Yazar:
Dr. Fritz Schaefer, Kuantum kimyası profesörü, Georgia üniversitesi
Stephen
Hawking'in "Zamanın kısa tarihi " adlı kitabı şimdiye
kadar Evrenbilim (Kozmoloji) alanında yazılmış olan en popüler kitaptır.
Evrenbilimin ilgi alanı içinde olan sorular bilimsel ve teolojik
olarak çok derindir. Hawking'in kitabı bu sorulara her iki yönden
de yaklaşmaktadır.
Evrenbilim
evrenin bir bütün olarak incelenmesidir-yapısı-kökeni- ve gelişimi.
Hawking'in Evrenbilim ile ilgili ortaya attığı soruların hepsini
burada cevaplamayacağım, ama bir çoğu hakkında kendi yorumumu açıklayacağım.
Burada şuna dikkat etmenizi istiyorum. Sakın Kozmoloji ile Kozmetik
arasında bir bağ kurmaya kalkmayın. Kozmetik,saç ,deri ve tırnaklar
ile ilgilenme sanatıdır, evrenle değil!
İşte
Evrenbilimin yanıt aradığı birkaç genel ve temel soru :
- Evren
öz ve kapsam olarak sonlu mudur, yoksa sonsuz mudur .
- Sonsuz
mudur ? yoksa bir başlangıç geçirmiş midir ?
- Yaratılmış
mıdır ? Eğer böyle değilse bugünkü durumuna nasıl gelmiştir ?
Yok eğer yaratılmışsa bu süreç nasıl oldu ve buna etki eden etmenler
nelerdir ?
- Fizik
yasalarını ve değişmezlerini kim ya da ne belirler. Bu yasalar
bir tesadüf sonucu mu oluştu , biri mi belirledi ?
- Evrenin
şu anda bilinen boyutlarının ötesinde yaşayan başka varlıklar
var mıdır ?
- Evren
geri dönülmez bir şekilde küçülüyor ve büzülüyor mu yoksa genişlemeye
devam edecek midir ?
Tanrının
varlığı ile ilgili 5 temel ve geleneksel tartışma ile konuya başlayalım
isterseniz. Belki bu alana hemen şimdi değinmek yerinde olmayabilir
ama zaman içinde bu soruların ortaya çıktığını kendiliğinden göreceksiniz.
Bu tartışmaların geçerli olup olmadığını tartışmak istemiyorum fakat
astrofizik literatüründe bu tartışmalar aşağıdakilerden söz eder:
- Kozmolojik
tartışma: evrenin varoluşunun nedeninin uygun bir anlamı vardır.
- Teolojik
tartışma: evrenin tasarımının bir amaç veya yönlendirişle ilişkisi
vardır.
- Akla
yatkın tartışma: evrenin işleyiş tarzının düzenle, doğal kurallarla
ve akılla bir ilişkisi vardır.
- Varlıkbilimsel
tartışma: insanın Tanrı'ya ilişkin fikirlerinin (Tanrısal bilinçlilik)
Tanrı tarafından içimize konulduğu.
- Ahlaki
tartışma: insanın içine yerleştirilmiş doğru ve yanlış duygusu,
yalnızca (yüce bir varlık tarafından içimize konmuş) doğuştan
gelen yasanın bilinçliliğiyle tanımlanabilir.
Big Bang
Evrenin
kökeninin kesin bir zamanının olduğuna ilişkin fikrine, bazı ünlü
bilim adamları tarafından felsefi olarak direnilmiştir. Biz Arthur
Eddington örneği ile başlayalım. Einstein'ın Genel Rölativite Teorisi'ni
1919'da deneysel olarak onayladı. Oniki yıl sonra, "Felsefi
olarak, şu anki düzene kadar olan başlangıç fikri bana çirkin geldi
ve gerçek bir boşluk bulmalıyım." Ve sonra "Başlaması
için evrime sınırsız zaman tanımalıyız" dedi.
