Yukarıda
da değindiğimiz gibi iki inancın ortak olarak kullandığı oldukça fazla
nokta olmasına karşın, ilahiyat açısından ele alındığında inançların
temellerini oluşturan bir takım ana konularda aslında hiç te birbirlerine
yakın olmadıklarını görmekteyiz. Bu yakın olmama durumu söz konusu
inançların izleyicilerinin hiç bir zaman anlaşamayacakları, birbirlerine
hoşgörüyle insanlık sevgisi ve saygısı içinde yaklaşamayacakları sonucunu
doğurmamaktadır elbette. Yeter ki, birbirlerinin farklılıklarını anlasınlar
ve birbirlerini oldukları gibi kabul etmeyi öğrenebilsinler. Biz kitabımızın
başında inancımızın Tanrı çizgisi üzerinde dolayışıyla Mesih İsa temeli
üzerine kurulu olduğunu belirtmiştik. Doğal olarak bu bizim bakış
açımız olmaktadır. Bu nedenle de bir başka inancın bakış açısına ters
düşmektedir. Ama inançların, 'hepsi aynı, canım' diye kaçamak bakışla
açıklanması yerine farklı bakış açılarının bilinmesinde insanların
birbirlerini tanıması yönünden büyük yarar vardır.
Burada
Hristiyan ve İslam inançlarının bazı temel noktalara bakış açılarını
kendi anlatımlarıyla vermek istedim. Tabii burada her nokta üzerindeki
düşüncelerini aktarmam mümkün değildi. Bu nedenle yalnızca bakış açılarındaki
farkı gösterebilmek amacıyla bazı temel noktalar üzerinde duracağım.
Bu konuda daha derin araştırma yapmak isteyenler için en güzeli Kitapları
orijinal tercüme ve açıklamalarından okumaktır. Böylelikle insanlarımız
kimin neye, neden ve nasıl inandığını daha iyi bir biçimde anlayabileceklerdir.
Burada
ayetleri verirken orijinal metne yakın olan çevirileri kullanmaya
gayret ettik. Eğer elinizde daha iyi bir çeviri söz konusu ise ayetleri
o çeviriye bakarak değerlendirmeniz daha da iyi olabilir.
Tanrı
çizgisi üzerinde gördüğümüz inancımızla, ülkemizin bir çok vatandaşının
izlediği inancın bazı kavramlarında ilk bakışta bir aynılık görülmektedir.
Ama bu kavramlara yakından bakıldığında anlam olarak birbirlerinden
ayrıldıkları görülmektedir. Aslında bunun salt ayetlere bakmakla da
görmek mümkündür. Zaten işimiz ayrıntı ve yorum olmadığı için şimdi
bazı kavramların aynı gibi görülmesine karşın nasıl ayrıldıklarını
birlikte görelim.
1.
Kurtuluş yolu
"O
gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılacak
şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.'' (Kur'an-ı
Kerim 7: 8-9)
"Sana
doğrusunu söyleyeyim bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı'nın egemenliğine
giremez." (İncil-i Şerif l Yuhanna 3: 3-7)
"..Kıyamet
günü için adalet terazilerini kuracağız -adaleti terazilere koyacağız-
... hardal tanesi kadar birşey olsa onu ortaya getiririz." (Kur'an-ı
Kerim 21:47)
"Kişinin,
Kutsal Yasa 'nın gereklerini yapmakla değil, İsaMesih'e olan imanla
aklandığını biliyorıız." (İncil-i Şerif l Galatyalılar 2:16)
"Artık
kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuş olacaklardır. Kimlerin
(amellerinin) tartıları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir."
(Kur'an-ı Kerim 23:102-103)
"İman
yoluyla lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı 'nın
armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir."
(İnci1-i Şerif l Efesliler 2:8-13)
Bu ayetlerden
anlaşılabileceği gibi Kur'an-ı Kerim'e göre kurtuluş için Yüce Tanrı'yı
hoşnut edecek amellerin işlenmesi gerekmektedir. Bu iyi işlerin işlenmesi
sonucu bir yargılamadan geçilecek ve bunun sonucunda Tanrı uygun görürse
kurtuluşa erişilebilecektir.
İncil'i
Şerif'e göre ise Kurtuluş ancak Mesih İsa'yı Tanrı sözü olarak yürekten
kabul etmekle söz konusu olacaktır. İyi amellerin sonucu değildir.
Çünkü bu, kişilerin yaptığı iyi işlerden ötürü övünmesini getirmektedir.
Bu iki
bakış açısı arasında gördüğünüz gibi oldukça büyük bir farklılık görülmektedir.
Bir inançta Mesih İsa kurtuluşun şartı iken diğer inançta iyi işlerin
sürekli olarak yapılıması kurtuluşun diğer bir şartı haline gelmektedir.
Dediğimiz gibi bizim vazifemiz daha ayrıntılı olarak ayetlere olduğundan
farklı yorumlar getirmek değildir. En güzeli bu inançların kaynakçalarından
bu konuların ayrıntılarına inmektir. Sanırım bu ayetler Mesih İnancının
kurtuluşa bakış açısında İslam inancından hangi noktada ayrıldığı
açık bir şekilde dile getirmektedir.
2.
