir iyimserlik havası esiyordu. İnsan tabiatının temelde
  iyi olduğuna, kötülüğün ise büyük ölçüde bilgisizlikten ve olumsuz yaşam koşullarından
  kaynaklandığına inanılmaktaydı. Halkın eğitilmesiyle ve toplumda bazı düzen
  değişikliklerinin sağlanmasıyla bütün insanların birlikte mutluluk ve iyi niyet
  içinde yaşayabilecekleri düşünülüyordu. Oysa bu kuruntu, tarihin uzlaşmaz gerçekleri
  karşısında büyük ölçüde erimiştir. Dünyanın birçok yerinde eğitim olanakları
  geniş çapta yaygınlaştırılmış, insanların tüm maddesel gereksinmeleri devlet
  tarafından karşılanmıştır. Ne var ki, 1. ve 2. Dünya Savaşı sırasında görülen
  insanlık dışı zulümler, süregelen uluslararası çekişmeler, siyasal baskılar
  ve genel olarak şiddetin ve yolsuzlukların artması, dü şünen kişilerin gözlerini
  açmıştır. Artık her insanın varlığında hüküm süren katı bencillik kendini gizleyemiyor.

  "Uygar" toplumlarda alıştığımız düzen, insanlığın günahlılığını temel
  ilke olarak benimsemiştir. Meclislerden çıkan yasaların hemen hemen tamamı,
  insanların kendi anlaşmazlıklarını adaletle ve yansızlıkla çözümleyememesinden
  ileri gelmektedir. Kişinin namus sözü yetmiyor; kontrata ihtiyaç duyuyoruz.
  Kapı yeterli olmuyor; kilit, sürgü takmamız gerekiyor. Ücretin ödeneceğine güvenilemiyor;
  bilet satılır, denetlenir, toplanır. Yasalar da yeterli değil; yasaların uygulanmasını
  sağlamak için polislere gereksinmemiz oluyor. Bütün bunlar insanın günahlılığından
  ileri geliyor. Birbirimize güvenemiyoruz. Birbirimizden korunmamız gerekiyor.
  İnsan doğasının kökte bozukluğu apaçık ortadadır.


Günahın Evrenselliği


Tanrı'nın yazılı sözü olan Kutsal Kitap, günahın evrenselliği konusunda hiçbir
  kuşkuya yer bırakmıyor. Kudüs'teki tapınağı kutsama töreninde dua eden Kral
  Süleyman, "günah işlemeyen tek kişi yoktur" der (l.Krallar 8:46).
  "Vaiz" kitabında da şöyle yazar: "...yeryüzünde hep iyilik yapan,
  hiç günah işlemeyen doğru insan yoktur" (Vaiz 7:20). Mezmurlar'dan birçoğu,
  tüm insanların günahlı olmasından yakınmaktadır. Tanrı'nın varlığını yok sayan
  "akılsız"ı konu eden 14'üncü Mezmur, insanlığın kötülüğünü ve düşkünlüğünü
  şu karamsar sözlerle dile getirir:


"İnsanlar bozuldu, iğrençlik aldı yürüdü,

  İyilik eden yok.

  Rab göklerden bakar oldu insanlara,

  Akıllı, Tanrı'yı arayan biri var mı diye.

  Hepsi saptı, tümü yozlaştı,

  İyilik eden yok, bir kişi bile!"


Mezmur yazarlarının vicdanı kendilerine, hiçbir insanın Tanrı'nın yargısından
  kaçamayacağını bildirir. "Ya RAB, sen suçların hesabını tutsan, kim ayakta
  kalabilir, ya Rab?" (Mezmur 130:3). Böylelikle Davut şöyle yalvarır: "Kulunla
  yargıya girme, çünkü hiçbir canlı senin karşında aklanmaz" (Mezmur 143:2).

  Peygamberler de, tüm insanların günahlılığı konusunda Mezmur yazarları kadar
  kesin bir şekilde konuşmaktadırlar. Peygamber Yeşaya'nın yazdığı kitapta yer
  alan şu sözlerden daha kesin bir anlatım olamaz: "Hepimiz koyun gibi yoldan
  sapmıştık; her birimiz kendi yoluna döndü." "Hepimiz murdar olanlara
  benzedik; bütün doğru işlerimiz kirli âdet bezi gibi" (Yaşaya 53:6; 64:6).

