incil.com Ver4.0
Hoşgeldiniz!! Hristiyan Topluluğuna

Ad Başlık İçerik  

Hoş geldiniz! Ana Sayfa  ::  İnternet Kilisesi  ::  Yerel Kiliseler  ::  Soru Tahtası
:: Ana Menü ::

Ana Sayfa

İnternet Kilisesi

İncil Okuma

Gündelik Ekmeğimiz

Mesaj Panosu

:: Modüller ::

· Kütüphane
· Vaazlar
· İsa Filmi
· İlahiler
· Linkler
· Soru Tahtası
· Kısa Rehberler
· Bu Siteyi Tavsiye et
· İncil Okuma Tavimi
· Download


:: Etkinlikler ::


Sipariş Formu
Görüşleriniz

  İmanınızı daha geliştirmek için Etkinliklerindeki Formlarını doldurup bize göndereceksiniz. Bizden çok rahatça 'İncil', 'İSA VCD' ve ilgili kitapları alabilirsiniz.

  Sipariş Formunun aracığıyla Mektuplaşma Kursu'na katılıp İSA'nın, İncil'in ve Hristiyanlığın gerçeklerine sahip olabilirsiniz.


:: Java Makinesi ::

Sitemizde arkadaşlarla Chat yapmak için bigisayarınıza Java Makinesi yüklemek zorundasınız.

Hala Chat Odası aktif değilse aşayıdaki linki tuşlayıp Java Makinesini indireceksiniz.

Ve, bilgisayarınıza Java Makinesini yükleyeceksiniz.

Güle güle kulanın!


Java Makinesi

 
  Tarihsel Gerçeklere Dayanan Mesih İnancı Tablosu
  Neye, ya da Kime inanıyorsun? Neden? Hiç inancını yakından incelediğin oldu mu? İnancın acaba sağlam bir temel üzerinde mi yükseliyor? Nelere inandıkları da, nedenleri de netleşmiş değildir.
  Hamdolsun ki, sitemize İngiltere kraliçesinin ruhsal konulardaki özel danışmanı olan John Stott, Mesih İnancı'nın temel taşlarını Yeni Yaşam Yayınların izni ile sunuyoruz. İsa Mesih'in benzersiz kişiliğini ve sağladığı kurtuluşu, ve bütün bu gerçekler ışığında insana düşen seçimi ayrıntılarıyla açıklıyor.
  * Bu yazıların bütün hakları Yeni Yaşam Yayınları'na aittir ve internet yayınlarının hakkı www.incil.com'a verilmiştir.  

 Toplam 12artikeller, 1inci sayfadır / 1sayfalar
artikel     
başlık   11. Karar Verirken - Kişinin Vereceği Karar
ad   musa 
-11-

KARAR VERİRKEN

İsa'nın gerçek bir izleyicisi olmak için kişinin bilinçli bir karar vermesi
  gerektiği fikrini birçokları yadırgamaktadır. Hıristiyan adı taşıyan bir anneyle
  babadan doğan kişinin de otomatik olarak bir Mesih İnanlısı olacağı düşüncesi
  çok yaygındır. İncil'in, temel ilkelerini öğrenmiş, bir sürü inançları körü
  körüne benimsemiş olan kişi, kendisinden başka bir şey istenmeyeceğini sanıyor.
  Ne var ki, Tanrı'nın insanlara sunduğu sonsuz yaşamı doğuştan elde etmek olanaksızdır.
  İçinde doğup büyüdüğümüz aile, toplum, kültür ne olursa olsun, karar verme yeteneği
  olan herkesin kendisi için bir seçim yapması gerekir. Ya İsa Mesih'i Rab ve
  Kurtarıcı olarak benimseyecek ya da O'nun reddedecek. Tarafsız kalamayız. Kazara
  İsa'nın izleyicisi de olamayız. Hiç kimse bu kararı bizim yerimize veremez.
  Kendimiz için yine kendimiz karar vermek zorundayız.