Kefaret
Kutsal
Kitap inancına göre başından beri günahlarımızın bedelinin ödenmesi
söz konusudur. Bu önceleri kurban sunularıyla gerçekleştiriliyordu.
Kutsal Kitap'ın ilk bölümü olan Eski Antlaşma boyunca bu sunular ikinci
bölüme yani Yeni Antlaşma'ya ve dolayısıyla Mesih İsa'nın çarmıhtaki
ölümüne bir işaret olarak değerlendirilmektedir. Mesih İsa böyle bir
ölümle 0'nu kurtarıcı olarak kabul edenler için bir kefaret, bir bedel
olmaktadır. Kitabımızın başında anlattığımız Tanrı çizgisi bunu gerektirmektedir.
Ancak günahlarımız böylelikle bağışlanmış olacaktır. Bu tabii, günah
işlemeye devam edeceğimiz anlamında alınmamalıdır. Çünkü bu tam bir
tövbe demektir ve mecaz anlamda yeniden doğuştur. Sonsuz hayatın,
cennet yaşamının daha dünyada başlaması demektir ve bizim için önemi
olan bir kavramdır.
"Hiçbir
günahkar, bir başka günahkarın yükünü taşımaz." (Kur'an-ı Kerim
17: 15)
"Biz
daha günahkarken Mesih bizim için öldü" (İncil-i Şerif /
Romalılar 5: 6-8)
Bu ayetlere
bakıldığında Mesih İnanlısının günahlarının bağışlanması için Mesih
İsa'nın kendi günahları için öldüğüne inanması şartı vardır. Bağışlama
Eski Antlaşma, Levililer 17:11'de. "Çünkü etin canı kandadır;
ve ben onu mezbah üzerinde canlarınıza kefaret etmek için size verdim;
çünkü candan ötürü kefaret eden kandır" denildiği gibi Adem ile
Havvanın itaatsizliği ile günah yükünü yüklenen insanın, bu yükünü
kaldıracak olan Tanrı'nın sözü Mesih İsa'dır. Çünkü Tanrı'nın belirttigi
gibi birçoklarının günahlarına kefaret olsun diye, beden almış Tanrı
sözü çarmıh üzerinde kan dökmüş ve bu kana iman edenlere kefaret olmuştur.
Bu kana iman edenleri yeniden doğmuş gibi tertemiz yaparak, önlerine
Tanrısal bir yaşam sürebilmeleri için yepyeni bir yol açmıştır.
Kur'an-ı
Kerim'e göre herkes kendinden ve kendi günahlarından sorumludur. Allah'a
imanla, iyi işler yapar ve ibadetlerini yerine getirirse Allah'ın
izniyle cennete gidebilir. Ayrıca hiç bir kimse, bir başka kimsenin
günah yükünü taşıyamaz.
Bu ayetlere
göre de yine iki inancın bakış noktaları kesin olarak ayrılmaktadır.
Mesih İnancına göre Mesih herkesin günahları uğruna canını vermiştir.
Kur'an-ı Kerim'e göre ise hiç kimse bir başkasının günahlarını taşıyamamaktadır.
Böylelikle bu temel noktada da ne denli farklı bir yaklaşımın söz
konusu olduğu açıkça görülmektedir.
3.
Günah
Günah
kavramı iki inancın da üzerinde hassasiyetle durduğu bir kavramdır.
Tanrısal bir yaşam sürmenin en önemli noktasından biri günaha yaklaşmamak
ve geçit vermemektir. İnsanlar böylelikle kutsal bir yaşamın örneğini
vermiş olurlar. Bu açıdan bakıldığında inancımızla, İslam inancının
bu kavram üzerindeki görüşlerinde büyük bir farklılık görülmemektedir.
Ama günah kavramına bakışı tabandan tavana doğru incelediğimizde ise
pek de aynı şekilde değerlendirildiği görülmemektedir. En büyük fark
kişilerin doğduğu anda günahkar olup olmadıkları konusundan başlamaktadır.
İslam inancına göre her yeni doğan kişi günahsızdır. Tertemizdir.
Daha sonra günahla tanışırlar. Oysa Mesih İnancında durum farklıdır.
Günah isyandır. İnsanın doğasında günah, isyan vardır. Bu nedenle
herkes günah işlemiştir. Günahsız kişi yoktur. Bende hiç günah yoktur
diyen bir kişide bile Adem ve Havva'dan gelen itaatsizlik, isyan tohumu
bulunmaktadır. Bilindiği gibi Tanrı tarafından kendilerine birçok
şeyler sunulduğu halde, Adem ve Havva itaatsizlik edivermişlerdir.
Bu nedenle de Tanrı'nın yargısına maruz kalmışlar ve bu itaatsizliklerinin
bedelini hem ruhsal hem fıziksel anlamda ölümle ödemişlerdir. Çünkü
günahın sonucu ölümdür. Bu özellikle ruhsal anlamda Tanrı'dan kopuş
anlamındadır. Fiziksel anlamda da ölümlülüğü beraberinde getirmiştir.
Sonsuz yaşamı insan elinden almıştir. Ama Tanrı insanlarına olan
sevgisinden ötürü onları böyle bir yargıyla başbaşa bırakmamiş hemen
bir alternatifı de beraberinde sunmuştur. Bu da Mesih İsa'nın kanına
olan imanla sunulan sonsuz yaşamdır. Bu günahı, bu itaatsizliği ancak
Mesih'in kanı ortadan kaldırabilir. Buna iman edenler işte ancak o
zaman sonsuz yaşam edinebilirler.