  Üstelik bu öğretiş, sadece eski peygamberlerin öğretişi değildir. Romalılara
  yazdığı mektubun ilk üç bölümünde Pavlus, ayrım yapmaksızın tüm insanların Tanrı'nın
  gözünde suçlu olduğunu kanıtlamaktadır. Çoktanrılı dünyanın yozlaşmış ahlak
  düzenini betimleyen Pavlus, dindar Yahudi'nin de bundan daha iyi durumda olmadığını
  belirtir. Tanrı'nın kutsal yasasına sahip olan ve bunu başkalarına öğreten kişi
  bile, yasayı çiğnemekten ötürü suçludur. Söylediklerini pekiştirmek için Mezmurlar'dan
  ve Yeşaya'nın yazılarından aktarma yapan Pavlus sözlerini şöyle tamamlar: "...Hiç
  ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı"
  (Romalılar 3:22, 23). Yuhanna ise daha da kesin yargı yürütür: "Günahımız
  yok dersek, kendimizi aldatırız... Günah işlemedik dersek, O'nu yalancı durumuna
  düşürmüş oluruz" (1. Yuhanna 1:8, 10).

  Ama günah nedir? Günahın tüm insanlarda bulunduğu açıktır; ama özü nedir? Kutsal
  Kitap'ta günah kavramını açıklamak için birçok sözcük kullanılmaktadır. Bunları,
  görüş açısına göre iki gruba ayırabiliriz. Bu açıdan bakıldığında günah eksikliktir,
  kusurdur. Kullanılan sözcüklerden biri günahı sürçme, kayma, düşme olarak gösteriyor.
  Başka bir benzetmeyle günah, hedefe isabet edememektir. Yine ü çüncü bir sözcük
  günahı, kişinin içinde yatan bir kötülük, iyi olma ölçüsüne çıkamayan bir karakter
  bozukluğu olarak tanımlıyor.

  Günah, başka bir açıdan 'tecavüz' anlamındadır. Bir başka açıdan da yasadışı
  eylem, adaleti çiğneme şeklinde çevrilebilir.

  Bu sözcüklerin hepsi de, belirli bir ahlak ölçüsünü belirtmektedir. Bu ölçüyü
  bilmediğimizden ötürü yasayı çiğniyoruz. Yakup, günahın "eksiklik"
  yönünü şöyle açıklar: "Yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan, günah
  işlemiş olur" (Yakup 4:17). Yuhanna ise "tecavüz" yönünü belirtir.
  "Günah işleyen, yasaya karşı gelmiş olur. Çünkü günah demek, yasaya karşı
  gelmek demektir" (1. Yuhanna 3:4).

  Kutsal Kitap, insanlar arasında farklı ahlak ölçülerinin bulunduğu gerçeğini
  kabul ediyor. Yahudiler'de Musa'nın yasası var; Yahudi olmayanlarda ise vicdan
  yasası var. Ne var ki tüm insanlar, kendi benimsedikleri ölçüye göre eksik kalmışlar,
  kendi yasalarını bozmuşlardır. Bizim doğruluk ölçütümüz nedir? Bizim için bu
  Musa'nın ya da İsa'nın yasası olabilir. Toplumun gözünde geçerli, olumlu sayılanlar
  olabilir. Benimsediğimiz ölçü, Budizm'in "sekiz yönlü yol'u ya da Müslümanlığın
  "beş şartı" olabilir, ama ölçü ne olursa olsun, buna yüzde yüz uyamadığımızı
  biliyoruz. Kendi yasamıza göre suçluyuz.

