Kutsal Kitap, Kutsal Esinin (Vahyin) ışığında yüzyılların derinliklerinde
oluşmuş bir kitaptır. Tanrı bazen peygamberleri, bazen halktan kişileri
kendi vahyinin aracısı kılmış, bazen tarihsel bir olayla insanlara seslenmiş,
bazen tarihsel bir kişilikle konuşmuş, bazen veciz bir söz, bazen şiirlerle
insanlığa hitap etmiştir. Bütün bu seslenişler tarihin derinliklerinde
bir noktada başlamış ve vaat edilen Mesih gelene dek sürmüştür. Şimdi
ise Kutsal Ruh'u aracılığıyla esasında hala gönüllerimize vahyin esintilerini
işlemeye devam etmektedir. Bu işleyiş Mesih İsa'nın ikinci gelişine dek
sürecek olan bir işleyiştir. Kutsal Kitap özellikle Eski Antlaşma ve Yeni
Antlaşma bölümleriyle iki kapak arasında., yalnızca Tanrı'nın istemi doğrultusunda
somut bir vahiy belgesi olması için adeta sınırlandırılmıştır. Oysa dediğimiz
gibi Tanrı bütün dünyaya her zaman bir çok olaylarla, birçok şekillerle
seslenip durmakta, kendi kurtarışını insanlarına sunmak istemektedir.
Ama özellikle Mesih'te tamamladığı fıziksel anlamdaki vahyi ile zaten
en büyük çağrıyı gerçekleştirmiştir. Kutsal Kitap'ın bir başka özelliği
de bir tek kişiye iletilmiş bir vahiy değil. birçok kişiye iletilmiş bir
vahyin toplamını oluşturmasıdır. Bu kitap bir kişi tarafından kaleme alınmamakla
birlikte o günün şartlarında, birbirinden habersiz birçok kişinin aynı
şeyi irdelemesinde kutsal vahyin mührü ile mühürlenmiş bir kitaptır. Kutsal
Kitap'ın vahiy anlayışı bir kişiye harfı harfıne inen bir vahiy değildir.
Tanrı bazen seçtiği bir kişinin bütün hayatını gözler önüne sergileyerek
bu yaşam içinde insanlık için kendi istemini sunmuş, kısacası bu yaşamın
bütününü insanlığa bir vahiy olarak sunmuştur. Bazen bir olayı aynı şekilde
kullanmış, bazen de hiç kimsenin yüzüne bile bakmak istemediği bir insanın
yaşamında oluşturduğu değişimlerle bu insanda yepyeni bir yaşam yaratmakla
vahyini iletmiştir. Kısacası Tanrı yarattığı insanların doğal yaşam ortamlarını,
konuşma biçimlerini, tarihsel çevrelerini bozmaksızın kendini insanlığa
açıklamaya devam etmiştir. Böylelikle insanlar Tanrı Sözlerini okuduklarında
kendilerinin anlayamayacağı bir şeyi değil, aksine kendilerine, kendi
düşünce ve yaşamlarına konuşan yüce buyrukları, ilahi vahyi görmüşler
ve yönlerini benliklerinden Tanrı'ya çevirmişlerdir. Bu nedenle Kutsal
Kitap öncelikle kişileriyle olaylarıyla, tarihsel anlatımlarıyla bir vahiy
olarak değerlendirilmeli ve öyle okunmalıdır. Anlatımların yüzyıllar boyunca
birçok yaşamlara ne kadar etki ettiğini, bütün anlatılan olayların insanlık
tarihinde birçok inanca ışık tuttuğunu, Tek olan ve Yüce olan Evrenin
Yaratıcısını dünyanın Eski Antlaşma'nın daha ilk ayetlerinde öğrendiğini
unutmamak gerekmektedir. Bazen okuyucular "bu cümleler öykü gibi,
bunların neresi ayet?'' tarzında ifadeler kullanmaktadırlar. Bu aceleyle
dudaklardan fırlamış sözcükler olarak değerlendirilebilir. Ama şunu unutmamak
gerekir ki. bir Hz. Eyub'un başına gelenler bu Kutsal Kitap bölümlerinden
öğrenilmiş, Hz.Yusuf'un çektiklerinin ayrıntıları yine bu Kitap'ın bölümleri
arasından anlaşılabilmiştir. Hz.İbrahim'e verilen vaat yine Kutsal Kitap'ta
belirgindir. Ya Tanrı'nın görkemiyle 0'na tamamen tâbi olmaya söz vermiş
bir kavmi esaret altından kurtarması, yine bu kitabın satırları içindedir.
