incil.com Ver4.0
Hoşgeldiniz!! Hristiyan Topluluğuna

Ad Başlık İçerik  

Hoş geldiniz! Ana Sayfa  ::  İnternet Kilisesi  ::  Yerel Kiliseler  ::  Soru Tahtası
:: Ana Menü ::

Ana Sayfa

İnternet Kilisesi

İncil Okuma

Gündelik Ekmeğimiz

Mesaj Panosu

:: Modüller ::

· Kütüphane
· Vaazlar
· İsa Filmi
· İlahiler
· Linkler
· Soru Tahtası
· Kısa Rehberler
· Bu Siteyi Tavsiye et
· İncil Okuma Tavimi
· Download


:: Etkinlikler ::


Sipariş Formu
Görüşleriniz

  İmanınızı daha geliştirmek için Etkinliklerindeki Formlarını doldurup bize göndereceksiniz. Bizden çok rahatça 'İncil', 'İSA VCD' ve ilgili kitapları alabilirsiniz.

  Sipariş Formunun aracığıyla Mektuplaşma Kursu'na katılıp İSA'nın, İncil'in ve Hristiyanlığın gerçeklerine sahip olabilirsiniz.


:: Java Makinesi ::

Sitemizde arkadaşlarla Chat yapmak için bigisayarınıza Java Makinesi yüklemek zorundasınız.

Hala Chat Odası aktif değilse aşayıdaki linki tuşlayıp Java Makinesini indireceksiniz.

Ve, bilgisayarınıza Java Makinesini yükleyeceksiniz.

Güle güle kulanın!


Java Makinesi

 
  Tarihsel Gerçeklere Dayanan Mesih İnancı Tablosu
  Neye, ya da Kime inanıyorsun? Neden? Hiç inancını yakından incelediğin oldu mu? İnancın acaba sağlam bir temel üzerinde mi yükseliyor? Nelere inandıkları da, nedenleri de netleşmiş değildir.
  Hamdolsun ki, sitemize İngiltere kraliçesinin ruhsal konulardaki özel danışmanı olan John Stott, Mesih İnancı'nın temel taşlarını Yeni Yaşam Yayınların izni ile sunuyoruz. İsa Mesih'in benzersiz kişiliğini ve sağladığı kurtuluşu, ve bütün bu gerçekler ışığında insana düşen seçimi ayrıntılarıyla açıklıyor.
  * Bu yazıların bütün hakları Yeni Yaşam Yayınları'na aittir ve internet yayınlarının hakkı www.incil.com'a verilmiştir.  

 Toplam 12artikeller, 1inci sayfadır / 1sayfalar
artikel     
başlık   7. Günahın Sonuçları - İnsanın Gereksinmesi
ad   musa 
-7-

GÜNAHIN SONUÇLARI

Günahın ne olduğunu inceledik; tüm insanlara bulaştığını gördük. Pek hoşumuza
  gitmeyen bu konuyu bırakıp hemen İsa Mesih'teki kurtuluş müjdesine geçmek isterdik.
  Oysa daha buna hazır değiliz. Tanrı'nın bize sunduğu kurtuluş armağanının değerini
  kavrayabilmemiz için, önce günahın yarattığı kötü sonuçları görmeliyiz.

  Acaba günah gerçekten o kadar büyük bir sorun mudur? Bu soruya yanıt verebilmek
  için günahın bizler, soydaşlarımız ve Tanrı'nın üzerindeki etkilerini inceleyelim.


Tanrı'yla İnsan Arasındaki İlişkilerin Kopması


Şimdilik önemini kavrayamasak bile, günahın en korkunç sonucu Tanrı ile olan
  ilişkilerimizin kopmasıdır. İnsan, Tanrı'yı tanımak, O'nunla kişisel düzeyde
  ilişkide bulunmak üzere yaratılmıştır. İnsan olarak soyluluk iddia edebileceğimiz
  tek nokta, "Tanrı'nın benzeyişinde" yaratılmış olmamızdır. Bu yüzden
  O'nu kişisel olarak tanıyabilir, ruhsal bir paylaşımda bulunabiliriz. Ne var
  ki, Kendisini tanımak üzere yaratıldığımız bu Tanrı, kutsal bir Varlıktır. Doğrulukta
  eksiği, kusuru yoktur. Kutsal Kitap, bu gerçeğin üzerinde önemle durmaktadır.