  Bu kitapta yazdıklarımızın hepsinin gerçekliğini akıl yoluyla benimsemek bile
  yeterli değildir. İsa Mesih'in Tanrılığı konusunda öne sürülen kanıtları inandırıcı
  bulabilir, O'nun gerçekten Tanrı'nın özünden olduğunu kabul edebiliriz. Dünyanın
  Kurtarıcısı olmak üzere yeryüzüne inip çarmıh üzerinde günah sunusu olarak öldüğüne
  de inanabiliriz. Bir Kurtarıcıya gereksinimi olan suçlu kişiler olduğumuzu da
  kabul edebiliriz. Oysa bütün bunlara inanmak bile bizi gerçek bir Mesih İnanlısı
  yapmaz. İsa Mesih'in kişiliği ve gerçekleştirdiği kurtarışa ilişkin bazı gerçekleri
  benimsemek, kuşkusuz bir başlangıç olarak şarttır. Ne var ki bu pasif zihinsel
  inanmanın, kararlı bir iman eylemine dönüşmesi gereklidir. Akıl düzeyinde ikna
  olan kişi, kesin bir kararla kendini İsa'ya teslim etmelidir.

  Ben de eskiden, İsa'nın çarmıh üzerindeki ölümü sonucu olarak bütün insanların
  kendiliğinden Tanrı ile barıştırıldığını sanıyordum. Sanki O'nun ölümüyle bütün
  günah sorunu büyülü bir şekilde çözülmüştü. Birisi bana, İsa Mesih'i ve O'nun
  kurtuluşunu kendim için benimsemem gerektiğini söylediği zaman ne kadar şaştığımı,
  hatta kızdığımı anımsıyorum. Tanrı sonradan gözlerimi açtığı için şimdi şükrediyorum.
  Herhangi bir kurtarıcı değil de, tek Kurtarıcı olan İsa Mesih'i kendi Kurtarıcım
  olarak kabul etmem gerektiğini anladım. Şüphesiz ki, Kutsal Kitap'ın tümünde
  bu kişisel ilişki üzerinde durulmaktadır:


"Rab çobanımdır, eksiğim olmaz" (Mezmur23:l).

  "Rab benim ışığım, kurtuluşumdur" (Mezmur 27:1).

  "Ey Tanrı, sensin benim Tanrım" (Mezmur 63:1).

  "Uğruna her şeyi yitirdiğim Rabbim İsa Mesih'i tanımanın üstün değeri yanında
  her şeyi zarar sayıyorum,

  süprüntü sayıyorum" (Filipililer 3:8).


Atmamız gereken iman adımını açıklaması bakımından Vahiy 3:20 ayeti birçoklarına
  yardımcı olmuştur. İsa şöyle diyor: "İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum.
  Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da
  benimle, birlikte yemek yiyeceğiz."

  İsa'nın bu sözü, ünlü ressam Holman Hunt'ın 1853 yılında yaptığı "Dünyanın
  Işığı" adlı tablosunda canlandırılmıştır. Özgün yapıt, Oxford Üniversitesi'nin
  Keble Koleji'nde bulunmaktadır. Aynı ressamın 40 yıl sonra yaptığı tablonun
  kopyası St.Paul Katedralinde bulunuyor. Sanat üslûbu açısından tablonun modası
  geçmişse de, içindeki derin simgesel anlatımla öğretici niteliğini bugüne dek
  korumaktadır. 1854 yılında Times gazetesine yazılan bir mektupta tablo şöyle
  tanımlanmaktadır:


"...Tablonun sol yanında insan ruhunun kapısı görülüyor. Sıkıca kapanıp
  kilitlenmiştir.

  Kapının sürgüsü ve çivileri paslanmış durumdadır. Kapı, iç içe dolanmış sarmaşık
  dallarıyla

  sövelerine sıkı sıkıya bağlanmıştır. Kapının hiç açılmadığı anlaşılmaktadır.
  Yukarıda uçan bir

  yarasa görülüyor. Kapının eşiği, otlar ve dikenler altında gömülüp kalmıştır...
  İsa Mesih gece

  vakti kapıya yaklaşıyor..."