Demek ki, Tanrı tarihi Milattan önce bu satırlarda anlatıldığı gibi benimsenmiş
ve vaat edilen Mesih İsa daha Milattan sonra olmadan önce beklenilmeye
başlanmıştır. Yüzlerce yıl bir Mesih'in Tanrı sözü olarak yeryüzünde insanlara
kurtuluş müjdesini sunacağı daha Milattan önce bilinmekte ve beklenmektedir.
Bütün bu beklentiler yalnızca Kutsal Kitap içinde kayıtlı değildir. O
dönemin Tanrı'ya inanan ya da Tanrı'ya inanmayan, hatta putperest olan
birçok tarihçisi tarafından kayıtlara gcçirilmiştir. Bu toplumsal beklenti
dünyaya öyle yayılmıştır ki. edebiyatlar bile zor durumları tarif ederlerken
hep bir Kurtarıcı Mesih arar olmuşlardır. Tabii bu Mesih sözcüğü hep gerçek
Mesih değilde ya bir milli kahraman, ya da büyük bir önder arayışı için
kullanılıp durmuştur. Her ne olursa olsun yüzlerce yıllık tarihten beri
bahsedilen, üzerine basıla basıla haykırılan hep aynı temeldir. Esasında
sürekli olarak bir çizgiden bahsedilmektedir. Bu çok ilginçtir. Bu çizgiyi
görmek için Kutsal Kitap'ı usanmadan ve düşünerek hiç değilse bir kez
okumak gerekmektedir. Tanrı'nın dünyayı yaratışı, İnsanın yaratılışı,
İnsanın kadın ve erkek olarak yaratılması; sonra insanın özgür iradesinden
ötürü Şeytan'ın aldatışına kanarak Tanrı'ya isyanı. Bu isyanın yani günahın
Tanrı insan ilişkisini doğal olarak bozması yani Ruhsal anlamda ayrılık
ve ölüm getirmesi, daha sonra Tanrı'nın, yarattığı insana olan sevgisinden
ötürü yine insiyatifi ele alarak bu ayrılığı ortadan kaldırıcı bir kurtarıcıyı
vaat etmesi ve daha sonra vaat ettiği gibi kendi sözünü bir bedende dünyaya
göndererek bu vaadi yerine getirmesi, günahın bedelinin bir kan aracılığıyla
ödenmesi gerektiğinden bu bedele karşılık Tanrı'nın kendi sözünü çarmıh
üzerinde kurban kuzusu gibi sunması ve bu insanların günahları için kurban
kuzusu rolünü üstlenen Mesih İsa'yı kabul edene Tanrısal kurtuluşun sağlanması
ve sonsuz yaşam verilerek sonunda yine Tanrı ile isyan suçundan ötürü
arası açılmış olan insanın yine Tanrısal sevginin merhametinden kaynaklanan
lütufla Tanrı'yla barışması hep bu çizginin birbirine kenetli noktalarıdır.
Bu çizgi farklı kişilerde, farklı zamanlarda ve farklı konular üzerinde
kaleme alınmış bölümlerde adeta Tanrısal vahyin belirgin bir göstergesi
olarak sürer gider. İşte bu çizgi, verilen bütün Tanrısal vaadlerin aradan
yüzlerce yıl geçse bile eninde sonunda gerçekleşmesi, söylenilen peygamberlik
sözlerinin yoruma bile meydan vermeksizin tarihsel kayıtları bile şaşırtacak
şekilde oluşması Kutsal Kitap'ın Tanrısallığını bütün insanlığa ilan eder
durur. Kutsal Kitap,Tanrı'nın insanlarına kendini tanıtması ve özgür olarak
yarattığı insanlara aynı zamanda özgürlükleri içinde kendilerini yitirmemeleri
için sunduğu Kurtuluş Müjdesidir. İşte bu Müjde insanlık tarihinde bu
denli eski, eski olmasına karşın bu denli de etkin bir Müjde'dir. Kulsal
Kitap bütün bu ilginç geçmişiyle birlikie aynı zamanda içindeki birçok
Tanrısal buyrukları ve öğretileriyle doğru ya da yanlış birçok inanca
da kaynak oluşturmuştur.
Yukarıda
söylediğimiz ve aynı zamanda bir örnek olsun diye ana başlıklarıyla
sıraladığımız gibi, Kutsal Kitap'ın başından sonuna kadar ana bir
çizgininin sürekli devam ettiğini görmekteyiz. Bu ana çizginin en
belirgin kişisinin Mesih İsa olduğunu da dile getirmiştik. Şimdi bu
çizginin birbirinden ayrı zaman birimlerinde ve hatta bazen birbirinden
habersiz farklı kişilerce söylenmiş sözlerle nasıl kırılmaksızın oluştuğunu
birlikte izleyelim.