"Yüce ve görkemli Olan, sonsuzlukta yaşayan, adı Kutsal Olan diyor ki,
  'Yüksek ve kutsal yerde yaşadığım halde, alçakgönüllülerle, ezilenlerle birlikteyim'"
  (Yeşaya 57:15).

  "Kralların Kralı, Rablerin Rabbi,... yaklaşılmaz ışıkta yaşıyor" (l.Timoteos
  6:15, 16).

  "Tanrı ışıktır, O'nda hiç karanlık yoktur. O'nunla paydaşlığımız var deyip
  de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş,

  gerçeğe uymamış oluruz" (l.Yuhanna 1:5, 6).

  "Tanrımız yakıp tüketen bir ateştir" (İbraniler 12:29).

  "Her şeyi yiyip bitiren ateşin yanında hangimiz oturabilir? Sonsuza dek
  sönmeyecek alevin yanında hangimiz

  yaşayabilir?" (Yeşaya 33:14).

  "Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin. Haksızlığı hoş göremezsin"
  (Habakkuk 1:13)


Kutsal Kitap'ta, Tanrı'nın yüceliğini kendi gözleriyle gören birkaç kişinin
  öyküsü anlatılmaktadır. Bunların hepsi de, kendi günahlılıklarının bilinci altında
  ezildiler. Tanrı'yı yanan, ama tükenmeyen çalıda gören Musa, "Yüzünü kapadı,
  çünkü Tanrı'ya bakmaya korkuyordu" (Mısır'dan Çıkış 3:1-6). Eyüp, "kasırganın
  içinde" Tanrı'nın sesini işitti, her şeyden üstün olan görkemini gördü.
  Bunun üzerine şöyle bir itirafta bulundu: "Kulaktan duymaydı bildiklerim
  senin hakkında, şimdiyse gözlerimle gördüm seni. Bu yüzden kendimi hor görüyor,
  toz ve kül içinde tövbe ediyorum" (Eyüp 42:5, 6). Peygamberlik görevine
  yeni başlayan Yeşaya, Tanrı'yı "yüce ve yüksek bir taht üzerinde oturmakta"
  gördü. Tahtın çevresinde, Tanrı'nın kutsallığını ve yüceliğini öven, O'na tapınan
  melekler bulunuyordu. Bu görkemli görünüm karşısında Yeşaya, kendi acıklı durumunu
  olanca açıklığıyla gördü. "Vay başıma! Mahvoldum, çünkü dudakları kirli
  bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kral'ı,
  Her Şeye Egemen RAB'bi gözlerimle gördüm" dedi (Yeşaya 6:5). Peygamber
  Hezekiel ise, garip bir görümde, kanatlı yaratıklarla iç içe dönen tekerleklerin
  üzerinde yine bir taht gördü. Tahtın üzerinde, çevresi ateşle ve gökkuşağının
  parıltısıyla sarılan, "insana benzer biri" oturuyordu. Hezekiel bu
  kişinin, "RAB'bin yüceliğinin benzeyişinde" olduğunu yazıyor, "Ve
  gördüğüm zaman yüzüstü düştüm" diyor (Hezekiel 1:26-28).

  Mesih İnanlıları'na ateş püskürerek Şam'a doğru yol almakta olan Pavlus, birdenbire
  gökte, güneşten daha parlak bir ışığın parıltısını görünce yere yıkıldı ve gözleri
  görmez oldu. Bundan sonra, ölümden dirilmiş, Mesih'i gördüğünü bildiren Pavlus,
  "O bana da göründü" diye belirtiyor (Elçilerin İşleri 9:1-9; l.Korintliler
  15:8). Patmos adasına sürülmüş, yaşlı Yuhanna, ölümden dirilmiş ve yüceliğine
  kavuşmuş olan İsa'yı nasıl gördüğünü ayrıntılarıyla anlatıyor. "Gözleri
  ise alev alev yanan bir ateşti sanki... Yüzü, tüm gücüyle parlayan güneş gibiydi.
  O'nu gördüğüm zaman, ayaklarının dibine ölü gibi yığıldım" diye yazıyor
  (Vahiy 1:9-17).