  Kutsal Kitap'ın bu öğretişi, iyi bir yaşam sürdürmeye çalışan bazı kişileri
  gerçekten şaşırtıyor. İnandıkları bazı ülküler var ve bazı kişiler bunlara az
  çok eriştiklerini sanıyorlar. Kendi iç durumlarını pek inceledikleri yok. Kendi
  kendilerini eleştirme ihtiyacı duymuyorlar. Ara sıra düştüklerinin, bazı karakter
  eksikliklerinin bulunduğunun farkındadırlar. Bununla birlikte bu "ufak
  tefek" eksiklikler kendilerini pek rahatsız etmiyor. Hiç değilse, diğer
  insanlara oranla daha kötü değiller. Böyle düşünceler bize gayet mantıklı görünebilir.
  Oysa iki gerçeği göz önünde tutmamız gerekir. İlk olarak, başarı-başarısız anlayışımız,
  standardımızın yüksekliğine bağlıdır. Çıtayı belden yukarı kaldırmadıkça kendimizi
  yüksek atlamada pekala başarılı sanabiliriz. İkincisi; Tanrı, eylemin arkasında
  yatan düşünce, yapılan işin temelindeki güdüyle ilgilenmektedir. Dağdaki ünlü
  vaazında İsa bunu açıkça öğretmiştir (Matta 5:7). Bu iki ilkeyi göz önünde tutarak
  Tanrının Musa aracılığıyla verdiği On Buyruğ'u ölçü olarak alalım ve tüm insanların
  bu ölçüye göre ne denli eksik kaldığını görelim.


On Buyruk


1. Benden başka tanrın olmayacak.

  

  Tanrı, yalnız ve yalnız Kendisinin tapınılmaya layık olduğunu söylüyor. Bu yasayı
  çiğnemek için güneşe, aya, yıldızlara tapınmaya gerek yok. Düşüncelerimizde,
  duygularımızda, sevgilerimizde önceliği Tanrı'dan başka herhangi bir kişiye
  ya da bir şeye verdiğimiz an, bu yasaya karşı gelmiş oluruz. Bizim "tanrımız"
  bencil bir tutku, bir eğlence, bizi bağlayan bir alışkanlık, ya da putlaştıracak
  derecede sevdiğimiz bir kişi olabilir. Bankada biriktirilen paralar ya da evde
  sergilenen güzel eşyalar şeklinde altından, gümüşten, tahtadan putlara tapınabiliriz.
  Bunlardan hiçbiri, kendi özünde günah olmayabilir. Ancak yaşamımızda, salt Tanrı'ya
  ait olan tahta, başka bir şeyi ya da kişiyi yerleştirdiğimizde bu günah oluyor.
  Asıl anlamıyla günah, "benliğin, Tanrı'nın yerine yükseltilmesidir."

  On Buyruk'tan birincisini tutmak demek, İsa Mesih'in belirttiği gibi Rabbimiz
  olan Tanrı'yı bütün yüreğimizle, bütün canımızla, bütün aklımızla sevmek demektir.
  Yaşamımızı O'nun isteğine göre yönetmek, O'nun yüceliğini amaçlamak demektir.
  İşyerinde, evde, arkadaşlıklarda ve eğlencelerde, paramızın, vaktimizin, yeteneklerimizin
  kullanılmasında, her düşüncede, her sözde, her davranışta Tanrı'yı öne çıkarmak
  demektir. İsa Mesih dışında hiçbir insan bu buyruğu tutamamıştır.


2. Herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın.


Birinci buyruk tapınmamızın hedefiyle ilgiliyse, ikincisi de tapınmamızın
  tarzıyla ilgilidir. Birincisinde Tanrı, yalnız ve yalnız Kendisine tapınmamızı
  buyuruyor. İkincisinde ise tapınmamızın içtenlikle, ruhta yapılması gerektiğini
  bildiriyor. Öyle ki "Tanrı ruhtur, O'na tapınanlar da ruhta ve gerçekte
  tapınmalıdırlar" (Yuhanna 4:24).