Kral giysisi giymiş olan İsa'nın başında dikenlerden örülü bir taç bulunuyor.
  Dünyanın ışığı olarak sol elinde bir fener taşıyor, sağ eliyle kapıyı çalıyor.

  Tabloda canlandırılan ayet, İsa Mesih'in Yuhanna aracılığıyla Laodikya'daki
  imanlılar topluluğuna gönderdiği bir mektubun sonlarında yer almaktadır. Denizli
  yakınlarında bulunan Laodikya, Roma İmparatorluğu döneminde Anadolu'da önemli
  bir yer tutmaktaydı. Özellikle kumaş atölyeleriyle, zengin bankalarıyla ve çok
  aranılan bir göz ilacının yapıldığı bir tıp okuluyla tanınan bir kentti.

  Maddesel refah, Laodikya kentinde İsa Mesih'in izleyicilerine bile bulaşan bir
  tembellik, bir umursamazlık ruhu getirmişti. Toplulukta, yalnız sözde imanlı
  olan imanlılar bulunuyordu. Dış görünüşü iyi, dürüst kişilerdi o kadar. Bunların
  ruhsal ilgileri çok yüzeyseldi. Laodikya'daki imanlılar, Pamukkale'deki sıcak
  su kaynaklarından çıkan -kalıntıları bugün de görülebilen- ve kanallarla kente
  akıtılan suya benziyorlardı. Ne soğuk, ne de sıcak, ılık ve dolayısıyla Tanrı'yı
  tiksindiren bir durumdaydılar. Kendilerini aldatmışlardı; İsa, "Zenginim,
  zenginleştim, hiçbir şeye gereksinmem yok diyorsun; ama zavallı, acınacak durumda,
  yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun" dedi (Vahiy 3:17).

  Zengin, gururlu Laodikya'nın gerçek durumu işte böyle. Güzel giysiler üreten
  atölyelerine karşın Tanrı'nın gözünde çıplak, ünlü göz ilaçlarına karşın kör,
  zengin bankalarına karşın dilenci durumundaydılar.

  Bugün bizim durumumuz da bundan farklı değildir. Belki Laodikyalılar gibi biz
  de, "Hiçbir şeye ihtiyacım yok" diyoruz. Ruhsal açıdan böyle bir iddia
  son derece tehlikelidir. İsa Mesih'e teslim olmamızı engelleyen, her şeyden
  önce bu bağımsızlık tutkusudur. "Ben kendi kendimi pekala idare edebilirim"
  diyerek Tanrı'ya meydan okuyoruz. Oysa İsa'ya ihtiyacımız var! O'nsuz çıplağız,
  Tanrı katına çıkmak için uygun bir giysimiz yok. O'nsuz ruhsal gerçekler karşısında
  körüz, üstelik Tanrı'nın hoşgörüsünü sağlayacak hiçbir şeyi olmayan dilencileriz.
  Ne var ki, İsa Mesih bizi kendi doğruluğuyla giydirebilir, ruhsal gözlerimize
  dokunup açabilir, bizi ruhsal zenginliklerle donatabilir. İnsan, İsa Mesih'e
  sığınmadıkça, yüreğinin kapısını açıp O'nu içeri davet etmedikçe kör ve çıplak
  bir dilencidir.

  "Bakın, ben kapıda duruyor, çalıyorum" diyor İsa Mesih. O, zihnimizin
  bir kuruntusu, dini bir romanda canlandırılan bir karakter değildir. O, sözleri,
  yaşayışı ve ölümden dirilişiyle kendinin yüce Tanrı Oğlu olduğunu kanıtlayan
  Nasıralı İsa'dır. Aynı zamanda çarmıha gerilmiş olan Kurtarıcıdır. Kapıyı çalan
  ellerinde yara izleri görülüyor. Eşiğe basan ayakları, çivilerin izlerini gösteriyor.