  Tanrı'nın tanımlanamaz görkemini örten perdeyi bir an için çekebilsek, biz de
  bu görüme dayanamayız. Şimdiki durumumuzda, Yüce Tanrı'nın göz kamaştırıcı yüceliğini
  ancak bulanık bir şekilde algılamaktayız. Bununla birlikte, günahlarının pisliği
  içinde olan insanın hiçbir zaman bu kutsal Tanrıya yaklaşamayacağını biliyoruz.
  Kutsal olan Tanrı ile aramızda uçurum bulunmaktadır. "Doğrulukla fesadın
  ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne beraberliği olabilir?" (2.Korintliler
  6:14).

  Günahın insanları Tanrı'dan ayırdığı gerçeği, Eski Antlaşmada. Buluşma Cadırı'nın
  ve tapınağın yapımında somut bir biçimde simgelenmekteydi. Bu yapıların her
  ikisi de iki bölümden oluşuyordu. Önde yer alan ve öbüründen büyük olan bölmeye
  "Kutsal Yer" denilmekteydi. Onun arkasında, daha küçük olan "En
  Kutsal Yer" bulunuyordu. Bu iç odayı, Tanrı huzurunun gözle görülür belirtisi
  olan bir yücelik dolduruyordu. İki odanın arasında ise En Kutsal Yer'e girişi
  engelleyen kalın bir perde asılı duruyordu. Yahudiler'in en büyük din önderi
  olan Başkâhin dışında herhangi bir kişinin Tanrı'nın katına girmesi kesinlikle
  yasaktı. Başkâhin bile, yalnız yılda bir kez Günahları Bağışlatma Günü'nde (Kefaret
  Günü'nde), o zaman da beraberinde günahlar için kesilen kurbanın kanını götürmek
  koşuluyla En Kutsal Yer'e girebilmekteydi.

  Eski zamanlarda böylece gözle görülür biçimde canlandırılan gerçek, Kutsal Kitap'ın
  her yerinde açıkça öğretilmektedir. Günahın ka çınılmaz sonucu, insanın Tanrı'dan
  ayrılmasıdır. Bu ayrılık ise ölüm demektir. Ruhsal anlamda ölüm; kişinin, gerçek
  yaşamının tek kaynağı olan Tanrı ile ilişkilerinin tümüyle koparılması demektir.
  "Günahın ücreti ölümdür" (Romalılar 6:23).

  Bundan başka, bu dünyada O'nun aracılığıyla sonsuz yaşamı elde edebileceğimiz
  İsa Mesih'i bile bile reddedersek, öbür dünyada sonsuz ölümle cezalandırılacağız.
  Cehennem korkunç bir gerçektir; kimse seni aldatmasın. İsa cehennemin varlığından
  söz etti ve cehennemi "karanlık" şeklinde tanımladı (Matta 25:30);
  çünkü Işık olan Tanrı'dan sonsuz ayrılıktır. İncil'de cehennem için "ikinci
  ölüm" ve "ateş gölü" gibi deyimler de kullanılmaktadır. Bu sözler,
  Tanrı katında sürgün edilen kişinin sonsuz yaşamı kaçırmasını ve ruhunun duyacağı
  korkunç susuzluğu dile getirmektedir (Matta 25:30; Vahiy20:14,15; Luka 16:19-31).