Albert
Einstein'ın kendi Genel Rölativite Teorisi'ne olan tepkisi, Tanrı'yla
karşılaşma tehdidi olarak gözüktü. Genel Rölativite denklemleri
boyunca ilerlersek, evrenin kökenini yani zamanın gerisindeki başlangıç
şeklinin izini yakalayabiliriz. Bununla beraber, onun kozmolojik
çıkarımını açıklamadan önce, Einstein kozmolojik sabitini tanıttı
: "fudge factor" denen hatalara açık bir statik (durağan)
model geliştirdi. Einstein sonradan bilimsel kariyeri için büyük
hata yaptığını fark etti. "Bir başlangıcın gerekliliği"
diye adlandırdığı ve neticede "büyük varlığın gücü"dediği
sonucu isteksizce kabul etti. Ama asla kişisel Tanrı gerçeğini kabul
etmedi.
Evrenin
başlangıcına ilişkin belirli fikre neden böyle bir direniş vardır?
Bu doğrudan ilk tartışmaya döner, kozmolojik tartışma: a) Varolan
her şeyin bir yaratılış nedeni vardır; b) Evren yaratılmışsa böylece;
c) evrenin yaratılış nedeni vardır. Bu tartışmanın yönünün bazı
fizikçilere rahatsızlık veren bir yöne doğru gittiğini görebilirsiniz.
1946'da
Rus bilim adamı George Gamow, en eski ateş topu "big bang"in,
saf enerjinin güçlü yoğunluğundan oluştuğunu ileri sürdü. Bu ateş
topu, evrende varolan her şeyin özdeğinin yada maddesinin kaynağıydı.
Bu teorinin ön varsayımı ise, big bang'in hemen sonrasındaki sonuç,
evrendeki tüm galaksilerin birbirinden yüksek hızla uzaklaşıyor
olmalarıdır. Sıcak big bang teorisinin sözlük tanımı "tüm fiziksel
evrenin, tüm madde ve enerjinin ve hatta zamanın dördüncü boyutunun
ve uzayın, sınırsız bir durumdan veya aynı sonsuz yoğunluk, ısı
ve basınçtan dışarı doğru patlamasıdır."
Bell
Telefon Laboratuar'dan Arno Penzias ve Robert Wilson'ın 1965'te
geçmişteki mikrodalga radyasyon ışınımını gözlemlemeleri birçok
bilim adamını, big bang teorisinin geçerliliğine ikna etti. 1992'deki
daha başka gözlemlerin raporları, kozmolojistleri (evren bilimciler)
anlaşmadan aynı fikirde oybirliğinde birleşmelerini sağladı: 15
milyar yıl önce evrenin başlangıcı vardı.
COBE
(NASA'nın uydusu Kozmik Geçmiş Kaşifi)'den alınan 1992 gözlemleri
hakkında, dünyadaki tüm gazetelerin ön sayfalarında
bir hikaye gibi yayımlandı. The London Times, New York
Times vb. Lawrence-Berkeley Laboratuar'daki takım lideri George
Smoot'un açıklamasını yazdılar : "Tanrı'ya
bakmak gibi bir şeydi." Tabii ki bu da hemen halkın dikkatini
çekti.
Bilim
tarihçisi Frederik Burnham keşfedilenler hakkında, oldukça ölçülü
bir görüş belirtti : "Bu keşifler, Tanrı'nın evreni yarattığı
hipotezinin, geçmiş 100 yıl içinde herhangi bir zamandakinden daha
önemli olduğunu göstermektedir."
Herkes,
sözde "big bang dalgacıkları" olarak görünen gözlemleri
heyecan verici bulmadı. Elbette, evrenin durağan-modeli için çok
güçlü ve ateşli tartışmış bulunan iki kişi, bu keşiflerin sonuçlarının
hiçbirinden memnun değildi. Bunlar İngiliz Astronom Fred Hoyle ve
San Diego, California Üniversitesindeki çok ünlü Jeffrey Burbidge'tir.
Burbidge'in
(Hugh Ross ile yaptığı radyo konuşması) bu konulara ilişkin fikrini
değerlendirirken, gözlemlerin felsefi anlamlarına bir göz atalım.