  Hiçbir zaman kendi ellerimizle taştan, topraktan iğrenç bir put yapmamış olabiliriz.
  Ama fikrimizde Tanrı için ne gibi korkunç hayaller besliyoruz? Kutsal Kitap'ın
  tanıttığı Tanrı'ya mı inanıyoruz? Yoksa O'nu kutsallık ve adalet açısından kendi
  düzeyimize mi indirdik, kendi yaptığımız bir kutuya mı sığdırdık? Ayrıca bu
  buyruk, tapınmada bütün dış biçimlerin kullanılmasını yasaklamıyorsa da, içte
  gerçek tapınma ruhu olmadıkça dış gösterişin hiçbir yararı olmadığını belirtiyor.
  Camiye, kiliseye, havraya gitmiş olabiliriz; ama gerçek anlamda Tanrı'ya tapındık
  mı? Bir sürü dualar okumuş olabiliriz; ama gerçek anlamda Tanrı ile ilişki kurduk
  mu? Kutsal Kitap'ı okumuş olabiliriz; ama Tanrı'nın kutsal sözleriyle bize konuşmasına,
  yapmak istediği büyük değişimi bizim yüreğimizde gerçekleştirmesine izin verdik
  mi? Yüreğimiz Tanrı'dan uzaksa, O'na dudaklarımızla yaklaşmanın hiç mi hiç yararı
  yoktur. Bunu yapmak, ikiyüzlülükten başka bir şey değildir (Yeşaya 29:13; Markos
  7:6).


3. Tanrın RAB'bin adını boş yere ağzına almayacaksın.


Tanrı'nın adı, O'nun özünü temsil ediyor. Kutsal Kitap'ın birçok yerinde,
  Tanrı'nın adına saygı göstermemiz, adını yüceltmemiz buyruluyor. İsa, öğrencilerine
  öğrettiği örnek duada, "Tanrı'nın adı kutsal olsun" diye dua etmelerini
  söyledi. O'nun kutsal adı, bizim dikkatsiz konuşmalarımıza bulaştırılabilir.
  Günde kim bilir kaç kez ağzımızdan "Tanrı" sözü çıkıyor, ama aslında
  ne O'nu düşünüyor ne de O'nunla ilgileniyoruz. O'nun yüce adını boş laf olarak
  kullanıyoruz.

  Ne var ki, Tanrı'nın adını boş yere ağza almak sadece bir konuşma sorunu değil,
  aynı zamanda düşünce ve davranış sorunudur. Davra nışlarımız inancımıza uymuyorsa,
  yaptıklarımız söylediklerimizi yalanlıyorsa, o durumda Tanrı'nın adını boş yere
  kullanmış oluruz. Tanrı'ya Rab deyip de O'nun sözünü dinlememek, O'nun adını
  boş yere ağza almaktır. Tanrıyı Baba diye çağırıp da kaygılara ve kuşkulara
  kapılmak, O'nun adını yadsımaktır. Tanrı'nın adını boş yere kullanmak demek,
  ağızla bir şeyi söyleyip de başka türlü hareket etmek demektir. Buna ikiyüzlülük
  denir.


4. Şabat Günü'nü kutsal sayarak anımsa.


Haftanın yedi gününden birini dinlenme ve tapınma günü olarak ayırmak insanın
  ya da toplumun yaratısı değildir. Bu, Tanrı'nın koyduğu düzendir. İsa'nın özellikle
  belirttiği gibi, Şabat Günü insan için yaratılmıştır. Şabat Günü'nü yaratan
  Tanrı aynı zamanda insanı da yarattı ğına göre, onu insanın ihtiyacına uygun
  bir şekilde düzenlemiştir. İnsanın bedeninin ve aklının dinlenmeye, ruhunun
  da tapınma fırsatına gereksinimi vardır. Böylelikle Şabat Günü, dinlenme ve
  tapınma günüdür. Şabat Günü'nü özellikle bu amaçlara ayırmamız gerektiği gibi,
  başkalarının da bugünde gereksiz yere çalışmak zorunda kalmaması için yardımcı
  olmalıyız.

  İncil'de, İsa'nın ölümden dirildiği gün olan pazar günü, O'nun izleyicileri
  için bir toplanma ve tapınma günü oldu (Yuhanna 20:1-25; Elçilerin İşleri 20:7).
  Buna göre pazar günü, özel bir şekilde Tanrı'nın isteğine ayrılmış, "kutsal"
  bir gündür. Bizim günümüz değil, Tanrı'nın günüdür. Bu yüzden, bencil eğlencelerimiz
  için değil, O'na yönelik tapınma ve hizmet için kullanmalıyız.