Görüldüğü
gibi bakış açılarındaki fark hiçte yakın değildir. Şimdi bu ayrı bakışları
birkaç söz ve ayetle de belirginleştirelim:
"Normal
yaradılışta insanın ruhu, pak ve temizdir...." Cep ilmihali,
Diyanet Yayınları
İslam'a
göre bütün insanlar doğuştan günahsızdır. Ama peygamberler (İmamiye
göre imamlar) dışında bütün insanlar günah işleyebilir. (Ana Britannica
sayfa 158, cilt 10)
"Yanılarak
işlediğiniz şeyde üzerinize günah yoktur; fakat kalplerinizin kastetmiş
oldukları müstesna..." (Kur'an-ı Kerim 33:5)
"Çünkü
herkes günah işledi, Tanrı'nın yüceliğinden yoksıın kaldı."
(İncil-i Şerif l Romalılar 3:23)
4.
Günah Affı
"Sadakaları
açıklarsanız bu da güzeldir. Ama onları gizler ve yoksullara bu şekilde
verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; günahlarınızdan bir kısmını
örter." (Kur'an-ı Kerim 2:271)
"Çünkü
bu benim kanımdır. Günahların bağışlanması için birçokları uğruna
akıtılan anlaşmanın kanıdır." (İncil-i Şerif l Matta 26:
28)
Yukarıdaki
ayetler karşılaştırıldığında temel ayrılık olarak göze çarpan Kur'an-ı
Kerim'e göre iyilik işleyerek günahların bağışlanmasının söz konusu
olması, İncil'i Şerif'e göre ise Mesih İsa'ya imanla günahların aflık
kazanmasıdır.
Mesih
İnancı adı üstünde olan bir inançtır. Mesih İsa Kelamullah olduğuna
göre Tanrı Sözü olarak, Tanrı buyruğudur, Tanrı örneğidir, Tanrı kurtarışıdır.
Bu nedenle inancımız için herşey demektir. Burada yanlış anlaşılan
Hristiyanların İsa adında bir peygambere tapındıkları tarzındaki yaklaşımdır.
Hiçbir Hristiyan için böyle bir yaklaşım düşünülemez bile. Mesih İsa
Tanrı'nın bedende açıkladığı sözü, kurtarışıdır. Bu anlamda "Ol"
kelimesinin yeryüzünde bir insan bedeninde daha önceden vaat edildiği
üzere ilanından başka birşey değildir. Kelimenin kaynağı kimse, kelimenin
kendisi de odur. Yalnız ve yalnız gözle görünemez Tanrı'nın yarattığı
insanına olan büyük sevgi ve şefkatinin sonucunda sunduğu kendi sözüdür.
Görünen kurtarış tasarısıdır. İşte bu nedenle biz eğer gerçek sahibe
iman edersek ancak günahlarımızın sonsuza dek bağışlanacağına ve bu
büyük bağışlama gücüyle artık günah işlemekten tamamen kaçınan kişiler
olacagımıza inanmaktayız.
5.
Düşmanlara bakış açısı
"Ey
iman edenler, ölenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır."
(Kur'an-ı Kerim 2: 178)
"..öç
benimdir, karşılığını ben vereceğim.. " (İnci1-i Şerif /
İbraniler 10:30)
"Fitne
kalmayıncaya ve din tümüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın."
(Kur'an-ı Kerim 8:39)
"....Düşmanlarınızı
sevin... " (İncil-i Şerif / Luka 6:26-38)
"Bunlar
sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden
çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin
üzerine gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet vermiştir... Düşman
topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin." (Kur'an-ı Kerim 4:91,104)
"Sağ
yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin." (İncil-i
Şerif / Matta 5:38-39)
"...Düşmanın
acıkmışsa onu doyur, susamışsa su ver... " (İnci1-i
Ş'erif / Romalılar 12:9-21)
Düşmanlık
dünya içinde varlığı inkar edilemez bir kavramdır. Gerçekten bu nedenle
dünyada birçok kavim birbirlerine oldukça büyük eziyetlerde ve haksızlıklarda
bulunmuşlardır. Kısacası dünyada düşmanlık vardır. Burada düşmanlığa
karşı iki inancın yaklaşımının yine büyük farklılık gösterdiğini açık
bir şekilde görmekteyiz. Yalnız bu ayetlere bakarak İslamı suçlamaya
kalkmak oldukça yanlış ve önyargılı bir tutum olacaktır. Bu nedenle
şuna dikkat etmek gerekmektedir. İslam düşmanlara karşı bazen kişinin
kendisini savunması gerektiğini söylemektedir. Bu bir görüştür. Bu
gün de dünya bunu yapmaktadır. Çünkü seni sürekli olarak rahatsız
eden bir çevre söz konusudur. Bu nedenle insanlar silahlanmakta ve
herhangi bir saldırıya karşı boş bulunmak istememektedirler. Bu bağlamda
İslam inancının görüşü kendini savunma ve gerekirse savaşmadır. Yani
İslam bir takım saldırılara, haksızlıklara karşı etkin direniş taraftarıdır.