Burbidge yeni deneye inanmıyor. O, kanıtların hayal kırıklığı içerisinde,
durağan-model teorisinin hala güçlü bir savunucusudur. O bu yeni
deneylerin "Big Bang ilk Mesih İsa Kilisesi" den geldiğini
söylemektedir. Şunu söyleyebilirim ki, benim eski meslektaşım, Berkeley
Laboratuar'ından George Smoot, bu durumdaki istisnadır. O kesinlikle
gözlemlerine önceden varsaydığı herhangi bir dinin etkilerini katmamıştır.
Bununla
beraber, Burbidge'in söylediği bir şey de doğrudur. O durağan-evren
modeli hipotezini destekliyor ve görüşünün Hristiyanlığı değil Hinduizm'i
desteklediğini belirtiyor. Bu doğru, evrenin durağan-model teorisi,
eğer doğru olsaydı, Hinduizm'deki sonsuz devir için biraz destek
sağlayacaktı. Big Bang teorisi, Hinduizm'e karşı önemli bir kanıttır.
Astrofizikçi
Hugh Ross, bu konuda çok ikna edici bir makale yazdı. Bizi yeniden
felsefi bir anlama getiriyor. Ross, şunu tanımlıyor:
"Zaman
bir boyuttur. Şaşılacak neden ve etkiden meydana gelir ki... Zamanın
başlangıcı evrenin yaratılışıyla beraber tesadüftür. Uzay-zaman
teorisi böyle söyler. Evrenin oluşum nedenin, kozmos'un zaman boyutundan
tamamen bağımsız, önceden varolan bir varlık tarafından oluşturulmuş
olması gerekir. Bu sonuç, Tanrı'nın
kim olduğuna ve ne olmadığına ilişkin Tanrı anlayışımız için çok
önemlidir. Bize, yaratıcının üstün olduğunu , evrenin sınırlarının
ötesinde çalıştığını söyler. Tanrı'nın evren olmadığını veya evrenin
Tanrı'yı içermediğini / barındırmadığını söyler.
Bunlar
bize, metafiziksel ve felsefi bazı önemli şeyler getiren, en popüler
iki görüştür. Eğer big bang teorisi doğruysa, (en popüler görüş)
Tanrı evrenle aynı şey değildir ve evren Tanrı'yı içermez (diğer
popüler görüş).
Stephen
Hawking yazılarında şunu söyledi: "yaratılışın gerçek noktası,
şu an bilinen fizik yasalarının anlama gücünün dışında yatar"
ve daha az bilinen fakat çok ünlü kozmolojist MIT'ten Profesör Alan
Guth "yaratılış anı açıklanamaz olarak beklemektedir"
dedi.
Tavsiye
etmeyeceğim bir kitaptan alıntı yapmak istiyorum. Parlak bir fizikçi
Leon Lederman, Nobel Ödülü sahibi."The God Particle"
(Tanrı parçacığı) isimli kitabı vardır. Ve başlık kendini belli
ediyor. ilk paragrafında yararlı bilgiler bulunuyor. Geri kalan
kısmı SSC'nin yapılışından bahsetmektedir. The Super Conducting-Super
Collider (Süper iletken-Süper Çarpışma) ki biz bunun olamayacağını
biliyoruz. İlk paragraf harika, benim söylemek istediğim şeye çok
yakın bir özet vardır:
Başlangıçta,
boşluk, tuhaf şekilli / formlu vakum, hiçbir şeyi içermeyin hiçlik
vardı. Ne zaman, ne madde, ne ışık, ne de ses vardı. Fakat doğanın
kanunları oradaydı ve tuhaf vakumun potansiyelini tutmaktaydı. Mantıksal
bir hikaye başlangıçla başlar, fakat bu hikaye evren hakkındadır
ve tabii ki başlangıçla ilgili herhangi bir bilgi / veri yoktur,
hiç, sıfır. İkinci bir trilyon bir milyar olgunluğundaki yaşa varıncaya
dek, evren hakkında hiçbir şey bilemiyoruz. Bu big bang'teki yaratılışın
çok kısa bir zaman sonraki halidir. Evrenin doğumuna ilişkin herhangi
bir şey okur veya duyarsanız, birisi onu hazırlamıştır, biz felsefe
çağında yaşıyoruz. Başlangıçta ne olduğunu sadece Tanrı bilir.