5. Annene, babana saygı göster.


Beşinci buyruk, Kutsal Yasa'nın Tanrı'ya karşı görevimizi belirleyen ilk yarısına
  aittir. Şöyle ki anne-babamız, çocuk olduğumuz sürece, bizim için bir bakıma
  Tanrı'nın yerini aldılar. Ne var ki birçoklarının ve özellikle gençlerin en
  kötü huylan, bencillik ve düşüncesizlikleri kendi evlerinde ortaya çıkmaktadır.
  Anne-babamızın bizim için yaptıklarının değerini kolayca unutur, onlara gereken
  saygı ve sevgiyi göstermeyi ihmal ederiz. Onlarla ne kadar ve nasıl ilgileniyoruz?
  Onlardan esirgediğimiz herhangi bir maddi ya da manevi destek var mı?


6. Adam öldürmeyeceksin.


Bu buyruk, yalnız fiziksel anlamda adam öldürmeyi yasaklamıyor. Bir bakışla,
  bir sözle öldürmek mümkün olsa, birçokları çoktan katil olurdu. Nitekim İsa
  Mesih, haksız yere öfkelenmenin, kin beslemenin, aşağılayıcı sözler söylemenin
  adam öldürmekle eş anlamlı olduğunu söyledi. Bu ilkeyi doğru şekilde yorumlayan
  Yuhanna da, "kardeşinden nefret eden her adamın katil olduğunu" bildiriyor.
  Kendimizi tutamayıp öfkelenmemiz, kırgınlık ve kin beslememiz, öç alma tutkusuyla
  yanmamız -işte bunlar katilliktir, insan öldürmekle eşittir. Kişiyi yıpratıcı
  dedikodularla öldürebiliriz. Acı çektirmek ya da ihmal etmek yoluyla öldürebiliriz.
  Kıskançlıkla ve huysuzlukla kardeşimizin canına kıyabiliriz. Sanırım her birimiz
  bu anlamda katil olmuşuzdur.


7. Zina etmeyeceksin.


Bu buyruğun da sadece evlilikteki sadakatsizlikten çok daha geniş bir anlamı
  vardır. Evlilik kapsamının dışındaki bütün cinsel ilişkileri içine aldığı gibi,
  her türlü sapık ve taşkın cinsel uygulamayı da içerir. İnsanlar her ne kadar
  doğuştan bozuk eğilimlerden sorumlu değillerse de, bu kötü eğilimlere boyun
  eğip eğmemek kişinin sorumluluğudur. Yedinci buyruk, evlilik içindeki bencil
  baskıları ve hepsi değilse de, boşanmaların çoğunu kapsamaktadır. Açık saçık
  yayınlar okuyan, temiz olmayan düşünce ve arzulara yer veren kişi bu yasayı
  çiğnemiş olur. İsa'nın kendisi bu gerçeği en kesin şekilde belirtti: "Bir
  kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur" (Matta
  5:28).

  Yürekte öldürücü düşüncelere yer vermekle fiilen öldürmenin eş anlamlı olması
  gibi, kirli düşünceler beslemekle bedensel olarak zina etmek de aynı şeydir.
  Yedinci buyruk, Tanrı'nın kutsal ve güzel bir armağanı olan cinselliğin kötüye
  kullanıldığı, yozlaştırıldığı her durumu içerir.


8. Çalmayacaksın.


Hırsızlık yapmak, bir başkasına ait olan herhangi bir şeyi haksız yere ele
  geçirmek demektir. Bu yasa, kişinin parasını ya da malını çalmaktan başka birçok
  şekilde de çiğneniyor. Vergi ve gümrük kaçakçılığı hırsızlıktır. İşyerinde beklenenden
  daha az çalışmak da hırsızlıktır. Dünyanın fırsatçılık dediğine, Tanrı bazen
  hırsızlık diyor. İşçilerini fazla çalıştıran ve eksik maaş veren patron bu buyruğa
  karşı gelmiş olur. Tüm işlerinde sürekli olarak titizlikle davranan, en ufak
  ayrıntısına değin dürüstlükle hareket eden kim var aramızda?