  O, ölümden dirilmiş olan Mesih'tir. Vahiy birinci bölümde Yuhanna, simgelerle
  dolu bir niyette gördüğü İsa Mesih'i betimlemektedir. Gözleri alevler, ayakları
  parlatılmış tunç gibiydi. Sesi, kayalara vuran dalgalar gibi gürlüyor, yüzü
  de gözleri kamaştıran güneşin ışığıyla parıldıyordu. Yuhanna'nın böyle birinin
  ayaklarına kapanması şaşılacak bir şey değildi. Asıl zor olan, böylesine görkemli
  bir Efendinin, bizim gibi yoksul, kör ve çıplak dilencileri nasıl ziyaret ederek
  alçalabileceğini anlamaktır.

  Yine de İsa Mesih, yaşamımızın kapısını sabırla çaldığını söylüyor. Kapıyı zorlamıyor,
  bekliyor. Bağırmıyor, tatlı tatlı konuşuyor. Evin zaten O'nun malı olduğunu
  göz önünde tutarsak, İsa'nın sabırlı tutumu daha da şaşırtıcı oluyor. Evin mimarı
  O, projesini O çizdi. Yapan da O. üstelik mal sahibi de O'dur, kanıyla satın
  aldı. Ev tasarım, yapım ve alım hakkıyla İsa Mesih'indir. Biz, kendimize ait
  olmayan bir evde kiracıyız. O, isterse kapıyı zorlayabilir; ama kapıyı usul
  usul çalmayı tercih ediyor. İstese, kapıyı açmamızı emredebilir; oysa bir çağrı
  yapmakla yetiniyor. İsa Mesih, hiç kimsenin yaşamına zorla girmez. "Salık
  veriyorum..." diyor (Vahiy 3:18). Buyruk verme yetkisine sahip olduğu halde,
  salık vermekle yetiniyor. İşte O'nun alçakgönüllülüğü ve bize tanıdığı gerçek
  özgürlük...

  Ama İsa Mesih neden içeri girmek istiyor? Sorunun yanıtını zaten biliyoruz.
  O bizim hem Kurtarıcımız, hem de Rabbimiz olmak istiyor.

  Kurtarıcımız olmak amacıyla çarmıhta öldü. O'nu yaşamımıza kabul edersek İsa
  Mesih, ölümüyle kazandığı tüm ruhsal bereketleri bize verebilecek. Bir kere
  kapıdan içeri girdi mi, evi yeniden düzenleyecek, onaracak, donatacak. Günahlarımızı
  bağışlayıp bizi arındıracak; geçmişimiz tümüyle silinmiş olacak. Ayrıca İsa,
  bizimle birlikte yemek yiyeceğini söylemektedir. Bu anlatımla, kendisiyle dostluk
  yapmanın sevincini dile getiriyor. O kendini bize verdiği gibi, bizim de kendimizi
  O'na vermemizi istiyor. Birbirimize yabancıydık; bundan böyle arkadaş olacağız.
  Aramızda kapalı bir kapı vardı; şimdi ise aynı sofraya oturmuş bulunuyoruz.

  İsa Mesih, yalnız bir dost olarak değil, Efendimiz, yaşamımızın Egemeni olarak
  içeri girmek istiyor. Ev, artık O'nun yönetimi altına girecek. Biz buna razı
  olmadıkça kapıyı açmamızın bir anlamı yoktur. İsa Mesih kapı eşiğini geçer geçmez,
  anahtarlığı olduğu gibi O'nun eline vermemiz gerekir. Her odaya girmesi serbest
  olacak. Hiçbir şey O'ndan saklı kalmayacak. Yaşamımızın her yönünü artık O yönetecek.

  Bu, gerçek anlamda bir tövbeyi gerektirir. Tanrı'nın hoşuna gitmediğini bildiğimiz
  her şeyden kesin bir kararla vazgeçmeliyiz. Bu demek değil ki, İsa'yı kapıdan
  içeri almadan önce kendimize bir çekidüzen vermemiz gerek. Tam tersine, kendi
  suçlarımızı bağışlayamadığımız ve kendi kendimizi düzeltemediğimiz için O'nun
  içeri girmesine ihtiyacımız var. Ancak İsa Mesih içeri girerse, O'nun, yaşamımızı
  dilediği gibi yeni baştan düzenlemesine istekli olmalıyız. Herhangi bir direnme,
  kendi şartlarımızı O'na kabul ettirme girişimi olmamalı. Kayıtsız şartsız İsa
  Mesih'in egemenliğine teslim olmamız gerekir. Bu, senin için ne anlama gelecek?
  Ayrıntılarını ben bilemem. Ne var ki ilke olarak, kötülükten vazgeçip İsa Mesih'i
  izlemeye kesin kararlı olacaksın.