1)
"Seninle kadını, onun soyııyla senin soyunu birbirinize düşman
edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın
" (Tekvin 3:I5)
Bu ayet
Kutsal Kitap'ın ilk başındaki bölümde yer almaktadır. Ayet bölüm içinde
okunduğunda Şeytan'ın yılan aracılığıyla kadını ayartmasından, kadın
ve adamın yasak meyveyi yemesinden sonra Tanrı'nın yasağına karşı
gelindiği için Tanrı yargısının duyurulması sırasında yılana, yani
Şeytan'a söylenilen sözdür. Tanrı ilk önce yılana isyanının gerektirdiği
cezayı vermiş, daha sonra kadına ve son olarak da erkeğe ayrı ayrı
isyanlarının karşılığını vermiştir. Yani halk arasında yaygın olduğu
gibi yalnızca isyan ve aldanma suçuyla kadın suçlanmamıştır. Bu olaya
dahil olan üç ayrı şahıs da isyanın karşılığını almışlardır. Ama bu
ayette söylenilen bir söz çok önemlidir: "Seninle kadını,
onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim ".
Buradaki kadın yılanın aldattığı Havva'dır. Şeytan'la İnsan arasına
burada zaten bir düşmanlık otomatik olarak girmiştir. Çünkü insanın
özgür iradesini Tanrısal olandan çekmekle zaten Şeytan insanın başını
belaya sokmuştur. Ama ayette "onun -Şeytan'ın- soyuyla
senin -kadının- soyunu" derken ne demek istemektedir'?
Yani Şeytan'ın soyu onun gibi aldatıcılar, yalancılar, Tanrı'nın yüceliğine
isyan etmiş ve başkalarını da sürekli olarak kışkırtıp Tanrı yolundan
alıkoyanlardır, Peki ya kadının soyu kimdir? İnsan, kadın ve erkek
olarak yaratılmıştır. Erkek ve Kadın bir arada insanı oluşturmuşlardır.
Erkek ile ilişki olmaksızın kadının soy sahibi olması normal olarak
dünya tarihinde gerçekleşmemiştir. Bunu yalnızca bir kişide görmekteyiz,
o da Mesih İsa'nın annesi Hz.Meryem de. Bu kadınların en mübareği
olan kadın Tanrı'nın lütfuyla bir oğula sahip olmuştur. Bu doğan çocuk
özünde Tanrı Sözünü bulunduran Mesih İsa'dır. Ve gerçekten daha Tevrat'ın
ilk başında denildiği gibi Mesih'in çarmıh üzerindeki ölümü sanki
Şeytan'a zafer kazandırmış gibi görünmüş ama üçüncü gün Mesih'in ölümden
şanlı dirilişiyle Şeytan'ın başına bir daha kendini toparlayamayacağı
bir darbe vurmuştur. Bildiğiniz gibi yılanın en hassas noktası başıdır.
Eğer onun başını yakalarsanız yılanı mağlup etmiş olursunuz. Bu ayette
`'Onun soyu senin başını ezecek, Sen onun topuğuna saldıracaksın"
tarzında da bir ifade bulunmaktadır. Ölümden diriliş ve bu dirilişe
tanıklık edenler ve Tanrı Sözü Mesih İsa'ya ve O'nun ölümden dirilişine
imanla Tanrı'da yeni yaşama dirilenler gerçekten de Şeytan'ın oyunlarma
artık ebediyen yenik düşmeyecek olan insanlardır. Bu nedenle kadından
doğan Mesih İsa'nın ölümü ve ölümden dirilişi Şeytan'ın tam başına
saldırmasıdır. Bu olaydan sonra Şeytan sadece can havlinden ötürü
kuyruk sallayarak inananlara çarpmaya çalışabilir. Zehrini hiçbir
zaman akıtamaz, ısıramaz ve sadece bir kaç darbe vurmaktan da öteye
gidemez. Tabii bu Mesih İsa'yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul edenler
ve O'nun kanında günahlarının affedildiğini bilenler içindir. Bu ayet
kaleme alındığında, dilden dile dolanmaya başladığında tarih milattan
çok öncelerini göstermektedir. Henüz Kutsal Kitap'ın diğer bölümleri
yaşanmamıştır. Zaman dünyanın başlangıcıdır. Başlangıçta Söz vardır.