  Tanrı ile insan arasındaki ilişkinin günahın sonucu olarak bozulduğu gerçeği,
  Kutsal Kitap'ta öğretildiği gibi, insanlık deneyinde de doğrulanmaktadır. Çocukken
  dualarımla Tanrı'ya yaklaşmaya çalıştığım zaman uğradığım şaşkınlığı anımsıyorum.
  Tanrı'nın neden sanki bulutların arkasında saklandığını, O'na neden bir türlü
  yaklaşamadığımı anlayamıyordum. Tanrı benim için çok uzakta duran, erişilmez
  bir sırdı. Şimdi bunun nedenini anlıyorum. Sorumun yanıtını peygamber Yeşaya
  vermiştir:


"Bakın, RAB'bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar
  sağır değildir.

  Ama suçlarınız sizi Tanrınız'dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O'nun yüzünü
  göremez,

  sesinizi işittiremez oldunuz." (Yeşaya 59:1, 2).


Peygamber Yeremya'nın dediği gibi bizim de, "bulutla örtündün, dua ondan
  geçmiyor" diyeceğimiz geliyor (Ağıtlar 3:44). Ne var ki bulutun sorumlusu
  Tanrı değil, biziz. O bulutu bizim suçlarımız oluşturdu. Bulutlar güneşi nasıl
  örtüyorsa, bizim günahlarımız da Tanrı'yı bizden gizliyor.

  Aynı durumla karşılaşan daha nice kişi tanıyorum. Kişi, bazı özel anlarda, tehlikeli
  veya sevinçli bir durumda, ya da hayranlık verici bir görünümün karşısında,
  Tanrı'nın yakın olduğunu hisseder. Oysa çoğu zaman, açıklayamadığı bir nedenle
  de Tann'nın çok uzakta olduğunu, kendisinin de yalnız bırakıldığını hisseder.
  Bu yalnız bir duygu değil, aynı zamanda bir gerçektir. Suçlarımız bağışlanmadıkça
  bizler Tanrı katından sürgünüz ve gerçek yuvamızdan çok uzaktayız. Tanrı ile
  bağlantımız kopuktur. Kutsal Kitap'a göre, Tanrı'ya karşı işlediğimiz suçlar
  sonucunda kaybolmuş ve ölüyüz.

  Bugün insanlarda görülen duyumsuzluk, boşluk, rahat edememe belirtileri bundan
  ileri geliyor, insanın iç benliğinde, yalnız Tanrı'nın doyurabileceği bir açlık,
  yalnız Tanrı'nın doldurabileceği bir boşluk vardır. İnsanın gazetelerde heyecan
  verici haberleri arayıp durması, sinemalarda abartmalı aşk ve şiddet konularının
  peşinde koşması, uyuşturucular kullanması, seks tutkusuyla yanması... işte,
  bütün bunlar, doyum arayan insanın içinde duyduğu duyumsuzluğun birer belirtisidir.
  Tanrı ile bağlantısı kopan insan, O'na karşı derin bir susuzluk duymaktadır.
  Eski çağların Tanrı adamı Augustin'in İtiraflar adlı kitabında geçen şu sözler
  doğruluğunu yitirmemiştir: "Sen bizi Kendin için yarattın, Sende rahat
  bulmadıkça yüreğimiz rahat edemez." İnsanın durumu, sözle anlatılmayacak
  derecede acıklıdır. İnsan, Tanrı'nın kendisi İçin amaçladığı mutlu yaşama kavuşamamaktadır.


İç Benliğin Köleliği


Günah yalnızca ayrılık yaratmakla kalmıyor, köleliği de beraberinde getiriyor.
  Kişiyi Tanrı'dan uzaklaştırdığı gibi, onu tutsak da alıyor.

  Şimdi günahın kişinin iç benliğinde yarattığı bozukluk üzerinde durmamız gerekiyor.
  Günah, talihsiz bir davranış ya da alışkanlıktan çok daha ciddi bir durumdur:
  Kişinin iç benliğinde, kökü derinlere uzanan bir çürümedir. Nitekim işlediğimiz
  günahlar, içte görülmeyen bu hastalığın dışa vurması, gözle görülür bir şekilde
  su yüzüne çıkmasıdır. İsa Mesih, günahın özünü açıklamak için ağaçla meyve benzetmesini
  kullandı. Ağacın verdiği meyvenin, iyi ya da kötü olması, ağacın türüne ve durumuna
  bağlıdır. İyi ağaçtan iyi meyve çıkar; kötü, hastalığa tutulmuş ağaçtan bozuk
  meyve çıkar. Aynı şekilde, "ağız yürekten taşanı söyler" (Matta 12:34).