İslamın ruhundan buna bakılırsa bu oldukça akılcıdır. Mesih İnancında
ise tamamen bir pasif direniş fıkri söz konusudur. Haksızlıklar olduğunda,
düşmanlıklar olduğunda Mesih İnancının esasında tepkisiz kalması,
yalnızca ve yalnızca Yaradana sığınması söz konusudur. Bu da İncil'in
görüşüdür. Farklı bakış açısında olan kişiler bu iki görüşün olumlu
ya da olumsuz yanlarını dile getirebilirler hatta birini bir diğerinden
üstün olarak değerlendirebilirler. Ama bunlar o kişilerin kendi yaklaşımları
olacaktır. Biz burada yalnızca Mesih İsa'ya inanan bir kişi olarak
kendi inancımızın bakış açısıyla ülkemizde en çok izleyicisi bulunan
İslam inancının bakış açısını düz bir anlatımla dile getirmeye çalışıyoruz.
Evet, Mesih İnancı tehdit durumunda dahi bir Hristiyanın silaha sarılmasına
müsaade etmemektedir. Ama Hristiyan adı altındaki milletler ne dereceye
kadar bu buyruğa itaat etmişlerdir, bu biraz kuşkuludur. Gerçek imanla
alakası olmayan bir takım idareciler inanci kendi çıkarları doğrultusunda
kullanarak Tanrı'nın kilisesi üzerinde büyük bir kara leke bırakmışlardır.
Haçlı zihniyeti ve Haçlı Seferleri ile Mesih İsa'nın buyruklarının
tam tersini uygulama cüretini göstermişlerdir. Hem kendileri helak
olmuş, hem de Tanrı'nın buyruklarının yanlış anlaşılmasına neden olmuşlardır.
Bu her inanç için geçerli bir durumdur. İnançlar ehil ellerde ve özlerine
uygun yaşanılmadığı takdirde çok yıkıcı olabilirler. Buna en güzel
örneği yakın zamanda yaşadık. Japonya da kendi halinde görülen bir
tarikat, önderinin kötü emelleri sonucu Japonya için bir kabusa dönmüştür.
Biz burada bu inancın doğruluğu yanlışlığı üzerinde durmuyoruz. Muhakkak
bu satırları okuyan bazı kişiler doğru iman üzerinde değillerdi de
ondan şeklinde bir yorumda bulunacaklardır. Bu ayrı bir konudur. Biz
insanların elinde bir takım inançların ne şekilde kullanabileceğine
bir örnek vermek istiyoruz. Bu nedenle bu örneği burada kullandık:
Eğer bu örnekteki önder putperest bile olsa kendi inancında iyi niyetle
devam etseydi bunca insana zarar vermiş olmayacaktı. Ama önderin kötü
niyeti sonucu bir inancın kullanılmasının ne boyutlarda zararlara
sebep olabileceğini bu olayda bütün dünya görmüş oldu.
6.
Din kavramı
"Allah
katında din, `İslam'dır." (Kur'an-ı Kerim 3:19)
"Ben
insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsıınlar diye geldim."
(İncil-i Şerif / Yuhanna 10: 10)
"Kim,
'İslam'dan gayrı bir din ararsa artık o ondan asla kabul edilmeyecektir."
(Kur'an-ı Kerim 3:85)
"İsa,
Yol, gerçek ve Yaşam benim dedi." (İncil-i Şerif / Yuhanna
14: 6)
Mesih
İnancına göre ayetlerde izlenilmesi istenilen bir yol, bir yaşamdır.
Yani Mesih İnancının bir yaşam tarzı olduğu , vurgulanmaktadır. İncil-i
Şerif içinde Mesih İnancının bir din oldugu görüşüne rastlanılmamaktadır.
Mesih'e benzeyenler, Mesih'i izleyenler, 0'nun gibi, .O'nla bütünleşerek,
Tanrı sözünde Tanrı'ya benzeyenler şeklinde bir yaklaşım vardır.
İslam
inancında ise "Allah indinde din İslam' dır." Bir tarafta
yol, gerçek ve yaşam Tanrı Sözü Mesih'in kendisiyken, diger tarafta
"Allah indinde din İslamdır." Görüldüğü gibi ikisi arasında
apayrı bir bakış, apayrı bir düşünce tarzı söz konusudur.
7.
Cennet hakkında
"Onlar
için orada tertemiz eşler de vardır." (Kur'an-ı Kerim 2:25)
"Dirilişten
sonra insanlar ne evlenirler, ne de evlendirilirler, gökteki melekler
gibidirler." (İncil-i Şerif l Matta 22:23-33)
Yalnızca
iki ayete bakmak bile iki inancın cennet hakkında aynı düşüncede olmadıklarını
göstermeye yeterlidir. Cennet sözcüğü üzerinde bir beraberlik vardır.
İki inançta ölümden sonra cennet ya da cehennem kavramlarının olduğundan
bahsetmektedirler. Ama bu kavramların açıklamalarına gelindiğinde
aynı şeylere inanılmadığı görülmektedir.
İslam inancında cennete nail olan kişiler için tertemiz eşler olacaktır.
Mesih İnancında bu söz konusu değildir. Onlar orada ne evlenirler,
ne de evlendirilirler, gökteki melekler gibidirler.
8.