Yani Tanrı Sözü daha dünyanın yaratılışında, yaratılışa yön veren
ilk emirde vardır. "Ol" işte bu söz Tanrı Sözü'dür. Yani
daha sonra Mesih İsa'da beliren ve dünyanın günahı için kurban kuzusu
olarak sunulan, ölümü yenip zaferli dirilişle insanlığa yeni yaşam
bahşeden bu söz ilk emirde vardır. Zaten bu nedenle Kutsal Kitap Yeni
Antlaşma bölümünde, Yuhanna 1:1'de "Başlangıçta Söz vardı.
Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı" ve aynı bölüm
14 ayette "Söz insan olup aramızda yaşadı"
demektedir. Bu söz Kutsal Kitap, Eski Antlaşma bölümünde, Tekvin 1:3
'teki "Tanrı ışık olsun ' diye buyıırdu'' sözündedir.
Yani "ol" fıilidir. Ve bu Söz Tanrı'dır. O'nun daha
baştan sözünün bir kadından beden alıp Şeytan'ın yetkisine son vereceğini
bildirdiğini işte bu açıklamaya çalıştığımız ayette net bir şekilde
görüyoruz. Bu "onun soyu ve senin soyun " diye
başlayan ayeti Kutsal Kitap'ta sürekli anlatılmaya çalışılan ve Tanrı
çizgisini oluşturan Mesih İsa'ya işaret olunan ayeti bizim için şimdilik
ilk basamak olarak ele alalım. Tanrı'nın Kutsal Kitap içindeki Mesih
İsa temeli üzerindeki çizgisine bakmaya devam edelim. Esasında Tanrı'nın
Kutsal Kitap içinde verdiği vaatleri de bu şekilde izlemiş olsak yine
bizi Mesih İsa'ya götüren bir başka Tanrı çizgisini de elde etmek
mümkün olacaktır. Ama bu çalışmamızda yalnızca başından beri anlatılmaya
çalışılan Mesih İsa üzerinde belirlenmiş Tanrı kurtarışının ana çizgisini
göstermeye ve dolayısıyla Kutsal Kitap'ın ne denli sağlam bir temel
üzerine oturtulduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
2)
"...Bir gün Kain toprağın ürünlerinden RAB'be sunu getirdi.
Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de
yağlarını getirdi. RAB Habil'i ve sunusunu kabul etti. kain'in sunusıına
ise reddetti. kain çok öfkelendi. suratını astı. RAB kain'e, `Niçin
öfkelendin?' diye sordu, 'Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan, seni
kabııl etmez miyim?'... " (Tekvin 4:3-7)
Bu ayetleri
okuduğumuzda da ilk bakışta neden Tanrı birisinin sunusunu kabul ediyor
da diğerinin kabul etmiyor tarzında bir soru sorma ihtiyacını duyuyoruz.
Oysa öyküyü bir kez daha dikkatlice okuduğumuzda yine çizgi üzerinde
belirtilmek istenen vahyin özünü görmeye başlıyoruz: Kurban Kuzusu.
Bu nedenle kurban kuzusu sunanın sunusuna Tanrı ilgi gösteriyor, kuzu
dışında başka şeylerle gelen kişinin elindekiler ilgi görmüyor. Hatta
bu nedenle o kişinin de Tanrı ilgisinden mahrum kalmaması için güzel
bir şekilde uyarıldığını görüyoruz. Evet, ikisi de Rab'be sunu sunmak
için yaklaşıyorlar. Bununla birlikte bu sunulan şeylerin ne olduğuna
dikkatlice bakmak gerekiyor. Bunlardan bir tanesi toprağın ürünü,
yani çalışma ve çaba sonucunda üretilmiş bir takım ürünlerin sunulması,
öbür tarafta ise ilk doğanla kastedilen kusursuz kurban kuzusu. Tanrı
bu noktada yine bu iki kardeş örneğini kullanarak vahiysel öğretişini
gerçekleştiriyor. Hem de çağlar boyu herkesin anlayabileceği net bir
dille, güzel bir örneklemeyle. Elbette toprağın ürününü Tanrı'ya getirmekte
bir sorun yok, o da gönlümüzden koptuğunca değil zaten. Tanrı'ya bütün
yürekten inanıyorsak tamamıyla ona ait olan bu şeylerin, bir parçasını
sunu olarak Tanrı'nın önüne getirmişiz çok mu?
