Yüzlerce
yılın derinliklerinde pekişen inancımızın temeli olan Kutsal Kitap,
bu direk ve dogru çizgilerin üzerinde bir kitap olduğu için onun öğretilerine
imanımız tamdır. Birbirinden farklı zamanlarda oluşan ama aynı noktaları
vurgulayan ve dünyanın sonuna kadar vurguladığı noktaları sürekli gözümüzün
önünde tutacak olan bu kitap, söylediği peygamberliklerin yerine gelmesiyle,
anlattığı olayların tarihsel ve arkeolojik kanıtlarla desteklenmesiyle
de tam ve tek Tanrısal kaymak olduğunu sürekli kanıtlamaktadır. Bu çalışmada
kanıtlar üzerinde durmayacağımızı söylemiştik. Bu nedenle ayrıntılara
girmeyeceğiz. Ama şunu belirtmek istiyorum ki, bizim için bu denli güvenilir
bir kitabın ayrıca kendisi hakkında verdiği değiştirilemezlik sözü de
bizim için büyük önem taşımaktadır. Tanrı bir insan gibi kararsız, sürekli
fıkir değiştiren, söylediğini sürekli değiştiren ve insanların kendi
vahyine müdahale etmelerini engelleyemeyen aciz bir Tanrı değildir.
Ayrıca sözünün değişmesine müsaade ederek yeni bir vahyin gelişine kadar
geçen yüzlerce yıl insanların yalanlara, değişmiş ve bozulmuş sözlerine
de inanmasına göz yumacak, ve göz göre göre onların helak olmasına müsaade
edecek kadar da ilgisiz bir Tanrı değildir. O Alemlerin Rabbi olarak
herşeye Kadir olan Tek bir Tanrı'dır. Bu nedenle sözü de özü gibi değişmeyen,
değiştirilemeyen Tanrı'dır. Yalnızca koyduğu ana çizgi üzerinde sözünün,
olarak dediklerinin olacağı zamana kadar hareket halinde olduğu, birbirine
zincirleme bağlı bir vahiyle bizlere hitap etmiştir. Yüzlerce yılın
derinliklerinde koyduğu yasaların önce görsel olarak bir anlam kazanmasını
istemiş daha sonra da iyice anlaşıldığında gönüllere hitap eder hale
doğru yönlendirmiştir. Bu yönlendirilişin olacağını da yine herşey görsel
anlamda uygulanırken dile getirmiştir. Örneğin; İbadet edilecek çadırla
önce ibadeti görsel bir biçimde insanlara öğretmiş daha sonra Mesih'in
yüreklere alınmasında esas ibadet yerinin yürekte olduğu ifadesi daha
da anlam kazanmıştır. Yoksa Tanrı bir şeriatı ortadan kaldırarak bir
diğerini getirmek, ya da bir şeriatın insanlarca müdahale edilerek bozulması
nedeniyle ikinci bir şeriatı göndermek gibi bir yaklaşımla insanlara
yaklaşmamıştır. Bu O'nun akıcı vahyine zarar getirici bir durumdur.
Ayrıca bu durum Kadir'i Mutlak (Yani Gücü herşeye yeten) olarak kabul
ettiğimiz Tanrı'nın bu vasfına da uymayan bir durumdur. Tanrımız çizdiği
çizgide ciddi olan bir Tanrı'dır.
Bütün
bunlar bir yana Tanrı zaten Kutsal Vahyinde de söylediği sözlerle
Tanrı Sözü'nün değişmesi ya da değiştirilmesi konusunun gündeme dahi
gelemeyeceğini açıkça belirtmiştir.
1)
"Çünkü doğrusu size derim: Gök ve yer geçip gitmeden, herşey
vaki oluncaya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile
yok olmayacaktır." (İncil-i ŞeriflMatta 5:18)
2) "Gök ve yer geçecek, fakat benim sözlerim geçmeyecektir."