  Bu buyrukların düşünülmesi ve uygulanması gerekir. Adam öldürmek suçundan gerçekten
  temiz olabilmek için insanların yaşamlarını korumak amacıyla elimizden gelen
  her şeyi yapmalıyız. Açgözlü ya da cimri kişi hırsızlık yapmamakla övünmez.
  Pavlus, hırsızın hırsızlıktan vazgeçmekle yetinmemesini söylüyor; eskiden hırsızlık
  yapanın dürüst bir şekilde çalışmayı öğrenmesi gerekir. Hatta kendi elleriyle
  ekmeğini kazanmakla kalmayıp gereksinimi olan başkalarına verebilecek duruma
  gelmesi isteniliyor.


9. Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.


On Buyruğ'un son beşi, gerçek sevgide var olması gereken "başkalarının
  haklarına saygı" ilkesini tanımlamaktadır. Bu buyruklara karşı gelen kişi,
  karşısındaki insanın en değerli zenginlik kaynaklarını soymuş oluyor; yaşamını
  (öldürmeyeceksin), aile mutluluğunu (zina işlemeyeceksin), malını mülkünü (hırsızlık
  yapmayacaksın) ve şimdi de saygınlığını, onurunu (yalan yere tanıklık etmeyeceksin)
  çalmış oluyor.

  Dokuzuncu buyruk, yalnız mahkemede yapılan yeminli yalanı kapsamıyor. Her türlü
  iftirayı, yalanı, kasıtlı abartmayı yıpratıcı dedikoduyu ve gerçeğin çarpıtılmasını
  da içine alıyor. Kötüleyici söylentileri yaymakla olduğu kadar, dinlemekle de
  yalan tanıklık yaparız. Başkasının zararına sert şakalar yapmakla, yanlış izlenimler
  yaratmakla, kasıtsız olsa bile yanlış haberleri düzeltmemekle, sözlerimizle
  olduğu gibi sessizliğimizle de bu buyruğa karşı gelebiliriz.


10. Komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.


Onuncu buyruk, bir bakıma hepsinden daha açıklayıcıdır. Bu buyruk yalnız dış
  yaşantımızı ilgilendirir gibi gözüken Yasa'yı, iç benliğin yargıcı durumuna
  getiriyor. Devletin yasası hırsızlığı yasaklayabilir, ama göz dikmeye bir şey
  diyemez. Açgözlülük, kişinin iç yaşamıyla ilgili bir durumdur. Bu insanın yüreğinde,
  düşüncesinde yatmaktadır. Şehvetle zinanın, kin beslemeyle insan öldürmenin
  eş anlamlı olması gibi, göz dikmekle hırsızlık yapmak da aynı şeydir.

  Göz dikmememiz gereken bazı şeyleri sıralayan buyruk çok çağdaş bir anlayış
  sergiliyor. Birçoklarının ev bulmakta güçlük çektiği bir dünyada başkasının
  evine göz dikmek kolaydır. Komşusunun karısına göz dikenlerin sayısı daha az
  olsaydı, boşanma mahkemelerinin böylesine çok işi olmazdı. Pavlus, "açgözlülük
  putperestliktir" diye yazar. Buna göre, "eldekiyle yetinerek Tanrı
  yolunda yürümek büyük kazançtır" (l.Timoteos 6:6).

  Tanrı'nın bu buyruklarını sıralamakla korkunç bir "günah listesi"ni
  çıkarmış bulunuyoruz. Yaşamımızda yüreğimizin derinlerinde, düşünce dünyamızın
  gizli yerlerinde çok şeyler kaynamaktadır. Başkaları bunları göremiyor, hatta
  biz bazen kendimizden de saklamayı başarıyoruz. Ama Tanrı görüyor. O'nun her
  şeyi gören gözü, yüreğimizin derinliklerini araştırıyor. Tanrı bizim gerçek
  durumumuzu görüyor. O'nun Yasası da günahlarımızı gün ışığına çıkarıyor. Nitekim
  Yasa'nın görevi, günahı açığa vurmaktır. "Yasa sayesinde günahın bilincine
  varılır" (Romalılar 3:20).