Lederman'ın
Tanrı'ya ilişkin tüm söyledikleri bu kadardır. İlk paragraf ve bu
kadar. Hawking'in kitabını bu kadar ünlü yapan şey, onun başlangıçtan
sona dek Tanrı hakkında konuşmasıdır.
Stephen Hawking
Muhtemelen
Hawking yaşayan en ünlü bilim adamıdır. Kitabı, "Zamanın
Kısa Tarihi" kitabını size okumanızı öneririm. 10 milyon'dan
fazla sattı. Sanırım, taslak halde yaklaşık 5 milyon sattı. Bir
kitap için çok satmak, bilim tarihinde hiç duyulmamıştır.
Kitap
hakkında bir de film vardır. Filmi de ayrıca iyidir. Hatta film
hakkında bile bir kitap yazıldı. Hawking'in harika bir mizah anlayışı
var. İkinci kitabının önsözünde şöyle
yazmaktadır: "Bu filmin kitabının kitabı. Bilmiyorum, acaba
filmin kitabının, filmini çekmeyi de planlıyorlar mı?"
Stephen
Hawking'in bilimsel araştırmasını biraz anlatmaya başlamak istiyorum.
Hawking ününü büyük detaylara girerek, özel saptadığı problemlerle
ilgilenerek sahip oldu. Bunlar: Tekillik, kara deliklerin etrafındaki
ufuklar ve zamanın başlangıcıdır. Şimdi, herkes emindir ki, eğer
bir kara delikle karşılaşırsanız, bu karşılaştığınız son şeydir
ve bu da doğrudur. Bir kara delik üçlü bir sisteme sahiptir ve merkeze
öyle yoğunlaşmıştır ki çekim gücü her şeyin hatta ışığın bile kaçmasını
engeller.
Hawking'in
ilk büyük çalışması ünlü bir kişi olan Roger Penrose ve George Ellis
tarafından1968-1970 arasında yayımlandı. Genel Rölativite denklemlerini
destekleyen her çözümün, uzayın tekil sınırlılığına ve geçmişteki
zamana teminat oluşturduğunu gösterdiler. Bu şimdi, "tekillik
teoremi" olarak bilinmektedir ve bu son derece önemli bir buluştur.
Sonra,
1974'te kendi çalışmalarında, şimdi "Hawking Işıması / Radyasyonu"
olarak bilinen, kara deliklerin patlamasıyla yok olan kuantuma ilişkin
fikirlerini formüle dönüştürdü. Bunlar olağanüstü öneme sahip bilimsel
işlerdir.
En çok
alıntı yapılan "Zamanın Kısa Tarihi" isimli kitabı,
aynı zamanda spekülatif yapan bir şey de vardı: 1984'te University
of California'da (Kaliforniya Üniversitesi) profesör olan James
Hartle ile çalışmak. Düzenli vakum yükselip alçalması modelini kullanarak,
zamanın başlangıcından patlamaya kadar tüm evren için matematiksel
yöntem geliştirebildiler. Bu aynı zamanda "dalga fonksiyonunda
evren" olarak adlandırılır. Şunu vurgulamalıyım ki çok basit
model kullandılar. Şimdi, böyle matematiksel deneyler çok spekülatifken,
onlar sonuç olarak yaratılış olayında daha derin düşünmeye bizi
ittiler.
Hawking
kesinlikle, tarihteki en ünlü fizikçi olmasına rağmen Nobel Ödülünü
kazanmamıştır. Bu insanları ikileme düşürdü. Onlar otomatik olarak
Nobel Ödülünü aldığını zannettiler. Henüz değil. Bunun nedeni, Swedish
Royal Academy (İsveç Kraliyet Akademisi)'nin ödül kazanmaya layık
keşfin deneysel doğrulanışı veya kanıtların gözlemlenmesi gerekliliğidir.