  Bu konuda İsa Mesih'in öğrettikleri, çağdaş birçok toplumbilimcinin ve devrimcinin
  ideolojilerine ters geliyor. Şüphesiz hepimiz, içinde bulunduğumuz ortamdan,
  gördüğümüz eğitimden, çevremizde hüküm süren siyasal ve ekonomik düzenden iyi
  ya da kötü etkileniyoruz. Hiç kuşkusuz biz Mesih İnanlıları da tüm insanlara
  adalet, özgürlük ve rahat bir yaşam sürdürme hakkını sağlamak için uğraş vermeliyiz.
  Oysa İsa, toplumda görülen bozuklukları bu dış etkenlere bağlamadı. Toplumdaki
  kötülüklerin, insanın öz doğasından, iç benliğinden ileri geldiğini belirtti.


"Kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük,
  hile, sefahat, kıskançlık, iftira,

  kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi
  içten kaynaklanır ve

  insanı kirletir" (Markos 7:21-23).


Bu gerçek, Eski Antlaşma'da açıkça belirtilmişti. Peygamber Yeremya'nın da
  yazmış olduğu gibi, "Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez; onu
  kim anlayabilir?" (Yeremya 17:9). Kutsal Kitap'ın her yerinde, insan doğasının
  bulaşıcı bir hastalığa tutulduğu öğretilmektedir. İçimizde, doğuştan gelen bir
  bencillik tutkusu, kötülüğe bir eğilim vardır. İnsan doğasının kökeninde yatan
  bu bozukluk, birçok çirkin yoldan kendini dışa vurur. Bunlara "bedenin
  işleri" diyen Pavlus şöyle bir liste çıkarıyor:


"Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik,
  büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık,

  öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın
  eğlenceler ve benzeri şeylerdir"

  (Galatyalılar 5:19-21).


Günah, insan doğasının bir iç bozukluğu niteliğinde olduğu için, biz kölelik
  içindeyiz. Belirli bazı tutkular ya da alışkanlıklar bizi dışarıdan bağlıyor;
  ama bunların kaynaklandığı kötülük iltihabı da içimizde dolaşıyor. İncil'in
  birçok yerinde insanlar için "köle" sözcüğü kullanılmaktadır. Bu deyime
  belki alınıyoruz, ama bu gerçektir. İsa ile konuşan bazı din adamları, O'nun
  şu sözlerine gücendiler:


"'Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz.
  Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür

  kılacak.' 'Biz İbrahim'in soyundanız' diye karşılık verdiler, 'Hiçbir zaman
  hiç kimseye kölelik etmedik. Nasıl oluyor

  da sen, Özgür olacaksınız diyorsun?'

  İsa, 'Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir' dedi"
  (Yuhanna 8:31-34).


Pavlus da, mektuplarının birçoğunda, günahın getirdiği utanç verici köleliğe
  değinmektedir:


"Eskiden günahın köleleriydiniz" (Romalılar 6:17).

  "Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın isteklerini
  yerine getirerek benliğimizin

  tutkularına göre yaşıyorduk" (Efesliler 2:3).

  "Bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, kolay aldanan, türlü arzulara
  ve zevklere köle olan, kötülük

  ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik"
  (Titus 3:3).


Kendimizi denetlemekte ne kadar başarısız olduğumuzu göstermek için Yakup,
  dilimizi örnek veriyor. Canlı benzetmelerle dolu bir bölümde Yakup, "Sözleriyle
  hiç hata işlemeyen kişinin, bütün bedenini dizginleyebilen mükemmel bir insan"
  olduğunu yazıyor. "Dil, bedenin küçük bir üyesidir, ama büyük işlerle övünür"
  diyor. Onun etkisi yangın gibi yayılır. İnsan her çeşit hayvanı evcilleştirebiliyorsa
  da, "dili hiçbir insan denetim altına alamıyor" (Yakup 3:1-12).