  19'uncu yüzyılın ünlü İncil vaizlerinden C. H. Spurgeon, daha genç yaştayken
  çok kesin bir şekilde kendi günahlılığının farkına vardı. İki temel gerçeği
  -Tanrı'nın yüceliğini ve kendi günahlılığını- açıkça gördü. Kendisinin Tanrı'ya
  yaraşır bir durumda olmadığı gerçeği altında eziliyordu.


"Hiç kuşkusuz, benim yaşamımı dışarıdan inceleyenler olağanüstü bir günah
  göremezlerdi.

  Oysa ben kendime baktığım zaman, Tanrı'ya karşı en korkunç suçları işlemiş bir
  kişi gördüm.

  Arkadaşlarım gibi yalan söyleyen, dolap çeviren, küfreden biri değilim. Ama
  birdenbire Kutsal

  Yasa'yı, Tanrı'nın On Buyruğ'unun kazıldığı taş levhaları taşıyan Musa ile karşılaştım.
  Bunları

  okuduğum zaman, sanki hep birlikte kutsal Tanrı'nın önünde beni suçlamaktaydılar."


Bizim durumumuza gelince; Tanrı'nın Kutsal Yasası bizim de suçluluğumuzu gün
  ışığına çıkarmaktadır.






no
başlık
tavsiye
tarih
okunmuş
12    1. Doğru Yaklaşım [17] 899 17/11/2003  8819
11    2. Büyük İddialar - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [8] 850 17/11/2003  7988
10    3. Eşsiz Bir Karakter - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [21] 900 17/11/2003  7687
9    4. İsa Mesih'in Ölümü - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [2722] 926 17/11/2003  8544
8    5. İsa Mesih'in Ölümden Dirilişi - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [10] 930 17/11/2003  6052
   6. Günah Sorunu - İnsanın Gereksinmesi [8] 996 17/11/2003  7175
6    7. Günahın Sonuçları - İnsanın Gereksinmesi [23] 959 15/11/2003  7263
5    8. Isa Mesih'in Çarmıhı - Başarılı Kurtuluş [13] 962 15/11/2003  6512
4    9. Kurtuluş Armağanı - Başarılı Kurtuluş [5] 911 15/11/2003  6690
3    10. Yapılacak Hesaplar - Kişinin Vereceği Karar [3] 947 15/11/2003  6631
2    11. Karar Verirken - Kişinin Vereceği Karar [15] 916 15/11/2003  8134
1    12. İman Yaşamı - Kişinin Vereceği Karar [3] 913 14/11/2003  6870
1

:: Kütüphane ::

· Hıristiyanlığın Temelleri
· Hıristiyan olmak için ne yapmalısınız?
· Tanrı Çizgisi
· Tanrı'nın Sözünden Cevaplar
· Nihai Sorular
· İsa Kimdir?
· Neden Kurban?
· Bana Tanrı'yı Anlat
· Bilimsel Makale
· Marangozdan da öte
· Tarihsel Kanıt
· Boş Mezar
· İznik Konseyi hakkında
· Yehova Şahitleri
· Kur'an, İsa'yı nasıl anlatıyor?
· Son zaman azizleri(mormonlar)


:: Okuma Takvimi ::


· Ocak Okuma Planı

· Şubat Okuma Planı

· Mart Okuma Planı

· Nisan Okuma Planı

· Mayıs Okuma Planı

· Haziran Okuma Planı

· Temmuz Okuma Planı

· Ağustos Okuma Planı

· Eylül Okuma Planı

· Ekim Okuma Planı

· Kasım Okuma Planı

· Aralık Okuma Planı


İsa'nın Yuhanna'ya verdiği Vahiy söyle diyor.
"Bu peygamberliğin sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır."(Vahiy 1:3)
Diliyoruz ki, Tanrı'nın vermiş olduğu sonsuz yaşamı ve gerçek yolunu bu sitenin aracıliği ile bulmanızı arzu ederiz.
Her mesaj panosundaki içeriklerin yasal sorumlulukları yazarlara aittir ve içerikler incil.com'nun ilkeleri ile bağdaşmayabilir.
© 1998~2014, www.incil.com