Hawking'in çalışması hala kanıtlanamamıştır.
Matematik onun teorisidir, bununla beraber çok güzel ve düzgündür.
Bilim henüz yeni yeni kara deliklerin varlığını doğrulamaya
başladı. Onların "Hawking Işımasını / Radyasyonu"nu veya
daha fazla teorik önerilerini tespit etmelerini bekleyelim.
Fikrime
göre gelecek yıllarda veya iki yıl sonra kara deliklerin varlığına
dair sağlam kanıtlara sahip olacağız. Elbette, zannediyorum ki verileriyle
gelen gözlemci Nobel Ödülünü alacaktır. Böylece bence Hawking
yakında Nobel Ödülünü almayacaktır ama , gerçi yine de dünyanın
en ünlü fizikçidir.
Hatta
Hawking'in araştırmalarının bazı yanları yanlış olduğu anlaşılsa
bile, bilimsel düşünce tarihinin üzerinde derin etkiye sahip olacaktır.
Einstein bütün bu konularda yanılmıştı. Özellikle kuantum mekaniğinde
yanılmıştı ve ancak biz onu hala en büyük üç dahiden biri olarak
hatırlayacağız.
Ve Tanrı
Zamanın
Kısa Tarihi Tanrı'ya
ilişkin çok şey söyler. Başlangıçtan sona dek Tanrı adından söz
edilir. Hawking'in Tanrı hakkındaki düşüncelerini bir düzen içerisinde
açıklamaya çalışalım. Hawking kozmolojist olmadan uzun zaman önce
Tanrı'ya ilişkin fikirlerini biçimlendirmişti.
Yaşamının
ilk yıllarında onu etkileyen kaynak annesi Isabel'di. Isabel Hawking
1930'ların İngiltere'sinde Komunist Parti üyesiydi ve onun oğlu
da yaşamı boyunca bu entelektüel yapıya sahipti.
13 yaşına
geldiğinde, Hawking'in kahramanı bir ateist filozof ve matematikçi
Bertrand Russell' dı. Aynı yaşta, Bill Graham'ın 1955 yılında Londra'daki
müjdeleme konferansı esnasında, iki arkadaşı hristiyanlığı kabul
ettiler. 1992'deki biyograficilere göre, Hawking bu "eğlendirici
ayrım"la karşılaşmak istemedi ve uzak durdu. Stephen Hawking'in
Zamanın Kısa Tarihi kitabında, 13 yaşındaki inançtan olan
uzaklıktan hiçbir şey bulamazsınız.
Hayatının
en önemli olayı 1962'nin Aralık ayının 31'inde gerçekteşti. Yeni
yıl kutlama partisinde gelecekte eşi olacak olan Jane Wilde ile
tanıştı. Bir ay sonra, korkunç bir hastalık teşhis edildi. Bunun
ismi ALS (Amyotrophic lateral sclerosis). Kendisine ancak 2 yıl
daha yaşayabileceği söylendi. Bu 32 yıl önceydi. Benim bu hastalıktan
ölen 3 arkadaşım var. Çok korkunç bir hastalıktır. Böylece iki,
üç ve beş yıl geçti. Bazılarının görüşüne göre, Stephen Hawking
bir tıbbi mucizedir.
Yaşamının
bu noktasında, 1962'de, tüm notlarında orta derecede başarılı bir
öğrenci olarak Cambridge Üniversitesinden mezun oldu. Bu biyografiyi
hazırlayan kişinin bir alıntısını yapmak istiyorum.
Jale
Wilde'ın bu sahnede ortaya çıkması biraz şüpheliydi ama Stephen
Hawking'ın yaşamı için büyük bir dönüm noktasıydı. İkisi beraber
birbirlerini daha fazla görmeye ve ilişkilerini geliştirmeye başladılar.
Jane , Stephen'ın depresyonunu kıran ve yaşamına ve işine ilişkin
inancını yeniden yaratan bir insan oldu. Hawking için, nişanlanma
muhtemelen o ana dek gerçekleşen büyük bir şeydi. Yaşamını değiştirdi.