  Tereddüt mü ediyorsun? Kendini büsbütün İsa Mesih'e teslim etmenin mantıksız
  bir hareket olduğunu mu sanıyorsun? Ama mantıksız değildir. Kuşkusuz evlilik
  bağlarına oranla akla daha fazla yatkındır. Evlilikte erkekle kadın, kendilerini
  kayıtsız şartsız birbirlerine veriyorlar. İleride neler olacağını bilemezler.
  Ne var ki birbirlerini seviyor ve birbirlerine bağlanmaya söz veriyorlar. İnsan
  başka bir insana böylesine güven duyabiliyorsa, bizler Tanrı Oğlu'na güvenemez
  miyiz? En soylu, en iyi insandan çok, kendimizi Tanrı olan Mesih'e teslim etmemiz
  daha mantıklı olsa gerek. O hiçbir zaman bizi hayal kırıklığına uğratmaz.

  Öyleyse bizim ne yapmamız gerek? İlkin, O'nun sesine kulak vermeliyiz. İsa Mesih'in
  sesine kulak asmayanlar, O'nun fısıltılarını duymazlıktan gelenler çoktur. Bazen
  aklımızın arayışıyla, bazen vicdanımızın iğnelenmesiyle O'nun sesini duyabiliriz.
  Bir yenilgiye uğradığımızda, varlığımızın boşluğunu ve anlamsızlığını gördüğümüzde,
  içten ruhsal bir açlık hissettiğimizde O'nun sesi kulağımıza gelebilir. Ya da
  bir hastalık, bir yakınımızın ölümü, bir ağrı veya korku bizi, İsa Mesih'in
  kapıda durup çağırdığı gerçeğine uyandırabilir. O'nun çağrısı bize bir kitap,
  bir arkadaş veya bir vaizin aracılığıyla gelebilir. Yeter ki, O'nun sesini işittiğimizde
  dinleyelim. İsa, "...kulağı olan işitsin" diyor.

  İkinci olarak, kapıyı açmamız gerekir. Bize seslenip kapıyı çaldığında O'nu
  içeri almalıyız. İsa Mesih'e kapıyı açmak demek, O'na Kurtarıcımız olarak inanmak,
  Rab olarak boyun eğmek demektir.

  Bu bizim bilinçli bir hareket yapmamızı gerektiriyor. Kapı aralık değil, rastlantı
  olarak da kendiliğinden açılmaz. Kapı kesinlikle kapalıdır ve insan eliyle açılması
  gerekmektedir. Üstelik kapıyı İsa Mesih de açmayacak. Holman Hunt'un yaptığı
  tabloda, kapının dış tarafında herhangi bir sürgü ya da mandal gözükmüyor. Kapının
  sürgüsü iç tarafındadır. İsa Mesih çalıyor; biz açmalıyız.

  Kapıyı açıp açmamak kişisel bir karar ister. İncelediğimiz mektup, Laodikya'daki
  ılık, sözde imanlılar topluluğuna yazılmıştır. İsa'nın çağrısı ise, topluluğun
  içindeki bireylere yöneliktir: "Biri sesimi işitir de kapıyı açarsa, ben
  onun yanına gireceğim." Herkesin kendi kararını vermesi, kendi adımını
  atması gerekir. Başka bir kimse senin yerine bu kararı veremez. İmanlı anneler,
  babalar, öğretmenler ya da arkadaşlar yolu gösterebilir; ama yalnız ve yalnız
  senin elin sürgüyü çekip kapıyı açabilir.