Cehennem hakkında
"Bahtsızlığa
düşenler ateş içindedir... Rabbinin dilemesi hariç. Gökler ve yer
durdukça onlar orada hep kalacaklardır." (Kur'an-ı Kerim 11:106-107)
"..Tanrı
gazabının kâsesinde saf olarak hazırlanmış Tanrı öfkesinin şarabından
içecektir. Böylelerine kutsal meleklerin ve Kuzu 'nun önünde ateş
ve kükürtle işkence edilecek. Çektikleri işkencenin dumanı sonsuzlara
dek tüter... gece gündüz rahatları yoktur." (İnci1-i Şerif
/ Esinleme I4: 9-I I)
Cehenneme
ilişkin bu ayetlerde de yaklaşım farklıdır. Kur'an'a göre mü'min olup
cezalarını çekenler Tanrı'nın istemiyle yeniden cennete geçebilme
şansına sahiptirler, İncil'e göre ise cehennemde kalanlar artık sonsuza
dek oradadırlar.
9.
Şeytan hakkında
Birçoğumuzun
şu ya da bu şekilde duydugu gibi Şeytan Tanrı huzurundan kovulduğu
için sürekli olarak insana sorun çıkarıp durmuştur. İnsanı yoldan
çıkarmak için elinden geleni kendine verilen süre içinde yapmaktadır.
Bu konuda iki inancın bakış açılan hemen hemen yakındır yakın olmasına
da kovuluş nedenine bakıldıgında hemen farklılık ortaya çıkıvermektedir.
Şeytan Kur'an-ı Kerim'e göre Adem'e secde etmediği için isyankar olarak
Tanrı huzurundan kovulmuştur.
İncil'i
Şerif'e göre ise Tanrı gibi olmak istediği için Tanrı katından kovulmuştur.
"Meleklere
Adem'e secde edin demiştik de, İblis dışında tümü secde etmişti. İblis
yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu." (Kur'an-ı
Kerim 2:34)
"Ya
Rab insanoğlu nedir ki onu anasın, ona ilgi gösteresin. Onu meleklerden
biraz aşağı kıldın." (İncil-i Şerif / İbraniler 2: 5-9)
Özellikle
İbraniler 2:5-9 ayetini okuduğumuzda İncil'in Kur'an-ı Kerim'den hangi
konuda ayrılarak Şeytan'ın Ademe secde etmediği fıkrinde olduğunu
anlamamız mümkündür. Bu ayete göre zaten melekler yaratılan insandan
biraz daha üstün olarak algılanmaktadır. Böyle olunca da Şeytan'ın
Ademe secde etmesi şeklinde bir düşünceyi İncil İlahiyatı kabul edememektedir.
İncil İlahiyatına göre Şeytan'ın Tanrı gibi olma arzusundan ötürü
Tanrı katından kovulduğu fıkri söz konusudur. Şeytan'ın kovulma nedeni
için Kutsal Kitap İşaya 14:12-17 ve Hezekiel 28:11-19 bölümlerini
okumanız gerekecektir. Bölümler uzun olduğu için buraya almadık.
10.
Kadercilik
Kadercilik
konusu oldukça ayrıntılı bir konudur. İlahiyatçıların büyük yorumları
bu konuya oldukça derin anlamlar kazandırmaktadır. Bizim bu konuda
iki inanç için yapabileceğimiz karşılaştırma ancak en büyük bakış
açısı farkını bir cümle içinde ifade etmekten öteye gitmeyecektir.
Kur'an-ı
Kerim'e göre hayır ve şer Allahtandır. Zaten İslam Amentüsünde bu
belirtilmektedir: "Hayır ve Şer Allahtandır."
İncil
inancına göre ise yalnızca iyilikler, hayır Allahtandır. Şer yani
kötü olan insanın yanılgısı, kendi sapıklığı sonucunda, Şeytan'a uyması
sonucunda başına gelmektedir.
"Allah
dilediğini saptırır, içinde bırakır, dilediğini de doğruya ve güzele
kılavuzlar." (Kur'an-ı Kerim 35:8 - Ayrıca bkz. 74:31, 13:27,
14:4)
"Çünkü
hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbeye gelmesini bekliyor."
(İnci1-i Şerif / 2.Petrus 3:9 - Ayrıca bkz. Romalılar 9:14, Esinleme
22: 17)
11.
Kutsal Ruh
İki
inanç arasında oldukça değişik olarak algılanan bir konu da Kutsal
Ruh konusudur. İslam inancına göre Kutsal Ruh Cebrail'dir. Oysa Mesih
İnancına göre Tek olan ve Kendisini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'ta açıklayan
Tanrı'nın kendini açıkladığı üçüncü kişiliktir. Bugün bizlerde Tanrısal
yaşamı gerçekleştiren, bizi teşvik eden Tanrısal işlevdir. Kutsal
Ruh aynı zamanda Tanrı'nın kendisidir. Yani Tanrı Ruhtur. Mesih İsa'yı
kurtarıcı ve Rab olarak kabul eden her kişide Rab'bin Rahu bulunur.
Yani Tanrı'nın Ruhu o kişidedir. O kişide işler. Mesih İsa'da Tanrı
ile olan ilişkide Tanrı'nın Ruhu doluluğuyla bizleri teşvik eder destekler.
Bu adeta görkemli tek Tanrı'yı üç boyutlu olarak görmek, hissetmek
ve yaşamak gibi birşeydir.