Yaşamak için bir şeyler ve kararlılık verdi. Jane'in yardımı olmaksızın,
onun hayatındaki fikirlerini taşıması ve yapması hemen hemen olanaksızdı.
1965
Temmuzunda evlendiler. Hawking'in kendisi şöyle söyledi:" Gerçekten
farklılık yaratan şey, Jane Wilde isimli biriyle nişanlanmamdı.
Bu bana yaşamam için neden verdi."
Kendi
görüşüne göre Jane Hawking ilginç bir insandır. Sanırım, bir an
önce kendisi için kocasının alanından mümkün olduğu kadar uzakta
bir akademik alan seçti . Bu da Onun Ortaçağ Portekiz Edebiyatı
doktorası olmasıdır !.
Jane
Hawking bir hristiyandır. 1986'da şu açıklamayı yapmıştır, "Tanrı'ya
imanım olmasaydı, bu durumda yaşayamazdım." yani kocasının
gittikçe kötüleşmesinden bahsediyordu."Kendimle beraber taşıyabileceğim
iyimser bir yaklaşımım olmadığından, ilk yaptığım evliliği hiç yapamazdım.
Bunu taşıyamaz ve kabüllenemezdim."
Kitabın
10 milyon satmasının ve bilimde popüler olmasının nedeni, tüm insanların
kaygılandığı amaçlarının ve anlamlarının problemlerinden bahsetmesidir.
Kitap, hristiyan inancını açıkça, kısmen, kapsamaktadır, fakat nazikçe
ve kin duyguları taşımadan. Saygı ve dikkatle yaklaşılması gereken
bir kitaptır. Bir arkadaşımın Avustralya'da gelip konuşma yapmam
için daveti üzerine, 1992'nin Aralık ayında bu makaleyi hazırladım.
Arkadaşım bana, Sydney'de çok sayıda insanın bu kitabı satın aldığını
ve bazılarının bunu okuyacağını belirttiğini söyledi. Böylece, bende
sizi Zamanın Kısa Tarihi'ni okuyanlardan biri olmaya teşvik
etmek istiyorum.
Bölüm 2
"Zamanın
kısa tarihinin" neden bu kadar çok sattığını açıklayan felsefi
yönüyle konuya başlamak istiyorum.
Stephen
Hawking bu konuda şunu belirtmiştir :"Tanrı hakkında bahsetmeden
evrenin başlangıcını açıklamak zordur." Benim çalışmalarım
bilim ve din arasındaki bir çizgide bulunuyor, ama ben bu çizginin
bilimsel yanında kalmayı deniyorum. "
Tanrının
bilimsel kurallarla tanımlanamayacak şekilde hareket etmesi oldukça
mümkündür. Bu durumda her şey kişisel inanca kalmaktadır.
Bilim
ve Hristiyanlığın birbirine karşı yarışan birer dünya görüşü olup
olmadığı kendisine sorulduğunda Hawking şöyle yanıtladı :"
O zaman Newton yerçekimini keşfedemezdi." Çünkü Hawking Newton'nun
güçlü bir inancı olduğunu biliyordu.
"Zamanın
Kısa Tarihi" pek net olmayan şeyler de söyler : örneğin "
Eğer yalnızca bir tane olası birleşik teori olsa bile ( burada kendisi
yerçekimi anlayışı ile kuantum mekaniğinin birleşiminden söz etmektedir.)
bu yalnızca bir takım kurallar ve denklemlerden oluşur. Fakat bu
denklemleri ateşleyen ve onları açıklayacak ev renin yaratıcısı
kimdir ?
Ben
bu cümleyi çok seviyorum.
Hawking
kuantum mekaniğine inanmadığı için Einstein'la dalga geçmektedir.
Kuantum mekaniğine niye inanmadığı sorulduğunda ise Einstein şu
yanıtı vermiştir :"Tanrı insanla zar atmaz." Hawkings
ise Tanrının insanla yalnızca zar atmadığını aynı zamanda bu zarları
görünmez bir yere attığını söyler.