  Bu, yaşamda bir kez atılan bir adımdır. İsa Mesih eve girince kapıyı içerden
  kilitleyecek. Bir kez girdiği evi hiçbir zaman terk etmeyecektir. "Seni
  asla terk etmeyeceğim, seni asla yüzüstü bırakmayacağım" diyor (İbraniler
  13:5). Bu, birdenbire melek gibi olacaksın anlamına gelmez. Bir anda tam bir
  olgunluğa erişecek değilsin. İman kararını bir anda verebilirsin, ama olgunluğa
  erişmek uzun vadeli bir iştir. İsa Mesih bir saniyede yaşamına girer, suçlarını
  bağışlar ve temizler. Oysa öz benliğinin O'nun isteğine göre yeniden düzenlenmesi
  çok daha uzun süre gerektirir. Güvey ile gelinin nikah töreni birkaç dakika
  sürer. Ne var ki, çetin denemelerle dolu evlilik yaşamında iki güçlü istemin
  birleşmesi, bir olması uzun yıllar alabilir. Böylelikle İsa Mesih'i yaşamımıza
  aldığımız zaman, bir anda verilen karar, yaşam boyu sürecek olan bir alışma
  ve olgunlaşma sürecine yol açar.

  Bu kararı vermek için gökten doğaüstü bir ışığın parlamasını beklemene gerek
  yok. Olağanüstü herhangi bir duygusal deney şart değil. Mesih, gökten yeryüzüne
  inerek senin günahların için öldü. Şimdi ise yaşam evinin kapısının önünde duruyor
  ve çalıyor. Sıra sende. O'nun eli kapıya dışarıdan vuruyor; senin elin ise sürgüyü
  içerden çekip kapıyı açmalı.

  Kararını vermek için bekleme, oyalanma. Vakit geçiyor, gelecek ise belirsizdir.
  Bundan daha uygun bir fırsatı belki de bir daha bulamazsın. "Yarınla övünme,
  çünkü ne getireceğini bilemezsin" (Süleyman'ın Özdeyişleri 27:1). Kutsal
  Ruh şöyle diyor: "Bugün O'nun sesini duyarsanız,... yüreklerinizi nasırlaştırmayın"
  (İbraniler 3:7, 8). Sakın, "Önce kendimi düzelteyim, İsa'yı içeri davet
  etmeden önce kendime bir çekidüzen vereyim" deme. Önce tüm sorunlarını
  çözümlemen gerektiğini düşünme. İsa Mesih'in Tanrı'nın özü olduğuna, senin Kurtarıcın
  olmak üzere çarmıhta öldüğüne inanırsan yeter. Gerisi zamanla gelir. Kuşkusuz,
  kişinin düşünüp taşınmadan, alelacele bu işin içine atılması tehlikeli olabilir.
  Oysa işi sürüncemede bırakmak da eşit ölçüde tehlikelidir. Yüreğinin derinliklerinde
  bu yönde karar vermen gerektiğini anladıysan, daha fazla beklemeden adımını
  at.

  Başlangıç için bu adımı atmak şarttır. Şüphesiz ki, iman yaşamında daha bir
  sürü önemli nokta var. Bundan sonraki bölümde göreceğimiz gibi, imanlılar topluluğuna
  katılmak, Tanrı'nın isteğini öğrenip uygulamak, bilgide ve olgunlukta büyümek,
  Tanrı'ya ve insanlara hizmet etmek gibi çok önemli konularla ilgilenmemiz gerekecek.
  Ne var ki, günahtan vazgeçip İsa Mesih'e bağlanma yolunda vereceğimiz kesin
  karar, her şeyin başlangıç noktasıdır. Başka yerden başlamamıza olanak yoktur.
  Aklınla İsa Mesih'e inanabilir, O'na hayran olabilirsin; din felsefesinin derinliklerine
  inmiş, ilahiyat fakültesinde okumuş olabilirsin. Ama yaşam kapını İsa Mesih'e
  açmadıysan, bütün bunların bir değeri yoktur. Başka hiçbir şey bu kararın yerine
  geçemez.