"Meryem
Oğlu İsa'ya da açık seçik deliller verdik ve kendisini Ruh'ul Kud's
ile güçlendirdik." (Kur'an-ı Kerim 2:87)
"Allah'ın
Ruhu beni yarattı." (Eyub 33: 4)
"Rab
Ruh'tur ve Rab'bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır."
(İncil-i Şerif / 2.Korintliler 3:17 - Ayrıca bkz. Luka 1: 35)
12.
Üçlük
Kur'an'la
İncil arasında en derin ayrılık bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kur'an-ı
Kerim üçlüğü tek Tanrı inancıyla bağdaştıramamaktadır. İncil ise üçlüğü,
birlik inancının bir ifadesi olarak görmektedir.
"Meryem
Oğlu İsa Mesih, Allah'ın resulü ve kelimesidir: Onu, kendisinden bir
ruhla beraber Meryem'e atmıştır. ...üçtür demeyin..." (Kur'an-ı
Kerim 4: 171)
"Gidin
Baba, Oğul ve Kutsal Ruh aracılığıyla vaftiz edin." (İnci1-i
Şerif / Matta 28:18)
Açıklama:
Bu bölümün net anlaşılması için Allah Birdir başlıklı bölümümüzdeki
kısa açıklamama bazı ilavelerde bulunmak istedim.
İnancımıza
göre Yüce Tanrı'nın vahdaniyetinden (birliğinden) hiçbirimizin kuşkusu
yoktur. Yüce Tanrı kendisinin üç ayrı şahsiyetini tanıtmaya daha Kutsal
Kitap'ın ilk başında başlamıştır.
I.
"Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı ve yer ıssız ve boştu
ve enginin yüzü üzerinde karanlık vardı."
(Ayetin
bu birinci bölümünde Tanrı'nın o gözle görülemez özünü yani mecaz
anlamda Baba dediğimiz kişiliğini görüyoruz.)
II.
"Allah'ın Rııhıı sııların yüzü üzerinde hareket ediyordu."
(İkinci
cümlesinde ise Tanrı'nın Kutsal Ruh dediğimiz kişiliğini görüyoruz.)
III.
"Ve Allah DEDİ: Işık olsun, ışık oldu.... " (Tekvin
l: I -3)
(Burada
ise Tanrı'nın SÖZ dediğimiz ve Mesih İsa'da dünyaya gelen kişiliğini,
Allah kelamını görüyoruz. Kelamullah özelliğini öğreniyoruz. )
Yani
bu ayetlere göre Tanrı daha Tevratın ilk ayetlerinde, ilk vahyinde
Tek olan varlığının üç kişilikte nasıl işlediğini bize anlatmaktadır.
Bizim ilahiyatımıza göre Kutsal Üçlük sonradan ortaya çıkarılmış bir
düşünce, Tanrı'ya eş koşma değildir. Bu tek olan Tanrı'nın kendisini
üç boyutta açıklamasından başka bir şey değildir. Bu Tanrı'nın kendisini
görünmez öz, görünür söz ve işleyen ruh olarak açıklamasıdır. Kısacası
Tevhitte teslistir. Şimdi Tek Tanrı'nın üçlükte açıklanışına örnek
olan diğer ayetlere birlikte bakalım.
"Rab
İsa Mesih'in inayeti ve Allah'ın muhabbeti ve Rııhulkudüsün müşareketi
hepiniz ile beraber olsun." (İncil-i Şerif / 2.Korintliler
l3: I4)
Yuhanna
1. bölümde "Kelam başlangıçta var idi. Kelam Allah nezdinde
idi, kelam Allah idi... Herşey onıın ile oldu (Ol sözü ) ve olmıış
olanlardan hiç bir şey onsıız olmadı. Hayat onda idi ve hayat insanların
nuru idi.... ve kelam beden olup inayet ve hakikat dolu olarak aramızda
sakin oldu, biz de onun izzetini. Baba'nın biricik Oğlu'nıın izzeti
olarak gördük" şeklinde bir anlatım vardır.
Bu ayette
çok kesin olarak özellikle Baba ile Oğul arasındaki ilişikiyi görmekteyiz.
Yani Yüce Tanrı ve Sözü, buradaki açıklamayla bu birliğin içindeki
üç kişiliğin birbiriyle alakasının ne denli birbiri içine işlenmiş
ayrılmaz bir motif olduğunu görmek mümkündür. Aynı bir insanda olduğu
gibi, biz bir bütünüz ama aynı zamanda hem sözümüz, hem canımız ve
hem de ruhumuz var. Hem Yüce Allah kendi özünü bize böyle takdim etmek
istediyse buna kim mani olabilir.
Neyse biz Kutsal Kitap'ın bize açıkladığı gibi Yüce olan ve Tek olan
Allah'ı bu şekilde tanıyor ve algılıyoruz. Yine Tevrat'ın başında
yer alan ayette Yüce Tanrı'ya verilen ismin çoğul olması ve Tanrı'nın
çoğul ifadede hitabı da Kutsal Üçlük için oldukça önemli bir açıklamadır.
Özellikle bu ifadelerin Kutsal Kitap'ın başında yer alması üçlemenin
sonradan ortaya çıkarıldığı tarzındaki fikrin doğru olmadığına dair
güzel bir kanıt oluşturmaktadır.