(İnci1-i ŞeriflMatta 24:35)
3)
"Çünkü peygamberlik asla insanın iradesi ile gelmemiştir,
fakat insanlar Ruhulküdüs tarafından sevkolunarak Allahtan söylediler."
(İncil-i Şerif l 2.Petrus 1:21)
4)
"Ot kurur, çiçek solar, çünkü üzerine Rabbin soluğu eser,
gerçek kavm ottur. Ot kurur, çiçek solar, fakat Allahımızın sözü ebediyen
durur." (İşaya 40: 8)
Sağlam
vahiy zinciriyle birbirine bağlanmış Tanrı çizgisi içinde yer alan
bu ayetlere bütün kalbimizle iman etmekteyiz. Zaten iman etmiyorsak
o zaman bütün Kutsal Kitap ve Kutsal Kitap'ta anlatılan ve başka inançlarda
da irdelenen aynı konulardan ötürü bütün bir inançlar binasını sarsmış
oluruz. Eğer "Kutsal Kitap güvenilir bir kaynakça değildir, değiştirilmiş,
bozulmuştur" dersek, esasında bırakın Mesih İnancını bu sonuçtan
hem Yahudi inancı, hem de İslam inancı etkilenmiş olacaktır. Yahudiler
için Kutsal Kitap'ın Eski Antlaşma bölümü harfı harfıne hem İslam
inancından, hem Hristiyan inancından önce korunmuş ve sürekli sıkı
kontrollerle çağımıza kadar ulaştırılmıştır. Milattan önceki metinlerle,
elimizde bulunan şimdiki metinler aynı metinlerdir. Bunlar müzelerde
dikkatlice korunmaktadır. Zaten Mesih İsa'ya olan temel inancıyla
Hristiyanlık için hem Eski Ahit, hem yeni Ahit daha Mesih İsa'nın
hizmetini tamamlamasından itibaren temel kaynakça olmuştur. Özellikle
ikinci yüzyılın sonunda hemen hemen birçok yerde Kutsal Kitap'ı bugünkü
haline yakın bulmak mümkün oluyordu. Altıncı yüzyılda ortaya çıkan
İslam inancı içindeki bir çok konuda İslam'a inanmakta şüphe gösterenlere
(Ehli Kitap) yani Kutsal Kitap'ı okuyanlara sormaları gerektiği belirtilmiştir.
Yani Kitap Ehli'nin Hz. İbrahime, İshak'a, Yakub'a ve Musa'ya olan
imanlarından ötürü, onların bu konuları çok iyi bildiği vurgulanarak
bir kaynak olarak verilmiştir. Bu Ehli Kitap, bilgilerini tabii ki
ellerindeki -o günden önce de, o gün de ve o günden sonra da elimizdekiyle
aynı olan- Kutsal Kitap'tan alıyorlardı. 0 zaman eleştiri maksadıyla
yaklaşırken bile bu kitap hakkında aşırıya gitmemek, bu üç büyük inanca
en azından hürmet göstermek açısından gereklidir. Elbetteki bir takım
ilahiyatçılar, din adamları bu konuları araştıracaklar ve tartışacaklardır.
Her inancın mensubu elbette kendine göre doğru bulduğunu söyleyecektir.
Ama söylemek başka, karalamak, hakaret etmek ise bütünüyle başkadır.
Kıyamet gününün sahibi Yüce Tanrı aradaki bütün ayrılıklara kesin
cevabını verecek ve bizleri hüküm kürsüsü önüne çağıracaktır. Bu nedenle
tekrar ve tekrar "kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz"
sözünü söylememizde fayda vardır sanırım.