Ama Habil'in
seçtiği Tanrı tarafından yaratılmış bir şey, elinin işiyle edinmediği
hazır bir varlık. Kan dökülmeksizin bağışlama olmaz ilkesinden hareketle
(Levililer 17:11). ileride bütün insanlar için Tanrı Sözü'nün çarmıh
üzerinde dökeceği kana yüzyıllar öncesinin derinliğinden bir işaret
olduğunun farkında olmaksızın, Habil kusursuz kurban kuzusunu o yürekten
inandığı Tanrısına günahlarının bedeli olarak sunuyor. İşte, Tanrı
bu sunuyu kabul ediyor.
Şimdi
örneği biraz daha açalım. Yani Tanrı kendi ellerimizin ürünü olan,
kendi ibadetlerimize, yaptığımız hayrın ve hasenatın yani iyiliğin
ve iyi işlerin çokluğuna bakmıyor. Bunların elbette güzel şeyler olduğunu
bize öğretiyor. Ama esas sunulması gerekenin yüreğin kendisi olduğunu
ve esas sununun bu kurban kuzusuna imanda olduğuna işaret ediyor.
Yani neye ve kime inandığına tam anlamıyla emin olmayı takdir ediyor.
Hiç kuşkusuz kitabın daha bu ilk bölümlerinde kabul gören kurban kuzusu
daha sonraki bölümlerde de yine aynı şekilde karşımıza çıkıp duruyor
ve sonunda simgesel olarak işlene işlene Mesih İsa'ya ulaşıyor. Bu
nedenle biz bu olayda da Mesih İsa çizgisini açık ve net bir biçimde
gözlemlemiş oluyoruz.
Daha bir
başka değişle Tanrı'nın müjdesi ile dinleri birbirinden ayıran güzel
bir noktayı da yine bu ayetlerin getirdiği örneklemede görüyoruz.
Tanrı bizden bizlerin kurtuluşu için sunduğu kurban kuzusu olan kendi
Sözü Mesih İsa'ya bakarak ve O'nun kanını günahlarımıza bedel kabul
ederek, tam anlamıyla yürekten bir imanla Tanrı'ya teslim olmamızı
istiyor. İbadetler, iyi işler, bütün güzellikler, iyi ahlak bu imanın
varlığından kaynaklanıyor. Mesih İsa da tövbe ederek başladığımız
yeni yaşamda gerçekten Mesih İsa'ya benzer tam anlamı ile Tanrısal
yolda yürüyen bir insan modeli önümüze çıkıyor. Bu insan yanlışlıkla
düşse bile hergün Mesih İsa'daki ilişkisiyle doğruluyor. Günahını
Tanrı önüne getiriyor ve Tanrı yolundaki yeni yaşamında devam edip
gidiyor. Yani kurtuluş Tanrı'dan Mesih İsa'da bir karşılıksız lütuf
olarak insana sunuluyor. İnsan kabul ederse bu lütuf o insanı baştan
aşağıya değiştirmeye ve kutsallaştırmaya başlıyor. Eski Adem gidiyor
ve yerine yeni Adem geliyor. Tanrısal cenneti daha dünya yaşamında
edinmiş oluyor. Bu nedenle İncil-i Şerif, Efesliler 2:8-9'da "İman
yoluyla, Iütufla kıırtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın
armağanıdır. Kimse övünmesin diye iyi işlerin sonucu değildir"
sözlerini buluyoruz.
Bunun
yanında dinler ise genelde önce şartlarını ortaya koyuyorlar, eğer
bu şartlara uyulursa ve bir takım yapılması gerekli olan şeyler yapılırsa
bağışlama belki ancak ondan sonra geliyor. Bütün bu uygulamaların
da tam ve mükemmel olarak uygulanması isteniliyor. Ancak ondan sonra
bir ödül olabileceğinden bahsediliyor ama bu konuda da bir kesinlikten
söz edilmiyor.
İşte Kain'in
ellerinin işi aynı bir takım dinlerin önerdikleri gibi bir örneği
sergiliyor. Tanrı bu nedenle böyle bir sunuya bakmıyor. Çünkü böyle
bir sunuda, insanın kendi kendini kurtarma girişimleri, ya da yapabildikleriyle
övünme girişimlerini seziyor. Oysa Habil kuzusunu sunarken hazır olan
bir ürünü Tanrı önüne getiriyor. Tanrı'nın insana lütufla sunduğu
kurtuluş gibi, bu Tanrı'nın yarattığı insanından yürekten inanması
ve yüzde yüz Tanrı'ya dönmesinden başka kar- şılık beklemediği hareket
karşısında insan adeta hayrete düşüyor. Ben, "Benim gibi bir
günahkar nasıl olur da şartsız şurtsuz, gece gündüz dualar etmeksizin,
yalvarıp yakarmaksızın yalnızca ve yalnızca yürekten Tanrı'ya ve O'nun
kurtarıcısı olan Mesih İsa'ya inanmakla bağışlanabilir" diyerek
şaşkınlık ve sevinç içinde kalıyorum. İşte, yarattığı insanı hayrete
düşüren Tanrı büyük bir değişmezlik içinde, Mesih İsa çizgisi üzerine
koyduğu vahyini sürdürüp duruyor.