"Zamanın
Kısa Tarihini" ilk okuduğumda sayfa 122'ye kadar şöyle düşündüm:"
Bu harika bir kitap ve evrenin zeka sahibi bir varlık tafından yaratıldığının
mükemmel bir savunması diye düşündüm." Fakat sonra devam ettikçe
gördüm ki bu muhteşem evrenbilimsel destan zayıf felsefe ve tanrıbilim
tarafından bozuluyor.
Örneğin
şöyle devam ediyor : Başlangıçta bu kurallar Tanrı tarafından gelmiş
olabilir; ama o zamandan itibaren O evreni kendi kuralları içinde
gelişmesine bırakmıştır ve artık karışmamaktadır gibi görünmektedir.(
sayfa 122). Hawkings görünmektedir demekle kesinliği olmayan önemsiz
bir Tanrıdan Kutsal Kitapta açıklanmayan bir Tanrıdan bahsetmektedir.
Onun bu dediğini de biraz deizm karışmış merak ve aynı anda her
yerde olan boşlukta kalmış bir Tanrı anlayışı ortaya çıkmaktadır.
Aklınız
karışmasın diye Hawkings'in kendisine ateist olup olmadığı sorulduğunda
kesinlikle hayır dediğini de belirtmek isterim. Bu şekilde suçlamalarla
karşılaştığında gerçektende kızmakta ve bu tür iddiaların yanlış
olduğunu söylemektedir. Kendisi bütün bu sınırlar içinde bir yerde
olan bilinmezci-deist ya da başka bir şeydir. Kesinlikle ateist
değildir ve hatta buna sempati ile bile bakmamaktadır.
Kitapta
en meşhur ve en çok alıntı yapılan yer ise şurasıdır : Evrenin bir
başlangıcı varsa bir yaratıcısı olduğu anlamını da çıkarabiliriz.(
Evrenbilim tartışması) Ama evrenin bir başlangıcı yoksa o zaman
bu yaratıcı nerededir ?(sayfa 140-1).
Bundan
Hawking'sin Tanrı ile yaratılış arasında net bir ilişki kuramadığını
görüyoruz. Stephen Hawking'in Tanrısının çok küçük olduğu sonucuna
direnmek yersizdir.
Kitabın
sonunda şu sonuca varmaktadır: "Eğer bütün bir teoriyi keşfedersek
Tanrının aklını da anlamış oluruz."(sayfa 175). Onun bu sözüne
sempati ile bakıyorum ama bence biraz fazla iddialı bir söz. Ben
onun bu sözünü şu şekilde ifade etmek istiyorum : birleşik tam bir
teoriye sahip olduğumuzda Tanrı nın aklı hakkında daha fazla bilgiye
sahip olacağız.
Entropik İlke
İşte
bu noktada biraz entropik ilkeden bahsetmem gerekir: Bir çok bilimsel
parametreler ve değişmezler vardır., eğer bunlardan herhangi biri
biraz olsun değiştirilirse dünya canlılar için yaşanmaz bir duruma
gelirdi. Hugh Ross'un kitabı "Yaratıcı ve Kozmos"u size
tavsiye etmek istiyorum. Entropik ilke üzerine dayanaklı bir tartışma
yaratmıştır ve aslında bir çok fizikçinin ve astronomun evrenin
yalnızca ilahi bir başlangıcı olduğuna inanmakla kalmayıp , ilahi
bir güç tarafından da dizayn edilme olasılığını göz önünde tuttuklarını
söylemektedir.
Böyle
düşünen bir kişi de panteist astronom( kamu tanrıcı gökbilimci)
George Greenstein'dir. Kendisinin şöyle bir açıklaması vardır: Bütün
kanıtları gözden geçirdikçe doğaüstü bir varlığın hatta bundan daha
öte bir varlığın bu işe mutlaka karışmış olduğu ortaya çıkıyor.
Olası olan şu ki bu üstün varlık hakkında bilimsel kanıtlar bulmak
bizi tökezletiyor.
Evreni
bizim yararımız için bu kadar ihtiyatlı bir şekilde yaratan Tanrı
mıydı acaba ?