Bu konuyu
burada noktalamadan önce bir başka soruya da kısaca değinmekte fayda
görüyorum. Burada İncil hakkında üretilmiş bir takım yalan yanlış
öykülere bir cevap yazmak istemiyorum. Çünkü bu orada burada duyulan
öykülerin hiçbiri ne Yüce Tanrı'ya bir onurdur, ne de O'nun kutsal
inancını yaşamaya çalışanlara. Çünkü bu kadar sözü söyledikten sonra
hala Tanrısal Vahyin Kutsal Kitap içinde nasıl olduğu anlaşılmamışsa
zaten inancımız bize ait olarak kalacaktır. Birçok kişi "neden
dört İncil var? Bu kilisede hangisini okuyorsunuz?" ya da "hangi
İncil doğrudur?" tarzında bir takım sorular sormaktadırlar. Aslında
etrafta bu kadar üretilmiş hikaye olunca insanların bu soruları sorması
da çok doğaldır. Burada şunu yeniden söylemekle yetineceğim. Kutsal
Kitap iki ana bölümden meydana gelir, Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma.
Yahudiler ilk beş bölümü yani Tevrat'ı ve Zebur adı verilen diğer
Kutsal Yazılardan oluşan Eski Antlaşma bölümünü Kutsal Kitap olarak
kabul ederler. Mesih'e iman etmiş bütün Hristiyan topluluklar ise
Eski Antlaşmayla birlikte Yeni Antlaşmayı kabul ederler. Yani bütün
Kutsal Kitap'ı, bu yeni antlaşma bölümü içinde özellikle Tanrı'nın
diri Sözü olan Mesih İsa'nın Tanrı Sözü olarak hizmetini ve bizlere
sunduğu kurtuluşunu anlatan dört ayrı Tanrı Müjdesi bulunmaktadır.
Dört ayrı kişinin kaleme aldığı bu Kutsal Vahiy Mesih İsa'nın yaşamı
bizim için ayrı ayrı şeyler değildir Koskoca Kutsal Kitap içinde en
Kutsal Olanın Sözünün dört ayrı cepheden aktarımıdır. Biz buna Müjde
anlamına gelen İncil diyoruz: Dört ayrı anlatım olduğu için İnciller
şeklinde de söylenmektedir. İşte, kasıtlı olarak akılları karıştırmak
için haklarında birçok söz çıkartılan Kutsal Kitap Müjde bölümleri
(yani İncilleri) Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'dır. Herbiri bizlere
birbirinden değerli birer aktarımlardır. Mesih'in Kurtarış Müjdesi
bütün Yeni Antlaşma'nın ana teması olduğu için de bütün Yeni Antlaşma'ya
İncil (Müjde) adı verilmiştir. Bakın bunu İncil'in içindeki şu ayetle
daha da netleştirelim.
"
...iki veya üç şahidin ağzı ile her söz sabit kılınacaktır... "
(İnci1-i Şerif / II.Korintliler 13:1)
Kısacası
Tanrı'nın vaat ettiği Kurtarcı Tanrı Sözü bir insan bedeninde dünyaya
gelmiş ve Tanrı kurtarışını canlı bir biçimde yaşayan diri bir söz
olarak gerçekleştirmiştir. İşte bu canlı sözün kurtarışının kelama
uygun bir biçimde yüzyıllara aktarılması için iki ya da üç şahidin
ağzıyla değil bir fazlasıyla yani dört şahidin ağzıyla her sözü sabit
kılınmıştır. Böylelikle Matta, Markos, Luka ve Yuhanna, bunlara ek
olarak mektuplardan oluşan Yeni Antlaşma yani (İncil-i Şerif) Müjde
kitabı ortaya çıkmıştır.
Böylelikle
Tanrı Çizgisi Mesih'in doğumuna, dünyaya bir kadın aracılığıyla vaat
edildiği biçimde ulaştığı gibi Mesih'in hizmetiyle de devam etmiş
ve dirilişinden sonra ilk topluluğun kuruluşuyla yazılı metin olarak
tamamlanmıştır.
Esas
anlamda bu değişmez çizgi, değiştirilemez kitap Tanrı sözünde yazıldığı
gibi ruhsal anlamda yaşamlarımızda Mesih'in ikinci gelişine dek devam
edecektir.