  Bir gerçeği gayet iyi biliyoruz. İdeallerimiz yüksek, uygulama gücümüz ise çok
  zayıftır. İyi bir yaşam sürdürmek istiyoruz, ama bencilliğimizin zincirleriyle
  bağlanmış tutuklularız. Özgürlüğümüzle ne kadar övünürsek övünelim, gerçekte
  günahın birer kölesiyiz. Zayıflığımızı, suçluluğumuzu görerek Tanrı'nın önüne
  göz yaşlarıyla gelmeliyiz.

  Tanrı'nın bize yasalar vermesi, kurallar sıralaması yetmiyor; bunlara nasıl
  olsa uyamıyoruz. Tanrı bin kez "yapmayacaksın" desin, yine yapıyoruz.
  Dünyanın sonuna kadar da yapmadan edemeyeceğiz. Güzel bir öğüt, iyi bir eğitim
  sorunumuza çözüm getirmeyecektir; bir Kurtancıya ihtiyacımız var. Yürekte köklü
  bir değişim olmadıkça, düşüncelerin eğitilmesi eksik kalır. İnsan, nükleer gücün
  sırrını bulmuştur; şimdi ise ruhsal güce gereksinimi vardır. Öyle bir güç olmalı
  ki, onu kendi düşkün benliğinden özgür kılsın, ona kendini denetim altında tutma
  gücünü versin, ona bilimsel ilerlemelerinin düzeyinde yenilenmiş bir iç karakter
  sağlasın.


İnsanlar Arasında Çekişmeler


Günahın korkunç sonuçlarını sıralayan araştırmamız daha tamamlanmadı. Şimdi
  günahın, insanlar arasındaki ilişkiler üzerindeki etkilerini incelememiz gerekiyor.

  Günahın, insan doğasının derinliklerinden kaynaklanan bir hastalık olduğunu
  gördük. Kişiliğimizin kökeninde günah vardır ve benliğimiz üzerinde hüküm sürmektedir.
  İşlediğimiz her günah, benliğimizin kendini ya Tanrı'ya ya da başka bir insana
  karşı öne sürmesidir. Musa'nın aracılığıyla verilen On Buyruk, her ne kadar
  birtakım yasaklar halinde sıralanmışsa da, Tanrı'ya ve başkalarına karşı görevlerimizi
  belirlemektedir. Tevrat'tan iki sözü birleştiren İsa ise, Kutsal Yasa'nın olumlu
  yönden özetini çıkararak Tanrı'nın isteğini daha da belirgin bir duruma sokmuştur:


"' Tanrın Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.'
  İşte ilk ve en önemli buyruk budur.

  İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: 'Komşunu kendin gibi seveceksin. 'Kutsal
  Yasa'nın tümü ve peygam

  berlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır" (Matta 22:37-40; Levililer 19:18;
  Yasa'nın Tekrarı 6:5).


Şunu önemle belirtelim ki, temel buyruklardan birincisi, kişinin komşusuna
  karşı değil, Tanrı'ya karşı göreviyle ilgilidir. Her şeyden önce Tanrı'yı sevmemiz
  gerek; ondan sonra komşumuzu kendimiz gibi sevmeliyiz. İşte Tanrı'nın öngördüğü
  düzen: Önce Tanrı'yı, sonra öbür insanları, en son olarak da kendimizi düşüneceğiz.
  Günah ise, bu düzenin tam tersi oluyor. Kendimizi ön plana koyuyoruz, sonra
  komşumuz geliyor, Tanrı'yı ise gerilerde bir sıraya yerleştiriyoruz. Kendi yaşam
  öyküsünü kaleme alıp Sevgili Ben başlığını koyan kişi, aslında hepimizin düşüncesini
  dile getirmiş oluyor. İnsanın içindeki günahlı tabiatı tanımlayan bir yazarın
  şu sözleri gerçeği güzel bir şekilde açıklıyor:


"Algıladığım dünyanın merkezinde
  ben duruyorum. Ufuk, benim durduğum noktaya bağlıdır...
  Eğitim,

  ufkumu genişletmekle belki öz benciliğimi daha az yıkıcı
  bir duruma getirebilir. Şöyle ki, bir kuleye

  çıkmaya benziyor. Ufkumu genişleterek daha çok görebilirim;
  ama merkezde yine ben duruyorum,

  değerlendirme noktası yine benim."1


Bu temel bencillik tüm davranışlarımızı etkilemektedir. Başka kişilerle kolay
  kolay geçinemiyoruz. Başkalarını ya hor görür, ya da kıskanırız. Kendimizi başkalarına
  göre değerlendirerek ya üstünlük ya da aşağılık kompleksine kapılırız. Kendimiz
  hakkında tarafsız, ölçülü bir değerlendirme yapamıyoruz. İsteklerimiz, duygularımız
  hep içe dönük olarak kalıyor.

  İster ana-baba ile çocuklar, ister karı ile koca, ister işverenle işçi arasındaki
  ilişkiler olsun, herkesin ilişkileri karmaşıktır. Bu karşılıklı ilişkilerin
  hepsinde kendi çıkarımızı aramak eğilimindeyiz. Karı-koca arasında çıkan anlaşmazlıklarda
  kişi, bu suçu eşinde değil de kendinde arayabilecek kadar alçakgönüllülükle
  davranabilse, yüzlerce boşanma olayı önlenebilirdi. Evliliklerini tehlikede
  gören çiftler benden öğüt almak için sık sık geliyorlar. Çoğu zaman eşlerin
  anlattığı öyküler birbirini hiç tutmuyor! Öyle ki, durumu az çok anlamasam,
  aynı evlilikten söz ettikleri hiç anlaşılmaz.

  Çoğu kavgalar, basit anlaşmazlıklar yüzünden çıkmaktadır. Anlaşmazlık ise kişinin,
  karşısındakinin görüş açısına saygı göstermemesindendir. Bizim için, konuşmak
  dinlemekten, kavga çıkarmak ise uzlaşmaktan daha kolay oluyor. Bu ilke, aile
  içindeki kavgalarda olduğu kadar, işveren-işçi çekişmelerinde de geçerlidir.
  Taraflardan her ikisi de öncelikle kendi kendini eleştirse, ondan sonra da karşı
  tarafın istekleri için hoşgörüyle, iyi niyetle bir değerlendirme yapsa, nice
  çatışma kolaylıkla çözümlenebilirdi. Oysa biz tam tersini yapıyoruz; kendimizi
  her zaman hoş görüyor, karşı tarafı ise eleştiriyoruz. Uluslararası ilişkiler
  bundan çok daha karmaşık bir durumda olduğu halde, aynı ilke bu yönde de geçerliliğini
  korumaktadır. Dünyamızdaki gerginlikler çoğunlukla korkudan ve düşüncesizlikten
  kaynaklanıyor. Görüşümüz hep tek taraflıdır. Kendi iyiliğimizi, öbürünün ise
  kötülüğünü abartıyoruz.

  Toplumdaki ilişkilerin ne denli bozuk olduğunu anlatmak kolay. Bunların üzerinde
  durmamızın amacı, tüm sorunlarımızın kökünün günahlarımızda ve bencilliğimizde
  bulunduğunu göstermektir. Bu bencillik, bizi birbirimizle çekişmeye, çatışmaya
  götürüyor. Hep kendimizi öne sürme isteğinin yerine, fedakarlık yapmak, kendimizi
  başkaları için vermek, Kutsal Kitap'ta açıklanan gerçek sevgidir. Günah içe
  dönük, sevgi ise dışa dönüktür. Günah hep almak, ele geçirmek; sevgi ise vermek
  ister.