Yalnız
burada bir yanlış anlaşılma olmaması için şunu hatırlatmakta yarar
görüyorum. Ben Tanrısal kurtuluşun imanda olduğunu, bir takım dinsel
işlerle kazanılmayacağından bahsediyorum. Ama bunu söylediğimde Mesih
İsa'nın izleyicilerinin hiç bir zaman nasıl olsa Mesih İsa'ya bir
kez inandım, kurtuldum diyerek Tanrıtanımaz insanlar gibi yaşayabileceklerini
söylemek istemiyorum. Aksine Tanrısal Kurtuluşa ermiş kişiler olarak
daha farklı bir yaşam anlayışını doğal olarak, yüreklerindeki Mesih
İsa'dan dolayı yaşamaya başladıklarını belirtmek istiyorum. İmanda
serpilip büyümeleri ve Şeytan'ın kendilerine kurduğu tuzaklara düşmemek
için günün her saatinde dualarıyla Tanrı'ya sıkı sıkıya sarıldıklarını
anlatmaya çalışıyorum. Tanrı'nın birtakım göstermelik işler sonucu
değil yalnız imanla gönüllerinde tutuşturduğu kurtuluş sevincinden
ötürü daha ziyadesiyle kiliselerdeki ibadetlere koştuklarını, her
fırsatta kendilerine sonsuz yaşam vermiş olan Tanrı'ya teşekkür ettiklerini
ve dualarıyla yalnız kendilerini değil bütün insanlığı Tanrı önüne
getirdiklerini söylüyorum. Böyle bir lütufla bizlere verilmiş Tanrısal
kurtuluşa karşılık bütün ibadetlerin, duaların, iyiliklerin Tanrı'ya
bir teşekkür olarak elbette geri dönmesi gerekiyor. Tanrı'yı hoşnut
etmek böyle bir lütfa karşı elbetteki en içten teşekkürümüz oluyor.
Oysa dinlerde bütün bu uygulamalar Tanrı'dan kurtu- luş ve sonsuz
hayatı edinmek gibi tam ters doğrultuda ele alınıyor.
Uzun lafın kısası Kutsal Kitap içindeki çizgi üzerinde durduğumuz
bu ikinci duraktan da bizi yine Mesih İsa'ya yönlendiren bir işaretle
çıkıyor ve bir başka durağa doğru hareket ediyoruz.
3)
"Melek, (İbrahim'e) 'Çocuğuna dokunma' dedi, 'Ona hiçbir
şey yapma. Şimdi Tanrı'dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden
esirgemedin. ' İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara
takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık
adak olarak sundu." (Tekvin 22:12-13)
Burada
karşılaştığımız bir başka olayda da yine kurban kuzusunun ana konu
olduğunu görüyoıuz. Tanrı'nın seçtiği kişi olan Hz.İbrahim Tanrı'ya
olan iman ve bağlılığından ötürü en değerli varlığını dahi sunacak
kadar büyük bir iman örneği sergilemektedir. Ama Tanrı bu denli büyük
bir imana karşılık ona kendi oğlunu kurban etmemesi için bir koç ihsan
etmiştir. Bu olaya da baktığımızda bir türlü neden sorunsundan kendimizi
kurtaramıyoruz. Oysa nedenin cevabı yine Tanrı'nın başından beri anlatmaya
çalıştığı canlarımızın sonsuz yaşama kavuşması için gerekli olanın
kurban kuzusu olduğu fıkridir. Dolayısıyla bu olayın içinde de yine
Tanrı'nın günahlarımıza kefaret, bağışlamalık olarak sunduğu Sözü
olan Mesih İsa'ya kadar uzanan bir atıf söz konusudur. Ana çizgi olaydan
olaya, kişiden kişiye geçmekte, yerler, kişiler değişmekte ama çizgi
değişmemektedir. Hatta Kutsal Kitap'ta tarihler Mesih İsa'nın doğumuna
yaklaştıkça bu çizgi daha da kalın hatlarla belirginleşerek devam
etmektedir. Buradaki koçun boynuzlarının çalılıklara takılmış olarak
resimlenmesi de oldukça ilgi çekicidir. Mesih İsa'da kollarından ve
ayaklarından çarmıha yani bir tahtaya çakılarak asılı kalmıştı. Bu
iki resimleme arasında da büyük bir benzerlik vardır. Tarihler ayrı
olduğu gibi olayları aktaranlar da farklı farklıdır. Kutsal Kitap'
ın Tevrat bölümünde kalan bu ayetler hala Yahudilerce okunup durmaktadır.