"Başlangıçta
Allah (Elohim=Çoğııl) gökleri ve yeri yarattı" (Tekvin l:
l)
"...suretimize
ve benzeyişimize göre insan yapalım... " (Tekvin 1:26-27
)
Bütün
bu çoğul ifadeler tek olan Tanrımızı başka tanrılara eşlemek, çok
ilahlara tapmak degil: Tevhitte yani birlikte teslisi (üç kişiliği)
daha başında bize tanıtmak içindir. Tanrı çizgisinde Tek olan Yüce
Tanrı'nın bize kendisini sunuşu bu şekildedir.
13.
Tanrı'nın Oğlu hakkında
Kur'an-ı
Kerim Mesih İsa için sürekli olarak Meyem Oğlu İsa diye bahsetmektedir.
Oysa İncil-i Şerif 'e baktığımızda Mesih İsa'dan Tanrı Oglu olarak
söz edildiği görülmektedir. Kur'an-ı Kerim bu konuyu genelde fıziksel
oğulluk şeklinde değerlendirmekte ve haklı olarak Tanrı'ya eş koşulma
durumunu ortadan kaldırmak için şiddetle karşı durmaktadır. Oysa Mesih
İnanlıları Tanrı Oğlu sözcüğünü mecaz anlamında değerlendirmektedirler.
Mesih İnancının temeli olan İsa Mesih Tanrı'nın sözüdür. Babasız olarak
bir bedende bütün insanların kurtuluşu için dünyaya gönderilmiştir.
O'nun babası herkesin babası gibi insanoğlu değildir. Fiziksel anlamda
O'nun babası yoktur. O'nun dünyaya gelişi büyük bir mucizedir. Bu
nedenle 0'nun bu mucizevi doğuşunu sağlayan Ruhsal anlamda bir babası
vardır. O Mesih İnancına göre Tanrı'nın çocuk edinmesi sonucu ortaya
çıkmış bir kişi değildir. 0'na Tanrı Oğulluğu mecaz anlamda bir ünvan
olarak yine Tanrı'nın kendisi tarafından verilmiştir. Yahudilerin
hem kendisine, hem annesine sarfettikleri kötü sözcüklerin hepsini
alt edecek, hatta 0'nun Tanrı Sözü olarak dünyadaki görkemli hizmetini
nesillere aktarabilecek derecede yüksek bir ünvan Tanrı tarafından
verilmiştir. İşte inancımıza göre bu nedenle Mesih İsa Tanrı Oğlu'dur.
Tanrı Sözüdür. Tanrı kelimesidir.
İki kitap
arasındaki bu farklı algılayış özellikle Arapça olarak bu konuda iki
kitapta da yer alan ayetlerin karşılaştırılmasıyla iyiden iyiye görülmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de bu oğulluk kavramı "Tanrı çocuğu" olarak
ele alınmaktadır. Yani "veled'ullah " gibi, oysa İncil-i
Şerif'te kavram "İbn-ullah " olarak bir ünvan anlamında
alınmaktadır. Zaten Luka 1:26-35'te bu ünvanın verilişi anlatılmaktadır.
Şimdi
bu konudaki ayetlere birlikte bakalım;
"Allah
çocuk edindi dediler. Hâşâ! böyle birşeyden arınmıştır O !" (Kur'an-ı
Kerim 2:116)
"Simıın
Petrus. "Sen yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin' cevabını verdi.
İsa ona, `Ne mutlu sana... bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki
Babamdır." (İncil-i ŞeriflMatta 16:16)
"Kutsal
Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan'ın gücü senin üstüne gölge
salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek."
(İncil-i Şerif l Luka I: 26-35)
Yukarıda
da anlatmaya çalıştığımız gibi eğer bir kişi inancımızı doğru olarak
algılamak, en azından bizim neye inandığımız tam olarak bilmek istiyorsa
burada özellikle bu konuda bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyorum
ki, Mesih İsa bizler için tam anlamıyla Ruhsal anlamda Tanrı Oğludur.
O fıziksel anlamda Yüce Tanrı'nın çocuk edinmesiyle ortaya çıkan bir
kişi asla ve asla değildir. Fiziksel anlamda Tanrı Oğlu değildir ama
Tanrı'nın Ruhu'ndan geldiği için biz O'na Tanrı'nın Oğlu deriz. Yani
o ayetin gösterdiği gibi "Tanrı Oğlu denecek" olan kişidir.
Aslında
buna benzer bir takım mecazlar güncel hayatımızda da kullanılıp durulmaktadır;
"paşa çocuğu" gibi. İşte Mesih İnancı'nın Tanrı Oğlu ile
kastettiği de bedenin özündeki Tanrı sözünün Tanrı ile bu yakın Ruhsal
bağını belirginleştirmekten başka birşey değildir.
14.
Son peygamber
"Ey
İsrailoğulları, ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı
doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici
olarak gönderildim." (Kur,an-ı Kerim 61:6)
"Çocuklar
bu son saattir. Mesih-karşıtının geleceğini duydunuz... İsa'nın Mesih
olduğıınu inkâr eden yalancı değilse, yalancı kimdir? Baba'yı ve Oğul'u
inkâr eden, Mesih-karşıtıdır. Oğul 'u inkâr edende Baba da yoktur.