  Kendi yazdığı yaşam öyküsünde bir üniversite profesörü, bir gün otobüsteyken
  bu kararı nasıl verdiğini anlatıyor:


"...Birdenbire kendimle ilgili bir gerçek bana açıklandı. Bir şeyi kendimden
  uzak tuttuğumu,

  kendime yaklaştırmadığımı fark ettim. Başka bir deyişle, «anki korse gibi beni
  çok sıkıştıran

  bir giysi giymiştim; ya da ıstakoz gibi zırhlı bir elbise geçirmiştim üzerime.
  O anda, özgürce

  bir seçim yapabileceğimi anladım. Kapıyı ya açabilir, ya da kapalı tutabilirdim.
  Zırhlı elbiseyi

  çıkartabilir, ya da üzerimde bırakabilirdim. İlle bunu ya da öbürünü seçmem
  gerek diye herhangi

  bir baskı hissetmedim. Kapıyı açmamın, korseyi çıkarmanın önceden hesaplanmayan
  bazı sonuçlara

  yol açacağını biliyordum. Yine de herhangi bir zorlama yoktu... Kapıyı açmayı,
  zırhı çıkarmayı,

  dizginleri bırakmayı seçtim."


Prof. C.S.Lewis, Sevinçten Şaşırmak adlı kitabında başından geçenleri böyle
  anlatmaktadır.

  On sekiz yaşlarında bir öğrenci, bir pazar gecesi kaldığı yurttaki yatağının
  yanında diz çöktü. Olağanüstü bir heyecana kapılmadan, ama yine kesin bir kararlılıkla
  İsa Mesih'e, o güne dek yaşamını hep berbat ettiğini söyledi. Günahlarını itiraf
  etti. Kendi suçlarını yüklenerek ölen İsa Mesih'e candan teşekkür ederek yaşamına
  girmesini istedi. Ertesi gün anı defterine şu satırları yazdı:


"Dün gerçekten çok önemli bir gündü... Şimdiye değin İsa Mesih yalnız
  kenarda duruyordu.

  O'nun bana yol göstermesini diledimse de, yönetimi tümüyle O'nun ellerine bırakmamıştım.

  İşte, kapıda duruyor ve çalıyordu. İsa'nın sesini işittim, O da içeri girdi.
  Evimi temizledi ve

  şimdi beni O yönetiyor."


Ertesi gün de şöyle yazdı:


"Bugün bütün gün büyük bir sevinç duydum içimde. Bu, başkalarıyla barış
  halinde olmanın ve

  Tanrı ile bağlantı kurmanın verdiği bir sevinç! Şimdi iyice biliyorum ki, bende
  O hüküm sürüyor.

  Şimdiye dek O'nu gerçek anlamda tanımamıştım..."


Sen imanlı mısın? Gerçek anlamda kendini İsa Mesih'e adamış bir imanlı mısın?
  Bu soruya vereceğin yanıt, ikinci bir soruya bağlıdır. Birtakım dini gelenekleri
  yerine getirip getirmediğini ya da iyi bir yaşam sürüp sürmediğini kastetmiyorum
  (her ne kadar bunların kendilerine göre önemleri olsa da). İkinci soru şu: İsa
  Mesih kapının hangi tarafında bulunuyor? İçerde mi, yoksa dışarıda mı? Asıl
  önemli olan soru bu.

  Kapıyı İsa Mesih'e açmaya hazır mısın? Bundan önce böyle bir adımı atıp atmadığından
  emin olmayabilirsin. Öyleyse şu anda kararını sağlama bağlamanı öğütlerim. Kuşkuya
  yer bırakma.

  En iyisi, yalnız başına sakin bir yere gidip duayla kararını Tanrı'ya bildir.
  Tanrı'nın önünde günahlarını itiraf et ve bunlardan dön. Senin uğruna ve senin
  yerine ölen İsa Mesih'e, başardığı kurtuluş için teşekkür et. Yaşam kapını açarak
  O'nu kişisel Kurtarıcın ve Rab'bin olarak içeri al.