  İnsanın asıl gereksinimi, öz doğasında köklü bir değişimdir. Ne var ki insan
  bu büyük değişimi, kendi kendine başaramaz. Kendi kendini ameliyat edemez. Bir
  Kurtarıcıya ihtiyacı vardır.

  Günah konusunun üzerinde durmamızın bir tek amacı var. İsa Mesih'e olan ihtiyacımızı
  görmemiz, O'nun bize sunduğu kurtuluş armağanını almaya ve benimsemeye hazırlanmamız
  gerekir. İman, ihtiyaçtan doğar. Kendi kendimizden umut kesmedikçe, Mesih'e
  gerçek anlamda teslim olamayacağız. Nitekim İsa şöyle dedi. "Sağlıklı olanların
  değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğru kişileri değil, günahkârları
  tövbeye çağırmaya geldim" (Luka 5:31, 32). Ancak hastalığımızın ağırlığını
  kavradıktan sonra, tedaviye gereksinmemizin ivediliğini anlayabiliriz.


------------------------------------------------------

  1. William Temple, Mesih İnancı ve Toplumsal Düzen, 1942.





no
başlık
tavsiye
tarih
okunmuş
12    1. Doğru Yaklaşım [17] 898 17/11/2003  8812
11    2. Büyük İddialar - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [8] 850 17/11/2003  7982
10    3. Eşsiz Bir Karakter - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [21] 900 17/11/2003  7680
9    4. İsa Mesih'in Ölümü - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [2722] 926 17/11/2003  8536
8    5. İsa Mesih'in Ölümden Dirilişi - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [10] 929 17/11/2003  6045
7    6. Günah Sorunu - İnsanın Gereksinmesi [8] 994 17/11/2003  7167
   7. Günahın Sonuçları - İnsanın Gereksinmesi [23] 959 15/11/2003  7258
5    8. Isa Mesih'in Çarmıhı - Başarılı Kurtuluş [13] 962 15/11/2003  6506
4    9. Kurtuluş Armağanı - Başarılı Kurtuluş [5] 910 15/11/2003  6684
3    10. Yapılacak Hesaplar - Kişinin Vereceği Karar [3] 946 15/11/2003  6624
2    11. Karar Verirken - Kişinin Vereceği Karar [15] 915 15/11/2003  8129
1    12. İman Yaşamı - Kişinin Vereceği Karar [3] 912 14/11/2003  6862
1

:: Kütüphane ::

· Hıristiyanlığın Temelleri
· Hıristiyan olmak için ne yapmalısınız?
· Tanrı Çizgisi
· Tanrı'nın Sözünden Cevaplar
· Nihai Sorular
· İsa Kimdir?
· Neden Kurban?
· Bana Tanrı'yı Anlat
· Bilimsel Makale
· Marangozdan da öte
· Tarihsel Kanıt
· Boş Mezar
· İznik Konseyi hakkında
· Yehova Şahitleri
· Kur'an, İsa'yı nasıl anlatıyor?
· Son zaman azizleri(mormonlar)


:: Okuma Takvimi ::


· Ocak Okuma Planı

· Şubat Okuma Planı

· Mart Okuma Planı

· Nisan Okuma Planı

· Mayıs Okuma Planı

· Haziran Okuma Planı

· Temmuz Okuma Planı

· Ağustos Okuma Planı

· Eylül Okuma Planı

· Ekim Okuma Planı

· Kasım Okuma Planı

· Aralık Okuma Planı


İsa'nın Yuhanna'ya verdiği Vahiy söyle diyor.
"Bu peygamberliğin sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır."(Vahiy 1:3)
Diliyoruz ki, Tanrı'nın vermiş olduğu sonsuz yaşamı ve gerçek yolunu bu sitenin aracıliği ile bulmanızı arzu ederiz.
Her mesaj panosundaki içeriklerin yasal sorumlulukları yazarlara aittir ve içerikler incil.com'nun ilkeleri ile bağdaşmayabilir.
© 1998~2014, www.incil.com