Oğul 'u açıkça kabul edende Baba da vardır." (İncil-i Şerif
/ I. Yuhanna 2: 18-28)
"Biz
ya da gökten bir melek bile size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen
bir müjde bildirirse, lanet olsun ona.. " (İncil-i Şerif
/ Galatyalılar l: 6-9 - Ayrıca bkz. Matta 24: 11,24)
İncil'e
iman eden bir kişi için bu noktada artık Mesih İsa'nın ikinci gelişini
beklemekten başka bir yol kalmamaktadır. Oysa Kur'an-ı Kerim'e göre
gönderilen bir başka Peygamber vardır. İşte bu noktada da iki inanç
birbirlerinden tamamen ayrılmaktadırlar. Bazen toplumumuzda "Biz
sizin peygamberinizi kabul ediyoruz. siz neden bizim peygamberimizi
kabul etmiyorsunuz?" şeklinde bir soruyla karşılaşır dururuz.
İşte bu sorunun cevabı yukarı verdiğimiz İncil ayetlerinde yatmaktadır.
Çünkü bir kişi eğer İncil'e göre amel edecek, yaşamını ona göre düzenleyecekse
o zaman orada yazılanlara tam bir imanla inanmak durumundadır. Orada
yazılana göre Mesih İsa yalnız bir peygamber değil, Tanrı Sözü ve
Tanrı tarafından gönderilmesi beklenilen Kurtarıcı Mesihtir. Tanrı'dan
bir sözdür. Beden alarak dünyaya gelmiştir. Beden olarak elbette yüzde
yüz insandır ama öz olarak Tanrı'nın sözü olması nedeniyle yüzde yüz
Tanrıdır. Yine İncil'de O'nu bu şekilde kabul etmeyenlerin olacağı
konusunda bir uyarı vardır ve böyle kişilerin ardı sıra gidilmemesi
gerektiği vurgulanmaktadır. Böyle bir durumda İncil'e yüzde yüz bağlı
bir kişinin, Mesih lsa'yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul etmeyen hiç
bir inanca yönelmesi söz konusu olmamaktadır. Sanırım bu kitabı okuyan
kişiler Mesih İnanlısı bir kişinin Mesih İsa'dan sonra gelen herhangi
bir inancı neden kabullenemedikleri konusunda az da olsa bilgi sahibi
olabilmişlerdir. Yoksa bu o inançlara saygı duymadıklarından küçümsediklerinden
veya onlarda hiçbir değer bulmadıklarından ötürü değildir. Mesih İnancına
göre Tanrı'nın gerçek sözü Kutsal Kitap'ta bulunan sözlerdir. Bu sözlerde
Tevrat'ın ilk sayfasından, Yeni Antlaşma (İncil-i Şerif)'nın son sayfasına
kadar olan sözlerdir. Çünkü bu iki kapak arasında onlara göre Tanrı'nın
net çizgisi çizilmiş ve Mesih İsa ile bu çizgi mühürlenmiştir. Mesih'in
ikinci gelişiyle çizginin mührü açılacak, yargı kürsüsü kurulacaktır.
Bu nedenle Mesih İnanlısı Tanrı çizgisi dışına çıkamaz. Bu sözlerin
dışında hiçbir sözü kabul edemez.
Esasında
bu Kur'an-ı Kerim için de söz konusudur. Kur'an-ı Kerim'den sonra
vahyedildiği söylenilen bir kitabı Kur'an-ı Kerim'e bütün yüreğiyle
inanan bir Müslümanın inanması düşünülemez. Tam anlamıyla Kur'an-ı
Kerim'e uyan bir Müslümanın Bahailerin kitabını kabul etmesi Kur'an-ı
Kerim'in öğretilerini inkâr etmesi demektir. Çünkü Kur'an-ı Kerim
İslam inancına göre en son ilahi kitaptır. Yine bu örneği vermemin
sebebi bazen İslam inancındaki dostlarımızın Mesih İnancında olan
kişilerin neden hala bu inançta kaldıklarına şaşırmamaları içindir.
Çünkü herkesin doğru olarak baktığı bir takım gerçekler söz konusudur.
Elbette bu doğruların içinde doğru olan bir tane olacaktır. Ama yaradılışın
temelinden gelen çeşitlilik ve Tanrı'nın çeşitlilikte oluşturduğu
bu görkemli dünyanın gereği şu anda herkesin kendisine göre bir takım
doğruları vardır. Önemli olan hep dediğimiz gibi insanları doğrularına
göre anlamayı ve sevmeyi öğrenebilmemiz ve Tanrı'nın dünyasında çocuklarımıza
daha esenlik ve sevgi dolu bir dünya bırakabilmemizdir.
Bütün
bunlar bir yana birçok konuların aynı paralellikte işlenmiş olması
bile Kur'an ile İncil'i bir ana yol üzerinde buluşturamamıştır. Bütün
bu verdiğimiz birbirinden farklı bakış açılarına daha birçokları eklenebilir.
Aynı zamanda aynı görüşlerin paylaşıldığı noktalara da birçok örnekler
verilebilir. İster öyle olsun ister böyle olsun. İnancın ana temelleri
esasında birbirlerinden çok ama çok farklıdır. İlahiyat olarak iki
kitap tamamen ayrı noktaları irdelemektedirler.