  Bunu nasıl yapayım mı diyorsun? Örnek olarak şu duayı içinden söyleyebilirsin:


"Rab İsa Mesih, kendi yoluma saptığımı anlıyorum. Düşüncede, sözde ve
  eylemde günah işledim.

  Günahlarımdan pişmanım. Kesin bir kararla onlardan dönüyorum.


Senin benim için, benim suçlarımı yüklenerek öldüğüne inanıyorum. Bu büyük
  sevgin için sana teşekkür ederim.


Yaşamımın kapısını şimdi sana açıyorum. Benim Kurtarıcım olarak içeri gir,
  beni tüm suçlarımdan arındır.

  Aynı zamanda, yaşamımın Efendisi olarak beni yönet. Sen bana güç verdikçe, yaşamımın
  sonuna dek sana

  hizmet edeceğim. Amin"


Bu duayı içtenlikle söylediysen, kendi sözünde durarak yaşamına giren İsa
  Mesih'e alçakgönüllülükle teşekkürlerini bildir. İsa, içeri gireceğine söz verdi.
  "Biri sesimi işitir de kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim." Kendi
  duygularına bakma; O'nun sözüne güven. Sözünü tuttuğu için O'na teşekkür et.





no
başlık
tavsiye
tarih
okunmuş
12    1. Doğru Yaklaşım [17] 899 17/11/2003  8819
11    2. Büyük İddialar - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [8] 850 17/11/2003  7989
10    3. Eşsiz Bir Karakter - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [21] 900 17/11/2003  7687
9    4. İsa Mesih'in Ölümü - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [2722] 926 17/11/2003  8544
8    5. İsa Mesih'in Ölümden Dirilişi - İsa Mesih'in Gerçek Kimliği ve Kişiliği [10] 930 17/11/2003  6052
7    6. Günah Sorunu - İnsanın Gereksinmesi [8] 996 17/11/2003  7176
6    7. Günahın Sonuçları - İnsanın Gereksinmesi [23] 959 15/11/2003  7263
5    8. Isa Mesih'in Çarmıhı - Başarılı Kurtuluş [13] 962 15/11/2003  6512
4    9. Kurtuluş Armağanı - Başarılı Kurtuluş [5] 911 15/11/2003  6690
3    10. Yapılacak Hesaplar - Kişinin Vereceği Karar [3] 947 15/11/2003  6632
   11. Karar Verirken - Kişinin Vereceği Karar [15] 916 15/11/2003  8134
1    12. İman Yaşamı - Kişinin Vereceği Karar [3] 913 14/11/2003  6871
1

:: Kütüphane ::

· Hıristiyanlığın Temelleri
· Hıristiyan olmak için ne yapmalısınız?
· Tanrı Çizgisi
· Tanrı'nın Sözünden Cevaplar
· Nihai Sorular
· İsa Kimdir?
· Neden Kurban?
· Bana Tanrı'yı Anlat
· Bilimsel Makale
· Marangozdan da öte
· Tarihsel Kanıt
· Boş Mezar
· İznik Konseyi hakkında
· Yehova Şahitleri
· Kur'an, İsa'yı nasıl anlatıyor?
· Son zaman azizleri(mormonlar)


:: Okuma Takvimi ::


· Ocak Okuma Planı

· Şubat Okuma Planı

· Mart Okuma Planı

· Nisan Okuma Planı

· Mayıs Okuma Planı

· Haziran Okuma Planı

· Temmuz Okuma Planı

· Ağustos Okuma Planı

· Eylül Okuma Planı

· Ekim Okuma Planı

· Kasım Okuma Planı

· Aralık Okuma Planı


İsa'nın Yuhanna'ya verdiği Vahiy söyle diyor.
"Bu peygamberliğin sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır."(Vahiy 1:3)
Diliyoruz ki, Tanrı'nın vermiş olduğu sonsuz yaşamı ve gerçek yolunu bu sitenin aracıliği ile bulmanızı arzu ederiz.
Her mesaj panosundaki içeriklerin yasal sorumlulukları yazarlara aittir ve içerikler incil.com'nun ilkeleri ile bağdaşmayabilir.
© 1998~2014, www.incil.com