Çarmıha gerilme olayı ise İncil bölümünde gerçekleşmektedir. Yahudiler
bu bölümü kabul etmedikleri için hala bir kurtarıcı Mesih beklemektedirler.
Ne yazık olan olmuştur. O Yüce Tanrı'nın sözleri bir bir yerine gelmiştir.
Ama kitabın bir bölümüne inanıp diğer bölümünü kabul etmeyenler Tanrı'nın
vahyini, izlediği çizgiyi tam görememektedirler. Bu bölümde İshak
babasına, Tanrı'nın sağladığı kurtuluşla, bir kurbanlık koç'un sunulmasıyla
kavuşmuştur. Tanrı söylediği sözünden dönmeksizin, kendi söylediği
sözün yargı gücünü bildiği için kendi lütfuyla bir başka formül sağlamış
böylelikle insanların kolaylıkla kendi bağışlamasına kavuşmasına yol
açmıştır. Çünkü bizim irademiz dışında bizi yaratan O'dur. Bu nedenle
bize Kurtuluş'u, günahtan arınmayı, kutsal olmayı sunan, öğreten ve
bu sorumluluğu da üstüne alan O'dur. Bizi yalnız yaratıp ortaya atmamıştır.
Bizi başı boş da bırakmamıştır. Bize kılı kırk yaran, zorlu, gücümüzün
yetemeyeceği bir takım kurallarla da başbaşa bırakmamıştır. Kendi
sonsuz sevgisinden doğan Merhametle bize her dönemde yalnız bir şekille
karşılıksız sevgi (Agape Sevgisi) ile yaklaşmıştır. Bu olayda İshak'ın
bu kurban aracılığıyla yeniden babasına kavuşması, biz günahkar insanların
çarmıha gerilmiş kurban kuzusu Mesih İsa'da günahlarımızdan arınarak
kutsal olan ve yalnız kutsal olana bakabilen yüce Tanrımıza (mecaz
olarak babamıza) kavuşmamız gibidir.
4)
"Gerçek acılarımızı o taşıdı ve elemlerimizi o yüklendi; gerçek
biz sandık ki o cezaya uğradı. Allah tarafından vuruldıı ve alçaltıldı...
onun bereleri ile şifa bulduk...fakat alçaltıldığı zaman ağzını açmadı,
boğazlanmaya götürülen kuzıı gibi ve kırkıcılar önünde dilsiz duran
koyun gibi ağzını açmadı..." (İşaya53:4 ~7)
İşaya,
Kutsal Kitap içinde Mesih'in gelişine, insanları günah yükünden kurtarmak
için çekeceklerine dair en çok peygamberligin edildiği bölümdür. Mesih
İsa'dan yaklaşık 700 yıl önce yaşamış bir peygamberin agzından dökülen
bu sözler hem o dönemdeki olaylara hem de Mesih İsa'nın doğumundan,
çarmıha gerilişine dek gerçekleşen olaylara ışık tutmuştur. Her Doguş
Bayramında (Noel) sıkça duyulan "İşte, kız gebe kalacak,
ve bir oğul doğuracak, ve onun adını İmmanuel (Tanrı bizimledir) koyacak"
(İşaya 7:14) ifadeleri bu bölümde yer almaktadır. Evet, kız oğlan
kız olan Hz.Meryem gebe kalıp gerçekten Tanrı Sözü'nün bedende dünyaya
ulaşmasında bir vesile olmuştur. Aynı şekilde 11. bölümünde dediği
gibi "Yessenin kütüğünden bir fıliz çıkacak....Rab'bin
Ruhu, hikmet ve anlayış ruhu, öğüt ve kuvvet ruhu, bilgi ve RAB korkusu
ruhu onun üzerinde kalacak" bu sözler de yine 0'na, o
gelecek olan Tanrı Sözü'ne bir işaret olarak söylenmiştir. Yukarıda
atlama taşı olarak kullandığımız bu ayette de bir kurban kuzusundan
bahsedilmesi ve bu kuzunun bütün acılarımızı ve elemlerimizi taşıması
Tanrı çizgisinin Mesih'e işaret eden belirgin özelliğini oluşturmaktadır.
Kutsal Kitap'ın içindeki birçok bölümden sadece biri olan bu bölüm
Tevrat'ın içerdiği beş kitabın dışında yer alan bir peygamberlik kitabı
olduğu için atlama taşı olarak birçok bölümü geçerek bu bölüme ulaştık.
Çizginin sürekliliğine güzel bir örnek olması ve Tanrı Vahyi'nin değişmezliğini
ve değiştirilemezliğini gösterme açısından bu bölümü size sunmayı
uygun gördük. Şimdi bu gittikçe daha da belirginleştiğini söylediğimiz
çizginin bir de sona yani Mesih İsa'nın gelişine ve hizmetine başlamasına
en yakın örneğini verelim ve bu örnekle bu çizginin özet olarak gösterimini
noktalayalım.
5)
"Ertesi gün İsa'nın kendisine gelmekte olduğuna Yahya görüp dedi:
İşte dünyanın günahını kaldıran Allah kuzusıı" (İncil-i Şerif
/ Yııhanna l: 29)
Son
olarak size seçtiğimiz bu ayet ise bizi çizginin sonuna getirmiş bulunmakta.
Çünkü bundan sonra çizgi ta başından beri varılması istenilen yere
yani kadından doğan'a ulaşmıştır. Şimdi artık Tanrısal vahiy iki kapak
arasında tamamlanmış ve yaşayan bir Söz olarak Mesih İsa'da daha somut
bir biçimde gözle görülür halde dünya üzerindeki hizmetine başlamıştır.
Bu hizmet yalnız peygemberlik hizmeti değil, çok daha farklı bir hizmettir.
Bu hizmet adeta Ruhsal anlamda bir asansörlük hizmetidir. İnsanın
ruhunu gerçek sahibine döndürüp, gerçek sahibine hiç ondan dönmemecesine
yükseltme hizmetidir. Mesih İsa sözü adeta bir mecaz ifadeye belirtilebileceği
gibi Tanrı'nın direk telefonunun numarasıdır. Yeter ki, kişi O'nun
Tanrı'dan geldiğini bilsin ve O'nu yalnız bir peygamber değil, Tanrı
Sözü, Kurtarıcı, Mesih ve Tanrı Sözünün bir bedende ilanı olmasından
ötürü Rab olarak yüreğine alsın.
Bu ayette
bu nedenle Hz.Yahya, Mesih İsa'nın gelişini gördüğünde O'nu net bir
biçimde anlatan, O'nu yalnız bir peygamber değil, bir Mesih, bir Kurtarıcı
olarak, Tanrı Sözü, Tanrı Ruhu olarak ayırt edici özellikleriyle tanımlayan
sözcükleri kullanmıştır. Özellikle "..dünyanın günahını
kaldıran Allah kıızıısıi.." demekle başından beri Tanrısal
Vahyin çizgisini hatırlayarak yine Mesih İsa'yı gerçek hizmetinde
ve gerçek kişiliğinde tanıtmaya çalışmıştır. O gerçekten de başından
beri anlatılan kadından doğan, kusursuz kurban kuzusu, bizi babamıza
kavuşturan, bizim elemlerimizi taşıyan ve dünyanın günahını kaldırandır.
İşte biz
Mesih'i izleyenler, Mesih'e benzemeye çalışanlar ya da iyi ya da kötü
anlamda bize verilen Hristiyan adıyla (İsa'ya benzeyen) Kutsal Kitap'a
göre yaşamlarını sürdürenler İncil'de Mesih İnancında yüzlerce yıldan
beri Tanrı'nın sesini böyle bir kesin çizgi üzerinde işitip durduğumuz
için hala bu kitabın izleyicisi olarak yaşamlarımızı sürdürmeye ve
bu imanda dünyadaki hayatımızı tamamlamaya çalışıyoruz. Bu küçük çalışmanın
başlangıcında herkesin doğrularından söz ederken de tekrarladığımız
gibi size aktarmaya çalıştığımız ve hiç değiştiğini görmediğimiz 0
Muhteşem Tanrımızın çizgisini gören ve bilen bizler için doğrunun
bu olduğunu söylüyor ve bu çizginin üzerindeki doğruya göre düşünce
yapımızı yönlendiriyoruz. Umarım bu özetlemeye çalıştığım çizgi, bizim
Kutsal Kitap'tan anladığımızı sizlere biraz olsun açıklayabilmiştir.